top of page
Hrıstiyanlık Tarihi
17 Ocak 2025
Martin Luther öncülüğünde Protestanlık nasıl ortaya çıktı?
16. yüzyıl, Avrupa'nın dini ve sosyal yapısını kökten değiştiren birçok olaya sahne oldu. Bu dönemin en önemli dini hareketlerinden biri, Reformasyon'dur. Martin Luther'in başlattığı bu hareket, Katolik Kilisesi'ne karşı bir protesto olarak başladı ve Hristiyan dünyasında derin izler bıraktı. Bu yazıda, Martin Luther'in rolünü ve Reformasyon'un etkilerini ele alacağız. Martin Luther, 1517 yılında Wittenberg'de bulunan kilisenin kapısına 95 maddelik tezini çivileyerek, Katolik Kilisesi'nin yozlaşmış uygulamalarına karşı çıktı. Bu tezler, endüljans (günah affı) satışı, kilise hiyerarşisinin ahlaki durumu ve teolojik görüşler üzerineydi. Luther'in amacı, kiliseyi içten reforme etmekti, ancak bu hareket, daha geniş bir dini reformasyona dönüştü. Schlosskirche kapısı (kale kilise), Wittenberg. Luther, sadece 95 tezle yetinmedi; "Hristiyanlığın Özgürlüğü" ve "Alman Kilisesinin Babilli Esareti" gibi önemli eserler yazdı. Bu kitaplar, kilise reformu gerekliliğini ve kişisel inancın önemini vurguladı. Luther ayı zamanda İncil'i Almanca'ya çevirerek, halkın kutsal metinlere doğrudan erişimini sağladı. Bu, dini bilginin yaygınlaşmasında ve reformun halk tarafından benimsenmesinde büyük rol oynadı. Reformasyon, yeni Protestan mezheplerin (Luthercilik, Kalvinizm, Anglikanizm vb.) ortaya çıkmasına yol açtı. Bu, Hristiyan dünyasının bölünmesine ve Katolik Kilisesi'nin gücünün azalmasına neden oldu. Reformasyon, Avrupa'da din savaşlarını tetikledi; ancak aynı zamanda, dini özgürlüklerin ve ulusal kiliselerin gelişimini de beraberinde getirdi. Bu dönem, monarşilerin kilise üzerindeki kontrolünü artırmasına yol açtı. Luther'in eğitim reformları, okuryazarlığın yaygınlaşmasına katkıda bulundu. Okulların kurulması ve eğitimin teşvik edilmesi, bilimsel ve kültürel gelişmelere zemin hazırladı. Martin Luther'in başlattığı Reformasyon hareketi, sadece dini bir reform değil, aynı zamanda sosyal, politik ve kültürel bir dönüşüm oldu. Avrupa'nın dini haritasını yeniden çizdi ve modern dünyanın şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. Bu dönüşüm, bugün hala Hristiyan dünyasının temel taşlarından biri olarak kabul edilir.
1
dk.
26 Ocak 2024
Güneş Haçı nedir?
