top of page
Anadolu Selçuklu ve Beylikler
8 Ekim 2021
Ahi teşkilatı nasıl kuruldu ve amacı neydi?
Ahi Teşkilatı, kökleri Orta Asya Türk cömertliği ve yiğitlik değerlerine dayanmakla birlikte Arap Fütüvvet geleneğinin etkisiyle Anadolu’da kurumlaşmış, Bizans loncalarının tesiriyle de sonuçta bir esnaf ve sanat teşkilatı olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Türkiye Selçuklu Devleti zamanında Abbasi Halifesi Nasır’dan fütüvvet şalvarı ve teşkilata bağlılık alametlerini almak üzere Selçuklu sultanı tarafından Bağdad’a gönderilen elçilik heyeti beraberinde Anadolu Ahi Teşkilatı’nın bilinen ilk kurucusu Ahi Evren, hocası Evhaduddin Kirmani ve müritleri ile birlikte önce Kayseri’ye sonra da Kırşehir’e geçerek buradaki faaliyetleriyle Anadolu Ahi Teşkilatı kurumlaşmasını tamamlamıştır. Ahi Evren dericiliğe dayanan ilk sanayi sitesini Kayseri’de kurmuştur. Özellikle 13. ve 14.yüzyıllarda çok etkili olan bu teşkilat Osmanlı merkeziyetçiliğinden sonra siyasi ve askeri fonksiyonlarını bırakarak sadece esnaf ve sanatkâr loncaları şeklinde şehirlerde fonksiyonlarını devam ettirmiştir. Ahi Teşkilatının amacı öncelikle siyasi mülahazalarla Selçuklu sultanının Abbasi halifesinden saltanat meşruiyetini almak için saltanat için meşruiyet kaynağı idi. Ancak bu teşkilat siyasi olduğu kadar, sosyal, ekonomik, sanat ve dini-tasavvufi açılardan Türk toplumunu örgütlemeyi amaçlamıştır. Göçebe ve yarı göçebe olarak hayvancılıkla geçinen bir toplumu yerleşik hayatın değerlerine adaptasyonunu sağlamak ve şehir ekonomisine entegre olabilmesi için toplumu bir sanat ve meslek dalı etrafında uzmanlaşmasına katkı sağlamıştır. Ahi reisleri şehirlerin en önde gelen kişileri oldukları için siyasi ve ekonomik açıdan son derece güçlü kimselerdi. Yeri gelince emrindeki esnaf ve sanatkârlarla istilalara karşı şehir avunmasında rol aldıkları gibi, siyasi istikrarsızlık zamanlarında toplumun dirlik ve düzenliğiyle de doğrudan ilgilenirlerdi. Ahi zaviyeleri, aynı zamanda toplumun eğitim ve öğretim faaliyetlerini organize ettikleri birer yaygın eğitim kurumları olarak fonksiyonlar ifa etmişlerdir.
1
dk.
29 Haziran 2021
Bu coğrafyaya başından beri Türkiye mi deniyordu?
Hayır, Otlukbeli Savaş’ına kadar, çoğunlukla Doğu Anadolu’ya bu adı verirler. Otlukbeli’nde, Selçuklu hâkimiyetinin Moğollar ve Timur’dan sonraki varislerinden biri olan Uzun Hasan yenilince, Akkoyunlu Devleti’nin aşiretleri İran yaylasına göçtüler ve Azerbaycan’a çekildiler. Onlardan boşalan yerlerde, zaten orada bulunan Kürtler ve bir takım yerleşik şehirlerde yaşayan Ermeniler ve Türkler kaldı. O dönemde Anadolu, boş bir bölgedir ve İran yaylasından akan nüfusun yerleşimine açık bir haldedir. Tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu topraklar, üzerinde yaşayan her toplulukla birlikte yeni bir isim kuşanmıştır. Bugün gururla kullandığımız "Türkiye" ismi, sanılanın aksine bizim kendimize verdiğimiz bir isimden ziyade, bu topraklara dışarıdan bakanların yakıştırdığı bir kimliktir. Anadolu’nun "Küçük Asya"dan "Turchia"ya dönüşümü, bin yıllık bir yerleşme ve kabullenilme öyküsüdür. Türklerin gelişinden önce bu coğrafya, Batılı kaynaklarda ağırlıklı olarak "Asia Minor" (Küçük