top of page

Osmanlı Tarihi

Osmanlı Devleti 15. asra nasıl yön vermiştir?

29 Haziran 2021

Osmanlı Devleti 15. asra nasıl yön vermiştir?

15. asırda Osmanlı İmparatorluğu, dünya tarihini yönlendirir. Doğmakta, büyümekte, gelişmekte olan Avrupa’yı durdurduğu bir gerçektir. Eğer olaylar, istediğimiz gibi gitseydi, Türk İmparatorluğu Avrupa medeniyetinin ortasında oturacaktı. Ve mutlaka yeni zaman Avrupa’sının bazı kurumlarını benimseyecek ve gelişmelerinde rol oynayacak ve o müesseseleri o ileri götürecekti. Bu tabii Hıristiyan Avrupa’nın gerilemesi olacaktı, Avrupa medeniyetinin değil. Bir müddet sonra iki taraf arasında, II. Bayezid ile bir stabilizasyon bir dinginleşme başladı. Daha sonra Yavuz Sultan Selim, gözlerini şarka çevirdi. Oraları fethetti. Bir Avrupa politikası ancak Kanuni ile başlıyor ama bu Fatih dönemindeki gibi değil. 1453 yılında İstanbul’un fethi, 15. asrın en önemli olayı olarak dünya tarihine damgasını vurdu. Fatih Sultan Mehmed’in bu zaferiyle, bin yıllık Bizans İmparatorluğu sona ererken, İpek Yolu’nun kontrolü tamamen Osmanlıların eline geçti. Bu durum, Avrupalı devletleri yeni ticaret yolları aramaya iterek doğrudan "Coğrafi Keşifler"in fitilini ateşledi. Osmanlı, Doğu ve Batı arasındaki ticaretin tek hakimi haline gelerek, küresel ekonominin merkezini Akdeniz havzasına taşıdı. yüzyıl, aynı zamanda savaş sanatının da değiştiği bir dönemdi ve Osmanlı bu değişimin öncüsüydü. Özellikle ateşli silahların, büyük topların (Şahi topları) ve düzenli bir piyade sınıfı olan Yeniçerilerin savaş meydanlarındaki etkin kullanımı, Avrupa’daki feodalite (derebeylik) sisteminin çöküşünü hızlandırdı. Kalelerin dev toplarla yıkılabileceğinin kanıtlanması, Avrupa’nın siyasi yapısını değiştirirken; Osmanlı, merkeziyetçi devlet yapısını askeri teknolojiyle birleştiren dünyadaki ilk "Barut İmparatorluğu" oldu. Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid dönemlerinde İstanbul, sadece siyasi bir başkent değil, aynı zamanda dünyanın en önemli ilim merkezlerinden biri haline dönüştü. Sahn-ı Seman Medreseleri’nin kuruluşuyla birlikte Ali Kuşçu gibi büyük matematikçi ve astronomların İstanbul’a davet edilmesi, bilimsel gelişmeleri Doğu’dan Batı’ya taşıdı. Rönesans’ın temellerini atan pek çok düşünür ve sanatçı, İstanbul’daki bu entelektüel ortamdan etkilenmiş; Osmanlı’nın sağladığı istikrar ve hoşgörü ortamı (İstimalet), 15. asrın çok kültürlü yapısını inşa etmiştir.

2

dk.

İstanbul kaç kişiyle Osmanlı ülkesine dahil edildi?

29 Haziran 2021

İstanbul kaç kişiyle Osmanlı ülkesine dahil edildi?

Gerçeği kendine göre yazan çok. Ancak, itibar edilmesi gerekeli kaynaklar ortada. Her şey oralarda yazıyor zaten. Mesela 300 bin asker mümkün değil. Bu kadar askeri ne beslemek mümkün ne de barındırmak. Üstelik orduda hastalık yayılabilir ya da hamam çadırı, temizlik gibi gerekli hijyen kuralları tatbik edilemezdi, öyle 20-30 bin askerle de İstanbul alınamazdı. Askerlerin sayısının biraz daha fazla olması lazım. Ancak elli bini geçmez. Fatih’in merkez kapıkulu askeri, devrinde 12 bin civarıdır ama çok düzenlilerdir. Burada esas önemli olan bu düzen ve stratejidir. Çünkü Fatih, tüm zamanların en entelektüel mareşali ve döneminin de en bilgin hükümdarıdır. İstanbul halkı ve imparator şehrin savunmasındaki başarılarını daha çok cesaretlerine, dirence ve surların sağlam yapısına borçlular. Kaynak: İlber Ortaylı

1

dk.