Güneş haçı, çember içine alınmış bir haç sembolüdür. Bilinen en eski dini sembollerden biridir ve neopaganizm'de güneşi simgeler. Güneş çemberi, Güneş diski, Odin'in haçı ve Taranis'in çemberi olarak da bilinir. Güneş haçı, dünyanın her yerinde bulunur ve çeşitli kültürlere farklı yorumlar getirir. Tarih öncesi çağlardan Hint, Asya, Amerika ve Avrupa dini ritüelleriyle bağlantıları olan, dünyanın en eski dini sembollerinden biri olduğuna inanılır. Sembol ve onun birçok varyasyonu dünyanın birçok farklı bölgesinde görülmüştür. Tunç Çağı'na ait oymalar, MÖ 1440'a kadar uzanan mezar kaplarının üzerinde tasvir edilen güneş haçını göstermektedir. Antik mağara duvarlarında, ibadethanelerde, madeni paralarda, sanat eserlerinde, heykellerde ve mimaride görülür. Güneş haçının en temel biçimi, bir daire içinde yer alan eşkenar bir haç içerir. Bu varyasyon İskandinav kültüründe Odin'in haçı olarak bilinir. Güneş Haçı İskandinav tanrılarının en güçlüsü olan Odin'i temsil ediyordu. İlginç bir şekilde, İngilizce çapraz kelimesi bu sembol için İskandinav dilindeki kros kelimesinden türetilmiştir. Kelt pagan gök gürültüsü tanrısı Taranis, elinde genellikle güneş haçıyla ilişkilendirilen telli bir tekerlekle tasvir edilirdi. Bu tekerlek Kelt sikkeleri ve mücevherlerinde bulunmuştur. Kelt haçının Taranis çarkının bir çeşidi olduğuna ve ortasındaki dairenin de güneşi temsil ettiğine inanılırdı. Swastika, güneş haçının, dönme hareketinde bükülmüş kollara sahip bir çeşididir. Bu sembol, iyi şans tılsımı olarak kabul edildi ve Hitler onu benimseyip olumlu sembolizmini sonsuza kadar değiştirene kadar, Yerli Amerikalılar da dahil olmak üzere dünya çapında birçok kültür tarafından kullanıldı. Hıristiyanlıkta güneş haçı, melekler ve azizlerle ilişkilendirilen bir haleyi temsil eder. Hıristiyanlar da onu Tanrı'nın gücünün bir sembolü olarak görüyorlar.
1
dk.
23 Kasım 2024
İbrahimi Dinlerde Yecüc ve Mecüc
Yecüc ve Mecüc, İbrahimi dinlerde kıyamet alametlerinden biri olarak kabul edilen efsanevi bir kavimdir. Bu kavim, hem İslam hem de Hristiyanlık ve Yahudilik'te farklı şekillerde anılır: Gog ve Magog devi Zakariya al-Qazwini (1203–1283). İslam'da Yecüc ve Mecüc: Kur'an-ı Kerim'de Yecüc ve Mecüc, Kehf Suresi'nde ve Enbiya Suresi'nde geçer. Kehf Suresi'nde, Zülkarneyn'in bu iki kavmi duvarla hapsettiği anlatılır. Bu duvarın yıkılışı ve Yecüc ile Mecüc'ün yeryüzüne yayılması, kıyamet alametlerinden biri olarak görülür. Yecüc ve Mecüc, bozguncu, fitne ve fesat çıkaran bir topluluk olarak tasvir edilir. Hadislerde, bu kavmin çok kalabalık olduğu, her türlü kötülüğü işlediği ve yeryüzünü talan edeceği belirtilir. Ayrıca, onların belirli bir zaman sonra Allah'ın izniyle yok edileceği anlatılır. İslam inancına göre, Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkışı kıyametin büyük alametlerinden biridir. Onların yeryüzünde fesat çıkaracağına ve İsa'nın (aleyhisselam) dönüşüyle bu fesadın son bulacağına inanılır. Hristiyanlık ve Yahudilikte Gog ve Magog: Eski Ahit'te Hezekiel kitabında Gog ve Magog olarak geçerler. Gog, Magog ülkesinin kralı olarak anılır ve son günlerde İsrail'e karşı savaş açacağına inanılır. Bu isimler, kıyametten önce ortaya çıkacak kötülüğü simgeler. Yeni Ahit'te Vahiy kitabında Gog ve Magog, dünyanın dört bir yanından toplanıp kutsal şehir Kudüs'e karşı savaşmak için geldikleri anlatılır. Bu, kıyametin son aşamalarında bir savaşı temsil eder. Bir İran minyatürü, 16. yüzyıl, Zülkarneyn cinlerin yardımıyla Yecüc ve Mecüc'ü medenilerden uzak tutan seddi inşa ediyor. Ortak Noktalar: Her üç dinde de Yecüc ve Mecüc (veya Gog ve Magog), kıyametin yaklaştığını gösteren büyük bir işaret olarak kabul edilir. Bu kavimlerin bozgunculuğu, anarşi ve karmaşa yaratacağına inanılır. İslam'da Zülkarneyn'in inşa ettiği seddin yıkılması ve Hristiyanlıkta Gog ve Magog'un savaşı, dünyanın sonunun geldiğine dair işaretlerdir. Bu inançların kökeni ve sembolik anlamları, her dinin kendi kutsal metinlerinde ve tefsirlerinde detaylandırılmıştır. Ancak, bu kavramların tam olarak hangi ırk veya toplulukları temsil ettiği konusunda çeşitli yorumlar ve spekülasyonlar mevcuttur.