Asya) olarak anılıyordu. Grek dünyası ise güneşin doğduğu yönü işaret ederek buraya "Anatolia" (Doğu/Güneşin Doğduğu Yer) ismini vermişti. Bizans döneminde de bu isimlendirmeler korunmuş, bölge bir Roma toprağı olarak görülmüştü. Ancak 1071 Malazgirt Zaferi ile başlayan büyük göç dalgası, sadece bölgenin demografisini değil, haritalardaki adını da kökten değiştirecekti. İlginç bir tarihsel paradoks olarak, bu topraklara "Türkiye" diyen ilk kesim Türkler değil, İtalyan tüccarlar ve Haçlı seferlerine katılan Batılılardı. 11. yüzyılın sonlarından itibaren Anadolu’nun içlerine giren Haçlılar, karşılarında buldukları yoğun Türk nüfusu ve askeri gücü karşısında burayı "Turchia" (Türklerin ülkesi) veya "Turcomannia" olarak adlandırmaya başladılar. Cenevizli ve Venedikli tüccarların ticaret rotalarında bu isim kalıcı hale geldi. Yani dünya bizi bizden önce "Türkiye" olarak tanımıştı. Türkler ise bu coğrafyaya yerleştiklerinde ona çok daha kapsayıcı ve politik bir isim verdiler: "Diyar-ı Rum" (Roma Toprağı). Selçuklu sultanları kendilerini "Sultan-ı Rum" olarak tanımlarken, aslında Roma (Bizans) mirasının üzerine oturduklarını ve o büyük medeniyetin yeni sahipleri olduklarını vurguluyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde de "Devlet-i Aliyye" (Yüce Devlet) ismi tercih edilirken, Batı dünyası haritalarında ısrarla "Empire of Turkey" (Türkiye İmparatorluğu) ifadesini kullanmaya devam etti. yüzyılın sonlarında gelişen Türkçülük akımıyla birlikte, "Türkiye" ismi entelektüel çevrelerde ve edebiyatta bir kimlik simgesi haline dönüştü. Kurtuluş Savaşı döneminde kurulan meclisin adının "Türkiye Büyük Millet Meclisi" olarak belirlenmesi, bu ismin artık resmi bir devlet kimliği olarak benimsendiğinin en somut kanıtıydı. 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla, dış dünyanın yüzyıllardır kullandığı bu coğrafi terim, ulus-devletin sarsılmaz ismi olarak tescillendi.
2
dk.
29 Haziran 2021
Rumeli’nin fethinde Karesi Beyliği’nin yeri nedir?
Osmanlılar’ın Rumeli’ye geçiş ve yayılışını etkileyen faktörlerin başında Karesi Beyliği’nin 1335-1345 yılları arasında ele geçirilmesi gelir. Balıkesir, Manyas, Kapıdağı gibi yerlerin alınması, o zamana kadar Bizanslılar’a karşı kazanılan zaferlerden daha önemliydi. Çünkü artık Boğaz’ın güney sahillerini ellerinde bulundurmaya başlayan Osmanlılar, bu beyliğin denizcilik tecrübelerinden de istifade ederek, ilk fırsatta Rumeli’ye geçeceklerdi. Ayrıca Karesi Beyliği’nin hizmetinde bulunan ve gelecekte Osmanlılar’ın ileri gelen askerî ve idarî yöneticisi olacak olan Hacı İlbeyi, Ece Halil, Gazi Fazıl Bey gibi kimseler Osmanlı hizmetine girmişlerdi. Bu beyler Osmanlılar’ı, Rumeli’ye geçişe teşvik ettiler ve buranın fethinde büyük rol oynadılar. Osmanlı Devleti, kuruluşunun ilk yıllarında bir iç bölge beyliği görünümündeyken, Karesi Beyliği’nin 1345 yılı civarında Osmanlı idaresine girmesiyle birlikte stratejik bir sıçrama yaşadı. Karesi topraklarının ilhakı, Osmanlı sınırlarını Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasına kadar taşıdı. Bu coğrafi konum, karşı kıyıya yani Rumeli’ye geçmek için gerekli olan lojistik tabanı sağladı. Çanakkale Boğazı üzerindeki bu