Rumeli’nin fethinde Karesi Beyliği’nin yeri nedir?

29 Haziran 2021

Rumeli’nin fethinde Karesi Beyliği’nin yeri nedir?

Osmanlılar’ın Rumeli’ye geçiş ve yayılışını etkileyen faktörlerin başında Karesi Beyliği’nin 1335-1345 yılları arasında ele geçirilmesi gelir. Balıkesir, Manyas, Kapıdağı gibi yerlerin alınması, o zamana kadar Bizanslılar’a karşı kazanılan zaferlerden daha önemliydi. Çünkü artık Boğaz’ın güney sahillerini ellerinde bulundurmaya başlayan Osmanlılar, bu beyliğin denizcilik tecrübelerinden de istifade ederek, ilk fırsatta Rumeli’ye geçeceklerdi. Ayrıca Karesi Beyliği’nin hizmetinde bulunan ve gelecekte Osmanlılar’ın ileri gelen askerî ve idarî yöneticisi olacak olan Hacı İlbeyi, Ece Halil, Gazi Fazıl Bey gibi kimseler Osmanlı hizmetine girmişlerdi. Bu beyler Osmanlılar’ı, Rumeli’ye geçişe teşvik ettiler ve buranın fethinde büyük rol oynadılar. Osmanlı Devleti, kuruluşunun ilk yıllarında bir iç bölge beyliği görünümündeyken, Karesi Beyliği’nin 1345 yılı civarında Osmanlı idaresine girmesiyle birlikte stratejik bir sıçrama yaşadı. Karesi topraklarının ilhakı, Osmanlı sınırlarını Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasına kadar taşıdı. Bu coğrafi konum, karşı kıyıya yani Rumeli’ye geçmek için gerekli olan lojistik tabanı sağladı. Çanakkale Boğazı üzerindeki bu hakimiyet, Rumeli’nin fethini bir "hayal" olmaktan çıkarıp, somut bir "stratejik hedef" haline getirdi. Karesi Beyliği’nin Osmanlı’ya en büyük katkısı şüphesiz denizcilik alanında olmuştur. Karesioğulları, döneminin en güçlü denizci beyliklerinden biriydi ve gelişmiş tersanelere sahipti. Beyliğin Osmanlı’ya katılmasıyla birlikte, Karesi donanması ve bu donanmayı sevk ve idare eden denizci kadrolar da Osmanlı hizmetine girdi. Bu durum, denizcilik tecrübesi henüz çok kısıtlı olan Osmanlılar için paha biçilemez bir kazanımdı. Rumeli’ye geçişte kullanılan gemiler ve deniz aşırı harekat kabiliyeti, tamamen Karesi’den devralınan bu miras üzerine inşa edilmiştir. Toprak ve donanmanın ötesinde, Karesi Beyliği’nin Osmanlı’ya sunduğu en büyük değer yetişmiş insan gücüydü. Karesi’nin ilhakıyla birlikte Ece Bey, Gazi Fazıl Bey, Evrenos Bey ve Hacı İlbeyi gibi tecrübeli komutanlar Osmanlı saflarına geçti. Bu isimler, sadece birer asker değil, Rumeli coğrafyasını, Balkan halklarını ve bölgedeki siyasi dengeleri çok iyi bilen stratejistlerdi. Rumeli’ye geçişin sembol ismi olan Süleyman Paşa’nın en yakın çalışma arkadaşları ve fethin asıl icracıları bu Karesili beylerdi. Onların rehberliği olmasaydı, Osmanlıların Balkanlar’daki hızlı ve kalıcı ilerleyişi mümkün olmayabilirdi.

2

dk.

Osmanlı tarihinde ilk parayı kim bastı?

29 Haziran 2021

Osmanlı tarihinde ilk parayı kim bastı?