2
dk.
29 Haziran 2021
Bizans’ın Ermenilere yaklaşımı nasıldı?
Bizans’ta İzavriyalılar gibi Ermeni hanedanlar ve Ermeni asıllı imparatorlar olmasına karşın, temelde yaklaşımları iyi değil. Bunun sebeplerinden birisi, Ermenistan’da 5. asırdan beri var olan kilise ve inanç ayrılığı (Bizans kilise çevreleri bu doktrine monofizit derler ki menfi bir tanımdır.), öte yandan, Ermeniler eski bir millet, dilleri ayrı ve Ermenice ibadet ediyorlar. Edebi kültüre de erken geçmiş bu millet, 5. asırda artık Hıristiyanlık içinde ayrı bir kültürü oluşturuyor. Bizans’ın Ermenilere yaklaşımını belirleyen en temel unsur dindir. 451 yılındaki Kalkedon (Kadıköy) Konsili’nde alınan kararları Ermeni Kilisesi’nin reddetmesi, iki toplum arasında derin bir uçurum açmıştır. Bizans, Ortodoksluğu imparatorluğun birleştirici gücü olarak görüyor ve Ermenileri "monofizit" (İsa'nın tek bir tabiatı olduğuna inanan) kabul ederek heretik (sapkın) sayıyordu. Bu durum, Bizans imparatorlarının Ermeni halkını ve din adamlarını zorla Ortodoksluğa geçirme çabalarına ve bu baskılara direnen Ermeni topluluklarının sürgün edilmesine yol açmıştır. Jeopolitik açıdan Ermenistan, Bizans için Doğu’dan gelen Sasaniler ve daha sonra Araplara karşı hayati bir "tampon bölge"ydi. Bizans, bu stratejik bölgeyi kontrol altında tutmak için sık sık Ermeni asilzadelerini ve halkını imparatorluğun iç kısımlarına, özellikle de Kapadokya, Kilikya ve Trakya bölgelerine zorunlu göçle yerleştirmiştir. Bu iskan politikası, hem Ermenilerin askeri gücünden yararlanmayı hem de sınır bölgelerindeki ayrılıkçı hareketleri zayıflatmayı amaçlıyordu. Bugün Anadolu'nun içlerindeki Ermeni kültürel mirasının bir kısmı, Bizans’ın bu stratejik yer değiştirme politikalarının sonucudur. Baskılara ve sürgünlere rağmen, Ermeniler Bizans askeri ve idari yapısının vazgeçilmez bir parçası olmuştur. İmparatorluğun en parlak dönemlerinden biri olan "Makedon Hanedanı" döneminde, aralarında I. Basileios gibi isimlerin de bulunduğu pek çok imparator ve yüksek rütbeli general Ermeni kökenliydi. Bizans ordusunun en seçkin birlikleri genellikle Ermeni askerlerinden oluşuyordu. Yani Bizans, Ermeni kimliğini dini olarak reddederken, onların askeri yeteneklerini imparatorluğu ayakta tutmak için sonuna kadar kullanmıştır. Bizans’ın Ermenilere yönelik en kritik hatası, 11. yüzyılın ortalarında Ermeni beyliklerini tamamen ortadan kaldırıp doğrudan merkeze bağlaması olmuştur. Bu durum, bölgedeki yerel savunma mekanizmalarını çökertmiş ve Ermeni halkının Bizans’a olan bağlılığını tamamen koparmıştır. Malazgirt Savaşı (1071) öncesinde Bizans’ın uyguladığı bu sert asimilasyon ve vergi politikaları, Türklerin Anadolu’daki ilerleyişini kolaylaştıran bir sosyal zemin hazırlamıştır.