hakimiyet, Rumeli’nin fethini bir "hayal" olmaktan çıkarıp, somut bir "stratejik hedef" haline getirdi. Karesi Beyliği’nin Osmanlı’ya en büyük katkısı şüphesiz denizcilik alanında olmuştur. Karesioğulları, döneminin en güçlü denizci beyliklerinden biriydi ve gelişmiş tersanelere sahipti. Beyliğin Osmanlı’ya katılmasıyla birlikte, Karesi donanması ve bu donanmayı sevk ve idare eden denizci kadrolar da Osmanlı hizmetine girdi. Bu durum, denizcilik tecrübesi henüz çok kısıtlı olan Osmanlılar için paha biçilemez bir kazanımdı. Rumeli’ye geçişte kullanılan gemiler ve deniz aşırı harekat kabiliyeti, tamamen Karesi’den devralınan bu miras üzerine inşa edilmiştir. Toprak ve donanmanın ötesinde, Karesi Beyliği’nin Osmanlı’ya sunduğu en büyük değer yetişmiş insan gücüydü. Karesi’nin ilhakıyla birlikte Ece Bey, Gazi Fazıl Bey, Evrenos Bey ve Hacı İlbeyi gibi tecrübeli komutanlar Osmanlı saflarına geçti. Bu isimler, sadece birer asker değil, Rumeli coğrafyasını, Balkan halklarını ve bölgedeki siyasi dengeleri çok iyi bilen stratejistlerdi. Rumeli’ye geçişin sembol ismi olan Süleyman Paşa’nın en yakın çalışma arkadaşları ve fethin asıl icracıları bu Karesili beylerdi. Onların rehberliği olmasaydı, Osmanlıların Balkanlar’daki hızlı ve kalıcı ilerleyişi mümkün olmayabilirdi.
2
dk.
29 Haziran 2021
Babai isyanı neden çıktı?
II. Gıyaseddin Dönemi Selçuklu Devleti siyasi, idari ve askeri açılardan başarısız bir dönemdir. Çıkarcı vezir Sadeddin Köpek de Anadolu’da kendi çıkarları doğrultusunda yönetim üzerinde baskı uyguluyor, iktisadi anlamda halka zulmediliyordu. Anadolu’da göçebe ve yarı göçebe halde yaşayan Türkmenlerin zorunlu göç ve iskâna tabi tutulması da halkın idareye karşı hoşnutsuzluğunu arttırıyordu. Bu ve benzeri olumsuzlukları fırsat bilen Moğol istilasının Anadolu’da sebep olduğu karışıklıklar, Selçukluya rakip Türk hanedanlarının propagandaları, komşu devletlerin halkı yönetime karşı kışkırtmaları olayın siyasi ve dış faktörleridir. Ayrıca devletin gelir dağılımı da adaletsiz idi. Anadolu’yu vatan yapan asli unsur olan Türkmenler idareden uzaklaştırıldığı gibi ekonomik anlamda ihmal edilmişlerdi. Bunun yanında bu siyasi isyanı tetikleyen önemli sebeplerden biri de halkın dini ve tasavvufi yapısı ile İran bürokrasisinin hakim olduğu sarayın dini ve kültürel anlayışı arasındaki uzlaşmazlık ve anlaşmazlıklardır. Anadolu’ya Orta Asya ve Horasan’dan gelen Türkmen şeyh ve dervişlerin telkin ettiği din anlayışında batıni ve Şamanist unsurlar önemli yer kaplar. Bütün bunlar halkı isyana hazırlayan belli başlı sebeplerdir. Baba İlyas ve Baba İshak gibi önemli Türkmen şeyhlerinin halkı Selçuklu yönetimine karşı isyana teşvik etmesiyle Suriye Türkmenlerinin başlattığı isyan Adıyaman ve Maraş’tan başlayarak Orta Anadolu’ya yayılmıştır. Böylece isyanın sebepleri arasında dini, tasavvufi, sosyal, siyasi ve iktisadi çok sebepler yatmaktadır. 1240 yılında Kırşehir’de Malya ovasında zorla bastırılan bu isyan sonucunda gücü zayıflayan Selçuklu ordusu, 3 yıl Sonra Kösedağ’da Moğol ordusu karşısına çıkmadan mağlubiyeti kabul etmişti. II. G. Keyhüsrev ise Konya’yı tek ederek yazlık sarayına çekilmişti.
1
dk.
29 Haziran 2021
Karesi Beyliği nasıl ilhak edildi?