1980’lere kadar ilk Osmanlı parası Orhan Bey tarafından bastırılmış olarak bilinmekteydi. Para bağımsızlık alâmetlerinden birisi olduğundan, ilk Osmanlı parasının kimin zamanında bastırıldığı son derece önemlidir. Bazı anonim Tevârih-i Âl-i Osmânlar ve Hadidî Tarihînde Osman Gazi’nin para bastırdığı yönünde bilgiler mevcuttu. Ancak daha sonraki tarihlerde Osmanlı tarihlerinde zikredilen para basımı ile ilgili bilgiler de bu husus için yeterli delil olamazdı. Bu para da bulunamamıştı. İbrahim Artuk, 1980’de Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Sempozyumüna sunduğu bir tebliğle, bugün İstanbul Arkeoloji müzesinde bulunan bir parayı ilk Osmanlı parası olarak takdim etti. Üzerinde tarih bulunmayan bu paranın, XIV. yüzyılın başlarında, Anadolu’da Moğol hakimiyetinin sarsıntıya uğradığı yıllarda darp edilmiş olabileceği tahmin edilmişti. Ancak bu para bazı tarihçiler ve nümizmatlar tarafından kabul görmedi. Halil İnalcık, bu paranın sahte olduğu, Osman Gazi’nin Moğollar’ın daha önce Eşrefoğullarına ve diğer beyliklere yaptıkları sert muamelelerden dolayı para bastırmaya cesaret edemeyeceğini belirtir. Osmanlı sikkeleri üzerine sistematik bir araştırma yapan Slobadan Srecko-vic de bu parayı incelemiş ve Osman Gazi tarafından bastırılmış olamayacağı neticesine varmıştır. Nümizmatik açıdan bu sikkede birçok probleme rastlanılmaktadır. Paranın ön ve arka yüzleri iki farklı hakkakın (para kalıbı yapan kişi) elinden çıkmıştır. Paranın iki tarafında da isim bulunması ve harekeli olması, anlaşılamayan bir husustur. Para üzerindeki “duribe (basıldı)” kelimesi, daha sonraki sikkelerde, eğer darp yerinin adı verilirse kullanılmıştır. Bunda darp yeri belirtilmemekle birlikte bu ifade vardır. Osmanlı sikkelerinde I. Murad zamanında kullanılmaya başlanan harekelemenin bu akçede de görülmesi tuhaf bir durumdur. Sreckovic’e göre bu sikke Gazan Mahmud Han’ın (1295 1304) “çift dirhem”i örnek alınarak hazırlanmıştır. Ancak ağırlık ve standart açısından o paralara benzemez. 6.5 kırat olan Osman Gazi’nin parasının ağırlığı da bir meseledir. Ditrich Schnadelbach’ın İlhanlı devrindeki paraların ağırlıklarındaki değişim ile ilgili bir araştırması bu kırattaki paraların, ancak hicrî 723’ten (1323) sonra basılmaya başlandığını göstermektedir. Yukarıdaki bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere elimizdeki para, tarihi durum ve devrin paralarının tarihi gelişimine uygun değildir. Bu yüzden İbrahim Artuk’un bulduğu akçe, Osman Gazi tarafından darp edilmemiştir sonucuna varıyoruz. Amerika ve İngiltere’de, Osman Gazi’ye ait başka paraların olduğu da ileri sürülmektedir. Ancak bunlarla ilgili bir inceleme yapılmadığından sahte mi, gerçek mi oldukları konusunda bir bilgimiz bulunmamaktadır. Bugünkü bilgilerimiz ışığında ilk Osmanlı parası 1327’de Orhan Gazi tarafından akçe ismiyle bastırılan gümüş paradır.

2

dk.

Orhan Gazi’nin annesi kimdir?

29 Haziran 2021

Orhan Gazi’nin annesi kimdir?

Osmanlı tarihleri, Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’nin annesinin Şeyh Edebali’nin kızı Malhun Hatun olduğunu belirtirler. Böylece Osmanlı hane danı ile Şeyh Edebali arasında soy birliği oluşturulur. Ancak, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın yayınladığı Orhan Gazi’nin 1324 tarihli vakfiyesinden Mal Hatun’un Ömer Bey isimli birisinin kızı olduğu ortaya çıkmıştır. Şeyh Edebali’nin kızı Bâlâ Hatun olup, muhtemelen Orhan Gazi’nin kardeşi Alaeddin’in annesidir. Orhan Gazi’nin dedesi olan Ömer Bey de, Kastamonu’nun batısında küçük bir beylik kurmuş olan Umur Bey olabilir. Bu beylik Osmanlılar’ın ilk ilhak ettiği beyliktir.

1

dk.

Sırp Sındığı diye bir savaş var mıdır?

29 Haziran 2021

Sırp Sındığı diye bir savaş var mıdır?