2
dk.
6 Temmuz 2024
İbrahimi dinlerde ilk insan olarak kabul edilen Adem kimdir?
Adem, İbrahimî dinlere göre Tanrı tarafından yaratılan ilk insandır. Bunun yanı sıra Adem, tüm insanlığın ve onların yaratıcılarıyla olan ilişkilerinin bir sembolü olarak da görülebilir. Hristiyanlığa göre günah, Adem aracılığıyla dünyaya girmiştir. O, insanlığı doğası gereği günahkar yapardı. Bu nedenle Tanrı, insanları vaftiz ve çarmıha gererek özgür kılmak için İsa şeklinde Cennetten indi. İslam genellikle günahın dünyaya insanlar aracılığıyla girdiği fikrine bağlı kalmaz. İslam'a göre Adem, Allah tarafından Cennette günah işlemesi için yaratıldı, böylece insanlar yeryüzünde yaşayabilsinler. İnsanlar Allah'ın bütün sıfatlarını yeryüzünde yaşayabilirler. Ancak insanın Cennet fikrini oluşturabilmesi ve geri dönüşü özleyebilmesi için önce cennette yaratılmış olması gerekir. İnsan soyunun izini Adem'e kadar götürmeye çalışan İncil'de verilen gerçek tarihler, Yaratılışçılığı doğurmuştur. İnsan ırkının Adem'e kadar dayandığı fikri, ayrıca İslam'a Kur'an ayetleri ile girmiştir. Michelangelo'nun Adem'in Yaratılışı freski Mitolojik köken ve Etimoloji Babil sürgünü, Tevrat anlatılarının dili ve kaynakları konusunda özel bir öneme sahiptir. Tevrat'ta kullanılan dilin kök ve kaynağının Sümer uygarlığına dayandığı ifade edilir. Sami ırkın Mezopotamya bölgesine gelmesi ve varlığını sürdürmesiyle Yahudi ve Hristiyanların kutsal kitaplarına Mezopotamya uygarlıklarına ait bir takım düşünce, inanış ve mitler de girmiştir. Yaratılış mitosu ve Tufan öyküsünde görülebileceği gibi Kitab-ı Mukaddes’te yer alan anlatımlarda net bir şekilde Mezopotamya'ya ait mitolojik unsurlar görülmektedir. Ancak Kitab-ı Mukaddes yazarları Mezopotamya’ya ait mitleri aynı şekilde değil, değiştirerek, eklemelerde bulunarak ve bir takım mitleri birbirine katarak, eklektik şekilde bir araya getirmişlerdir. İbranicede “kızıl toprak” anlamına gelen Adam, Sanskritçede “Ada-Nath”dır ve “ad” kelimesi o dilde bütün kelimelerin önüne geldiğinde ilk anlamına gelmektedir. Türkçede ata diye kullanılan kelime pek çok eski kültürde aynı ses yapısıyla ve aynı anlamda kullanılmıştır (örneğin Samoa dilinde tata, Siyu dilinde atey). Sümer mitolojisinde yaratılmış ilk insan ve ilk kral olan Adapa'nın diğer bazı unsurlarla birlikte isimsel olarak da Adem anlatılarının kökenini oluşturduğu düşünülmektedir. Adem'in çamurdan, eşinin ise kaburga kemiğinden yaratılması (Nin-Ti), cennetten kovuluş, yasak meyve, yılan, Adem’in bin yıla yakın yaşaması vb. temaları Sümer efsaneleri ile örtüşen motiflerdir. Hristiyanlıkta Adem Adem kıssası Eski Ahit'in Tekvin (Yaratılış) bölümünde anlatılır. Hristiyanlıkta Adem'in cennette işlediği o ilk günah, büyük bir öneme sahiptir. Aynı zamanda insanın ölüm sebebi olduğuna inanılır. Daha sonra Batılı din dışı filozofları da etkilemiş ve kapitalizmin temel önermelerinden biri haline gelmiştir. Adem'in eylemi, Hristiyan öğretilerine göre, insanların doğuştan günah işleme