Karesi Beyliği, kökü Danişmendlilere kadar giden bir hanedan tarafın dan, Kuzeybatı Anadolu’da kurulmuştu. 1334’te Batı Anadolu’yu Türkler’den kurtarmak için harekete geçen Haçlı donanmasından büyük bir darbe yedi ler. Karesi Beyliği, hükümdarları Yahşi Bey’in ölümünden sonra büyük bir kargaşanın içerisine düştü. Demirhan Bey ile Dursun Bey arasında mücadele başladı. Demirhan Bey’den memnun olmayan Karesi ileri gelenleri, Dursun Bey’i tahta çıkarmak için harekete geçerek Orhan Gazi’den yardım istediler. Dursun Bey, Karesi Beyi olması hâlinde Bergama, Edremid ve Balıkesir’i Osmanlılar’a vermeyi teklif etti. Orhan Gazi, Dursun Bey’le birlikte Karesi topraklarına girip, şehirleri bir bir ele geçirmeye başladı. Bergama Kalesi’ne sığınan Demirhan Bey burada kuşatıldı. Dursun Bey ağabeyini teslime ikna için Karesi ileri gelenleriyle kalenin önüne gittiğinde, atılan bir okla öldürüldü. Bu durum üzerine paniğe kapılan Bergamalılar, Demirhan Bey’i teslim olmaya zorladılar. Bursa’ya götürülen Demirhan Bey iki yıl sonra burada ölünce bütün Karesi toprakları Osmanlılar’ın eline geçti. Orhan Gazi, 1345’te fethi tamamlanan Karesi bölgesinin idaresini oğlu Süleyman Paşa’ya verdi. Karesi Beyliği’nin toprakları olan Balıkesir, Manyas, Kapıdağı gibi yerlerin alınması, o zamana kadar Bizanslılar’a karşı kazanılan zaferlerden daha önemliydi. Çünkü artık Boğaz’ın güney sahillerini ellerinde bulundurmaya başlayan Osmanlılar, bu beyliğin denizcilik tecrübelerinden de istifade ederek, ilk fırsatta Rumeli’ye geçeceklerdi. Ayrıca Karesi Beyliği’nin hizmetinde bulunan ve gelecekte Osmanlılar’ın ileri gelen askerî ve idarî yöneticisi olacak olan Hacı İlbeyi, Ece Halil, Gazi Fazıl Bey gibi kimseler Osmanlı hizmetine girmişlerdi. Bu beyler Osmanlılar’ı, Rumeli’ye geçişe teşvik ettiler ve burasının fethinde büyük rol oynadılar.
1
dk.
29 Haziran 2021
Anadolu beylikleri Osmanlı hakimiyeti altına nasıl alındı?
Osmanlılar’ın Rumeli’deki fetihler sonucu zenginleşmeleri, durgun bir ekonomik yapıya sahip Anadolu’daki diğer beyliklerin ahalilerini ve askerî zümrelerini etkilemiş ve onları Osmanlı İmparatorluğu’na yönlendirmişti. Osmanlılar’ın Hristiyanlar’a karşı Rumeli’de yürüttüğü, kutsal savaş yani gazâ siyaseti onlara büyük bir ün ve itibar kazandırmıştı. Osmanlı Beyliği gazi yönünü Anadolu beylikleri arasında çok iyi propaganda yaparak, kendilerine saygınlık ve diğer beylikler karşısında üstünlük kazandı. İlhanlılar’ın zayıflaması ve Germiyan Beyliği’nin de Batı Anadolu’daki Türk men beylikleri üzerindeki denetimini kaybetmesinden sonra Karaman Beyliği bu bölgeler üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışıyordu. Ancak Osmanlılar’ın gazâ siyaseti o kadar tesirliydi ki Selçuklular’ın mirasçılığına soyunan ve Anadolu’daki Türkmen beyliklerinin en büyüğü olan Karamanoğulları, bunun karşısında duramamışlardı. Karamanoğulları’nın bu bölgelerdeki ahali ve askerlerin üzerindeki Osmanlılar’ın nüfuzunu kırmak için kendilerinin daha büyük gaziler olduklarını ispatlamaları gerekiyordu. 1367’de Karaman Beyliği’nin önderliğinde Türkmen beylikleri, Latin hakimiyetindeki Gorigos Kalesi’ne bir sefer düzenlediler. Bu sefer, Anadolu beyliklerinin bir nevi güç gösterisi idi. Osmanlılar’a karşı kendilerinin de büyük gaziler olduklarını ispat etmeye çalışıyorlardı. Memluk Devleti tarafından da desteklenen bu sefer istenen neticeyi vermedi ve başarısızlıkla sona erdi. Bu başarısızlık Karamanlılar’ın nüfuzunu sarstı ve Osmanlılar’ı daha fazla ön plana çıkardı. 