Osmanlı tarihlerinde 1364’te Hacı İlbey’in, Macar Kralı idaresindeki Macar, Sırp ve diğer Balkan devletlerinin kuvvetlerinden oluşan Haçlı ordusunu bir gece baskını sonucunda büyük bir mağlubiyete uğrattığı ve bu savaşa “Sırp Sındığı" Sırplar’ın mağlup edildiği yer” adı verildiği belirtilir. Ancak aynı yıllara ait olayları anlatan Balkan milletlerine ait eserler ile Bizanslı tarihçilerin eserlerinde, bu savaştan bahsedilmemektedir. Sırp Sındığı Savaşı hakkında bilgi veren Osmanlı tarihleri, bu savaştan çok uzun yıllar sonra kaleme alınmışlardır. 1371’de meydana gelen ve Sırplar’ın müttefikleri ile birlikte büyük bir bozguna uğratıldığı Çirmen savaşı da, Osmanlı tarihlerinde yer almamaktadır. Halil İnalcık, Osmanlı tarihlerinin 1352’de Rumeli’ye geçen Süleyman Paşa’nın, Sırplar’la yaptığı savaşları, Edirne’nin fethini ve Çirmen (1371) savaşını birbirine karıştırdıklarını belirtir. Muhtemelen Süleyman Paşa zamanında Sırplarla yapılan savaşlar sırasında meydana gelen bir baskın (1352’deki Dimetoka Savaşı) 1371’deki Çirmen savaşı ile birleştirilerek, 1364’te yeni bir savaş meydana çıkarılmıştır.

1

dk.

I. Murad tahta nasıl çıktı?

29 Haziran 2021

I. Murad tahta nasıl çıktı?

I. Murad, Orhan Gazi’nin altı oğlundan ikincisiydi. Aynı anneden (Nilüfer Hatun) olan ağabeyi Rumeli fatihi Süleyman Paşa’nın bir av sırasında attan düşerek ölmesi ona saltanat yolunu açmıştı. Ağabeyinin ölümü üzerine Rumeli fetihlerinde onun yerini aldı. Ağabeyi Süleyman Paşa’nın yerine geçtikten sonra başarılı faaliyetler yürüten I. Murad, babasının 1362’de ölümünden sonra Osmanlı tahtına geçti. Ağabeyi yaşasaydı tahta geçme ihtimali yoktu. Süleyman Paşa’nın zamansız ölümü ona tahta giden yolu açmıştı. I. Murad, tahta geçince Ankara’nın geri alınmasıyla meşgul oldu. Bu durumdan istifade eden Bizans, Osmanlılar’ın elinde bulunan Çorlu, Burgaz ve Malkara gibi yerleri geri almıştı. I. Murad Anadolu’daki durumu sağlamlaştırdıktan sonra Rumeli’ye dönerek bu yerleri tekrar ele geçirdi. Fethedilen yerlerde daha önce başlanılan Türk nüfusunun iskânına devam etti. Dimetoka’ya giderek, orayı Rumeli akınları için merkez yaptı. 1363’te Lala Şahin, Filibe’yi fethetti. Filibe’nin fethiyle Edirne kuzeyden emniyete alındığı gibi, İstanbul’a hububat ve vergi geliri sağlayan Meriç Vadisi de Osmanlılar’ın kontrolü altına girdi. Bu gelişmeler üzerine Bizans, 1363’te Osmanlı Beyliği ile anlaşma yoluna gitti. Bizans, yapılan antlaşmayla Osmanlılar’ın Avrupa fetihlerini tanıyordu.

1

dk.

Osmanlı İmparatorluğu’nun anavatanı neresidir?

29 Haziran 2021

Osmanlı İmparatorluğu’nun anavatanı neresidir?