arzusu olduğunu gösterir. Adem'in günahı yüzünden tüm çocukları kusurlu bir tabiatla doğarlar. Hristiyan inanışına göre Adem'in günahı tüm insanlığa geçmiştir ve İsa, bu günahı kaldırmak için gelen "Tanrı Kuzusu"dur, kendisini bu günah için feda etmiştir. Onun ölümüyle, insanlar artık günahlarının bir sonucu olarak ölmek zorunda kalmayacaklardı. Hristiyanlığın ilk yıllarında, Adem'in günahı nedeniyle insanların şeytana ait olduğuna inanılıyordu. İsa kendini feda ederek Şeytan'a fidye ödemiş olur ve insanlık yeniden özgür olur. (fidye teorisi). Alternatif olarak, "Tatmin edici teori", insanların ahlaki düzeyde Tanrı'ya borçlu olduğunu belirtir. Tanrı mükemmel olduğu ve insanlar olmadığı için, insanlar ve Tanrı birlikte yaşayamazlar. İnsanlar bu fidyeyi ancak canlarını vererek ödeyebilirdi. Tanrı ölümden kaçınmak için İsa kılığında yeryüzüne indi ve onun yerine öldü. İnsan olduğu için fidyeyi ödeyebildi ve Tanrı olduğu için ölümden sağ çıkabildi.(memnuniyet teorisi). Hristiyanlar Adem’in yasaklanan ağaca yaklaştığı için büyük günah işlediğine, Tanrı’nın öfkesiyle karşılaştığına, günahının yeni doğan her çocuğa geçtiğine, bu sebeple günahkar olarak doğduklarından dolayı ancak vaftiz ve çarmıh edilerek cehenneme girmekten kurtulduklarına inanırlar. Bu günah inancı, Hristiyan felsefesi ve kültürünün ana fikrini oluşturur. Hristiyanlık inancında insan kötülüklerin içerisinde rehbersiz, günahı ile baş başa bırakılmıştır. İlk Günah fikri, Hobbes gibi batılı seküler düşünürleri de etkiledi. İnsanların doğaları gereği kötü olacağı ve herkese karşı genel bir hareket etme dürtüsüne sahip olacağı fikri (herkesin herkesle savaş/bellum omnium contra omnes) ilk günah fikrine dayanmaktadır. İslam'da Adem Müslümanlar, Adem'in yaratılmış ilk insan ve ilk peygamber olduğuna inanırlar. Kur'an'da, Adem'in çamurdan yaratıldığına, Allah'ın ona diğer varlıklara öğretmediği isim koymayı, manalarını bulmayı öğrettiğine inanılır. Sonra bedenine ruhu üflediğini söylenir. Allah, meleklerin ona karşı secde etmesini istemiş, fakat İblis kibrinden ötürü ona secde etmemiştir. İblis bu yüzden cennetten kovulur. Kur'an'da Adem ile eşinin aynı nefsden yaratıldığı ifade edilir. Adem ve Havva cennette Allah'ın kendilerine yaklaşmalarını yasakladığı yasaklanmış bir ağaçtan Şeytan'in onlara yalan söyleyerek kandırmasıyla meyve yerler. Bunun üzerine cennetten kovulurlar. Cennet bahçesinin ahiretteki cennetle aynı olup olmadığı ulema arasında tartışılır. Kısas-ı enbiyâ göre, yaşamakta oldukları Adn cennetinden Adem Serendip adasına (Srilanka), Havva ise Etiyopya’ya indirilir. Daha sonra Mekke'de Arafat dağında buluşurlar. Bu kıssa, İslam kültüründe önemli bir yer kapsamaktadır. Adem'in 1000 veya 2000 yıl yaşadığına dair Yahudilerin inancı Kur'an'da zikredilmez, İslamiyet'e hadislerle girmiştir. Buhari ve Müslim gibi güvenilen hadis kaynaklarına göre Adem'in boyu 60 ziradır (yaklaşık 35-48 metre). Tevrat'a göre Adem'in soyağacı.
3
dk.
bottom of page









.png)