Osmanlı Beyliği, Söğüt ve çevresinde kurulmuş bir beyliktir. Ancak tarihin gördüğü en büyük imparatorluklardan birisi olarak tarih sahnesine çıkması, kurulduğu topraklarından dolayı değil, her açıdan zengin ve siyasî direnişin az olduğu Rumeli toprakları yüzündendir. Osmanlı Beyliği’nin yayılma alanı uygun fırsatlar çıkmadığı takdirde Rumeli olmuştur. Osmanlı Beyliği’nin Rumeli’de kuvvetlendikten sonra Anadolu’yu içine aldığına dikkat etmek gerekir. Devletin ana siyasî organizasyonunu sağladığı bölge de Rumeli’dir. Osmanlı İmparatorluğu Rumeli’de öylesine sağlam bir yapı kurmuştur ki, Fetret Devri’nde Anadolu toprakları çok kısa sürede elinden çıkarken, burasının büyük bir bölümü elinde kalmış ve bu saha sayesinde varlığını sürdürebilmiştir. Timur istilasından sonra Osmanlılar Rumeli’yi gerçek yurtları saymaya başladılar. Edirne de bu gelişmeler içerisinde başkent oldu (Halil İnalcık, Ankara Savaşı’na kadar başkentin Bursa olduğunu söyler). Dikkat edilmesi gereken bir husus da, Osmanlı devlet teşkilatında kuru lan ilk yönetim birimlerinin Rumeli adını taşıması ve bunların teşrifatta daha sonra kurulan Anadolu adlı birimlerden önde gelmesidir Örneğin, Rumeli Beylerbeyliği’nin Anadolu Beylerbeyliği’nden, Rumeli Kadıaskerliği’nin Anadolu Kadıaskerliği’nden üstün olması. Paul Wittek, Rumeli’nin Osmanlılar için “varlık sebebi” olduğunu, Balkan Harbi sonunda Osmanlılar’ın varlık sebeplerini yitirdiklerini söyler. İlber Ortaylı da, Osmanlı İmparatorluğu’nun fiilen 1912’de sona erdiğini belirtir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Rumeli olmasa Osmanlı İmparatorluğu da olmazdı. Bu yüzden Osmanlı İmparatorluğu’nun anavatanı Rumeli’dir. Bugün Trakya hariç bütün Rumeli elimizden çıktığı için bunu tam olarak anlayamayabiliriz. Ancak Sofya’nın 1385’te, Erzurum’un 1518’de, Selanik’in 1387’de Van’ın ise 1530’larda Osmanlı hakimiyetine girdiği düşünülürse durum biraz daha rahat anlaşılabilir. Bu mevzu iyice anlaşılamadığından, Osmanlılar’ın kendi anavatanları olan Anadolu’yu ihmal ettikleri sıkça söylenen, kalıplaşmış düşüncelerden birisidir. Osmanlılar fethettikleri bütün yerleri vatan olarak benimsemişlerdir. İlk yayıldıkları saha olduğu ve daha önce üzerinde Türk ve İslâm kültürüne ait eserler bulunmadığı için Rumeli’de Osmanlı eserine sıkça rastlamak normal bir durumdur. Ayrıca Anadolu daha önce Selçuklular ve beylikler tarafından çeşitli eserlerle donatılmıştı. Hiç Türk eseri olmayan yerler varken, Anadolu’ya yeni eserler ve alt yapının yapılması beklenemez. Bunların yanısıra Anadolu’ya göre daha zengin ve daha uygun coğrafi şartlara sahip bir bölgenin hayat şartlarının da daha iyi olması çok normal bir durumdur.

2

dk.

Osmanlılar, Balkanları kan ve kılıçla mı fethettiler?

29 Haziran 2021

Osmanlılar, Balkanları kan ve kılıçla mı fethettiler?

Halil İnalcık, Osmanlı fetihlerinin kılıçtan ziyade istimâlet (gönül çekme) ismi verilen uzlaştırıcı bir politika ile gerçekleştirildiğini belirtir. İstimâlet, Müslüman olmayan ahalinin çeşitli vaatlerle kazanılması sayesinde Osmanlı hakimiyet sahasının genişletilmesidir. Osmanlı idaresi yaptığı propagandayla İslâm’ın ananevi müsamaha politikası çerçevesinde gayrimüslimlere can ve mal güvenliği ile dinlerinde serbestlik tanıyor ve eski feodal bağlılıklarından kurtarıyordu. Örneğin, Duşanov Zakonik kanunlarına göre köylünün haftada iki gün angarya suretiyle prensin toprağında çalışması gerekiyorken, Osmanlı yönetiminde yılda sadece üç gün tımar sahibi olan sipahinin toprağında çalışma zorunluluğu vardı. Osmanlı idaresini kabul eden gayrimüslimler askerlik hizmeti yerine “cizye” vergisini ödedikleri taktirde hayatları, malları ve dinleri devletin teminatı altına alınırdı. Gazilerin akınlarından kaçarak, kalelere sığınan ahali, Osmanlı hakimiyetinin yerleşmesi ile birlikte düzenli bir devlet idaresinin koruyucu güvenliğine kavuşuyordu. Bunun sonucu olarak birçok yer kendiliğinden Osmanlı hakimiyetini tanımaktaydı. (Fatih döneminde Mora ve Sırp halkları, Osmanlı padişahını, kendilerini despotlardan kurtarması için çağırmışlardı). O zaman gaza sahası, bu bölgelerin ilerisi olmaktaydı. Balkanlar’daki Osmanlı fetihleri büyük ölçüde bu şekilde gerçekleşmiştir. Osmanlılar’ın, Balkanlar’da kılıç ve ateşle yerleştikleri iddiası artık bilimsel yayınlarda yer almamaktadır. Osmanlılar gayrimüslim halkın yanısıra, Ortodoks kilisesini ve manastırlarını da himaye ederek, vergilerden muaf tuttular ve onların dinî vakıflarına dokunmadılar. Osmanlılar feodal yerli askerî sınıfın imtiyazlarını ve feodal haklarını kaldırmakla beraber, onları kendi askerî sistemleri içine almışlardı. Böylece köylüyü, kiliseyi, şehirli halkı ve askerleri kendi saflarına çektiler. Bu yüzden Osmanlı idaresine direnen mahalli hanedanlar ortadan kaldırıldıktan sonra fethedilen yerlerde hakimiyet kolay kurulmuştur. Osmanlılar’ın bu idare tarzlarını yapılan araştırmalar açıkça ortaya koymaktadır. Bruce W. McGowan’ın Osmanlı idaresinde Sırbistan üzerine yaptığı araştırmalarda, Sırbistan’da nüfus başına (per capita) düşen gıda mahsulünün Avrupalı devletlerin sömürgelerindeki köylülerin elinde kalan gıda mahsulünden çok daha fazla olduğunu ortaya çıkarmıştır. Balkanlar’ın tek bir devlet çatısı altında uzun süre savaşsız bir ortama kavuşması, buralarda ticareti canlandırmış ve şehirleri geliştirmiştir. Michael Palariet’in XIX. yüzyıl Balkan ekonomileri üzerine yaptığı araştırmada Sırbistan’ın bağımsız olmadan önceki dönemde, müstakil devlet olduğu döneme göre daha hızlı büyüdüğü ve kalkındığı ortaya çıkmıştır.

2

dk.

Osmanlı hanedanındaki ilk şehzâde isyanı nasıl gerçekleşti?

29 Haziran 2021

Osmanlı hanedanındaki ilk şehzâde isyanı nasıl gerçekleşti?

I. Murad’ın üç oğlu vardı. Bunların her biri bir Osmanlı sancağında yöneticiydi. Şehzâde Bâyezid, Kütahya’da; Yakup Çelebi, Karesi’de; Savcı Bey ise Bursa’da görevliydi. Sultanın en küçük oğlu Savcı Bey’in çok geniş taraftara sahip olması babası I. Murad’ın gözünden kaçmamıştı. Bu yüzden, oğulları içinde yaşça en büyüğü olan Bâyezid’e mektup yazarak, kardeşleri hakkında kendisine bilgi vermesini istedi. Şehzâde Bâyezid, cevaben yazdığı mektubunda, Yakub’un çok sessiz ve sakin olduğunu, ancak Savcı’nın, çevresinden etkilenerek bazı yanlış hareketlerde bulunabileceğini söylüyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan bu olaya çok benzer bir durum Bizans Devleti’nde de yaşanıyordu. Bizans imparatorunun oğlu Andronikos, babasının kendisine haksızlık yaptığını düşünüyor ve kardeşi Manuel’in yıldızının gitgide parlamasını bir türlü hazmedemiyordu. Veliahtlığı kaybederek uzaklaştığı hükümdar olma hayalini, bu kez imparator olarak geri almak niyetindeydi. Bu yüzden, muhtemelen, kendisi gibi düşündüğünü bildiği genç Osmanlı şehzâdesine haber göndererek birlikte isyan etme teklifi yaptı. Savcı Bey de devletin başına geçmeyi istiyordu. Bu yüzden yanındakilerin de teşvikiyle kendisine yapılan teklife olumlu yanıt verdi. Asiler için ortam çok müsaitti. Tarih kitapları, Savcı Bey’in, adına hutbe okutup para bastırdığını belirtirler. Babalarının Anadolu’da seferde olması bu iki prense isyan için uygun ortamı sağlamıştı. I. Murad, 1385’te isyan eden beylere haddini bildirmek amacıyla Anadolu’ya sefere çıkmıştı. Bizans İmparatoru V. Ioannes de dostluk antlaşması gereği Sultan Murad’ın yanındaydı. Bu iki taht heveslisinin gözü kara isyan teşebbüslerinde planladıkları gelişme yaşanmadı. Onlar, babalarının henüz Anadolu’ya geçmiş olduklarını ve geri dönünceye kadar idareyi çoktan ele geçireceklerini düşünüyorlardı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Her ikisi de babalarının eskiden beri onları izlediklerinden habersizdi. Tecrübeli hükümdarlar ise böyle bir ihtimali hiç akıllarından çıkarmamışlardı. Beklenen isyanı ilk anlayan Sul tan Murad oldu. Sultan Murad Hüdâvendigâr, Anadolu seferini iptal etti. Hemen geri dönerek asi ikilinin üzerlerine yürüdü. Osmanlı kaynaklarına göre, Bursa’da Kete ovasında; Bizans kaynaklarına göre, Edirne civarında çarpışma meydana geldi. Çarpışma esnasında Şehzâde Savcı’nın yanında yer alan askerlerin çoğu şehzâde tarafından kandırıldıklarını ileri sürerek Murad Hüdâvendigâr tarafına geçtiler. Genç asilerin ordusu kısa sürede dağıtıldı ve Savcı Bey ile Andronikos kaçarak Dimetoka Kalesi’ne sığındılar. Sultan Murad kaleyi kuşattı. Açlık sıkıntısı çekmeye başlayan kale halkı, başka çareleri olmadığını ve sultana karşı direnmenin anlamsız olduğunu bildikleri için fazla zaman kaybetmeden kalenin kapılarını açtılar. Savcı Bey ve Andronikos ele geçirildi. I. Murad, vassali hâlindeki Bizans İmparatoru V. Ioannes’ten asi oğlunun gözlerini oydurmasını istedi. İmparator bu işe taraftar olmamasına rağmen sultandan korktuğu için oğlunun ve torununun gözlerine mil çektirdi. Ancak yine de hafif mil çektirdiği için Andronikos’un sadece bir gözü kör oldu. Osmanlı cephesinde ise, Savcı Bey hemen cezalandırılmadı. Kaynaklar Sultan Murad’ın oğlunu affetmek niyetinde olduğunu, bu yüzden onu hemen cezalandırmadığını belirtirler. Belki Sultan I. Murad, oğlunu bir parça azarlamak sonra da affetmek niyetindeydi. Ancak, padişahın bu iyi niyetini anlamayıp babasına karşı hoş olmayan davranışlarını söze de döken şehzâde, Sultan Murad’ı daha da hiddetlendirdi. Sultan Murad Hüdâvendigâr da Şehzâde Savcı Bey’in gözlerine mil çektirdi. Ancak, oğlunun bu hareketine çok kızdığı için, yaptıklarını bir türlü hazmedemiyordu. Sonuçta oğlunu boğdurttu. Şehzâdelerin babalarına karşı isyan etmesi Osmanlı Beyliği’nde daha önce örneği görülen bir durum değildi. Savcı Bey bir ilkti. Savcı Bey, muhtemelen Andronikos’tan etkilenmişti. Çünkü Bizans İmparatorluğu’nda bu tip örneklere sıkça rastlanıyordu. Osman Bey ve Orhan Bey döneminde böyle bir olaya rast lanmamıştı. Ancak Savcı Bey’in bu hareketi Osmanlı tarihinde kanlı sayfaların açılması için bir dönüm noktası oldu. Kardeşinin isyanından ders alan Yıldırım Bâyezid, babasının Kosova Savaşı’nın hemen sonrasında şehid edilmesi üzerine tahta çıktığında, ilk iş olarak kardeşi Yakub Çelebi’yi boğdurttu.

3

dk.

Rumeli’ye geçiş Osmanlılar’a ne kazandırdı?

29 Haziran 2021

Rumeli’ye geçiş Osmanlılar’a ne kazandırdı?

Rumeli’ye geçiş ve burada bilinçli bir şekilde tutunulması Osmanlı Beyliği’nin gelişimini sağlayan en önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlılar’ın Rumeli’deki fetihler sonucu zenginleşmeleri, durgun bir ekonomik yapıya sahip Anadolu’daki diğer beyliklerin ahalilerini ve askerî zümrelerini etkilemiş ve böylece Osmanlılar’a gereken insan gücü sağlanmıştır. Osmanlılar’ın Hristiyanlar’a karşı Rumeli’de yürüttüğü, kutsal savaş yani gaza siyaseti onlara büyük bir ün ve itibar kazandırmıştı. Osmanlı Beyliği gazi yönlerini Anadolu beylikleri arasında çok iyi propaganda yaparak, saygınlık ve diğer beylikler karşısında üstünlük kazandı. Osmanlılar’ın gaza siyaseti o kadar tesirliydi ki Selçuklular’ın mirasçılığına soyunan ve Anadolu’daki Türkmen beyliklerinin en büyüğü olan Karamanlılar dahi bunun karşısında duramamışlardı. İlhanlılar’ın zayıflaması, Germiyan Beyliği’nin de Batı Anadolu’daki Türkmen beylikleri üzerindeki denetimini kaybetmesinden sonra Karamanlılar’ın bu bölgelere nüfuz etme çabaları vardı. Ancak bu bölgelerdeki ahali ve askerlerin üzerindeki Osmanlı nüfuzunu kırmak için Karamanlılar’ın, kendilerinin daha büyük gaziler olduklarını ispatlamaları gerekiyordu. 1367’de Karaman Beyliği’nin önderliğinde Türkmen beyliklerinin Latinlere karşı düzenlediği Gorigos seferi, bu beyliklerin bir nevi güç gösterisi idi. Memlükler tarafından da desteklenen bu sefer istenen neticeyi vermedi ve başarısızlıkla sona erdi. Bu başarısızlık Karamanlılar’ın nüfuzunu sarstı ve Osmanlılar’ı tekrar ön plana çıkardı. 1387’de Karamanlılar’ın, Frenkyazısı Savaşı’ndaki mağlubiyetleri, Batı Anadolu’daki Türkmen beylikleri üzerinde izledikleri siyasetin sonunu getirdi ve bu bölgelerde Osmanlı nüfuzu bariz bir biçimde hissedilir hale geldi.

1

dk.

Osmanlılar, Rumeli’ye geçtiklerinde Balkanlar’ın siyasî ve sosyal durumu nasıldı?

29 Haziran 2021

Osmanlılar, Rumeli’ye geçtiklerinde Balkanlar’ın siyasî ve sosyal durumu nasıldı?

Osmanlılar, iç işlerini halletmiş olmaları ve düzenli fetih metotları sayesinde, Balkanlar’daki genişlemede fazla zorluk çekmediler. Balkanlar’ın müdafaası için siyasî birliğin veya işbirliğinin olması gerekmekteydi. XIV. yüzyılın son çeyreğinde Balkanlar siyasî bakımdan birlik hâlinde değildi. O devirde Balkanlar, birçok devletçikler ve feodal senyörlükler hâlinde parçalanmış durumdaydı. Aralarındaki rekabet ve çekişmeler Osmanlılar’a karşı birlikte mukavemet etmelerini engellediği gibi, Osmanlı İmparatorluğu’na bir yardımcı ve daha sonra hami olarak nüfuz ve hakimiyetini yayma imkânını verdi. Balkanlar, Stefan Duşan (1331-1355) idaresinde kurulan bir Sırp İmparatorluğu suretiyle birliği kazanır gibi olmuştu. “Sırp ve Rumlar’ın Çarı” ünvanını alan Duşan, Makedonya, Trakya, Teselya ve Epir’i topraklarına kattı. Bulgaristan’ı kendisine bağladı. Sınırlarını Akdeniz’de Korfu, Ege ve Selanik’e kadar uzattı. Sırp Kilisesi’ni yeniden düzenledi. Rumca’yı resmi dil olarak kabul etti. Bizans’da tahsil görmüş memurları idarî işlerde kullanmaya başladı. 1349’da “Duşanov Zakonik” kanunları kabul edildi. Fakat bütün bunlara rağmen 1355’te ölümünden sonra devletin hızlı bir şekilde parçalanmaya başlaması, Osmanlı baskısına dayanamaması, görünüşte kuvvetli olan bu devletin ne kadar kof bir imparatorluk olduğunu ortaya koydu. Halil İnalcık, Sırp İmparatorluğu’nun zayıflamasından sonra Osmanlılar’ın, Balkanlar’da hamilik rolünün başladığını söyler. İki büyük devlet, kuzeyde Macaristan, batıda ve güneyde ise Venedik siyasî parçalanmadan istifade ederek Balkanlar’da yayılma politikası güdüyorlardı. Bu iki devlet siyasî ve askerî hakimiyetle beraber Katolikliği de temsil ediyordu. Bundan dolayı hakimiyetleri Balkanlar’da halk kitleleri tarafından benimsenmedi. Fakat bu iki devletin yaptığı tazyik neticesinde Balkanlar, Katolik olmaya mahkûm gibiydi. Osmanlılar’ın bu devletlere karşı mücadele etmeleri bu tehlikeye bir set çekerek, Balkanlar’da, Ortodoks mezhebinin yaşamasını sağladı. Balkanlar’ın sosyal şartları da Osmanlı yayılışına yardım etti. Bizans’ın siyasî otoritesinin zayıflamasıyla birlikte vilayetlerde bulunan senyörler, malî ve hukukî imtiyazlarla merkeze karşı gittikçe daha bağımsız hâle geldiler. Bu durum onların köylü üzerindeki angarya ve vergileri arttırmalarıyla neticelendi. Osmanlı fethiyle mahalli senyörlükler yerine merkezî ve mutlak bir devlet otoritesi bölgeye yerleşti ve bu tür feodal angaryalar kaldırıldı.

2

dk.

sanal tarih yeni logo (1).png
bottom of page