1387’de Frenk Yazısı savaşında Karamanlılar’ın, Osmanlı İmparatorluğu karşısında mağlup olmaları, Batı Anadolu’daki Türkmen beylikleri üzerinde izledikleri siyasetin sonunu getirdi. Bu savaşın ardından Batı Anadolu beylikleri, Karamanoğulları ve Kuzey Anadolu’daki Candaroğulları, Osmanlı hakimiyetini kabul ettiler. Karaman Beyliği’nin taarruzundan çekinen Germiyan Beyi Süleyman Bey kızı Devlet Hatun’u I. Murad’ın büyük oğlu Yıldırım Bâyezid’le evlendirerek Osmanlı himayesini kazanmayı düşünüyordu. Teklifi I. Murad da olumlu karşılayınca evlilik gerçekleşti. Ancak Osmanlılar, Kütahya, Simav, Eğrigöz (Emet) ve Tavşanlı’yı çeyiz olarak aldılar. Muhtemelen bu şehirlerin terki gönüllü olmamış, Osmanlılar’ın siyasî baskısı sonucu gerçekleşmişti. Fakat iki beylik arasında kalan Germiyanlılar’ın yaşam sürelerini uzatmak için başka çareleri de yoktu. Gorigos seferinden sonra Karaman Beyliği’nin etkisinden kurtulmak isteyen Hamidoğulları Osmanlılar’a yaklaşmıştı. Bu durumdan istifade eden I. Murad, Hamidoğlu Beyi Kemaleddin Hüseyin Bey’e, Karamanoğulları’nın saldırıları karşısında yardım etmek için Karaman sınırındaki bazı kalelerini Osmanlılar’a satmasını teklif etti. Daha sonra I. Murad oğlu Bâyezid’in evliliği ile elde edilen Germiyan topraklarını görmek için Kütahya tarafına hareket ettiğinde telaşla nan Hamid Beyi, bir elçi göndererek istenilen yerleri satmaya razı olduğunu belirtti. 1381 veya 1382’de yapılan satış antlaşmasına göre Hamidoğulları 80 bin altın karşılığında Akşehir, Beyşehir, Seydişehir, Yalvaç ve Karaağaç’ı Osmanlılar’a verdiler. Aslında bu durum iki beyliğin arasında kalan ve direnme güçleri bulunmayan Hamidoğulları’nın gördükleri baskı sonucu topraklarını Osmanlılar’a terketmelerinden başka bir şey değildi. Osmanlılar bu fetihlerini meşrulaştırmak için bu bölgeleri para ile aldıkları propagandasını yaptılar. Fakat bu topraklarda gözü olan Karamanlılar ile Osmanlılar’ın arası açıldı. İki beylik bu şehirler yüzünden defalarca savaştı. I. Murad daha sonra 1387’deki Karaman seferi sırasında, Hamidoğullarının merkezi Eğirdir’i de aldı.
2
dk.
29 Haziran 2021
Anadolu’nun Türkleşmesi ne zamana tesadüf ediyor?
Anadolu, 11. asırda Malazgirt’te, İmparator Romanus Diogenes’le yapılan meydan muharebesi sonunda Türkleşmeye başlamıştır. Daha önce Peçenekler gibi Hıristiyan-Türk kavimler Anadolu’ya yerleşmiştir. Bunun yanı sıra Danişmendli akınları da vardır; ama bunlar asıl sayılmaz. Anadolu’da Malazgirt’ten önce de bazı Türk akınları olduğu anlaşılıyor, nitekim 1071 kesin bir tarih olmaktan çok, bu olayın adının konduğu bir zirvedir. Demek ki Anadolu, asıl olarak 11. asır sonlarından itibaren ve 12. asır boyunca Türkleşmiştir. Tabii ki bu konuda kesin tarihler tespit etmek çok zor. Ama şurası kesindir; 11. asırda ortaya çıkan Türkler ile birlikte yeni bir fetih başlayacaktır. Anadolu’nun kapılarının Türklere açılması genellikle Malazgirt ile başlatılsa da, aslında bu sürecin temelleri 11. yüzyılın başlarında atılmıştır. 1015 yılından itibaren Selçuklu beylerinden Çağrı Bey’in liderliğinde yapılan keşif amaçlı akınlar, Anadolu’nun yerleşmeye uygun bir coğrafya olduğunu göstermiştir. Bu dönemde Türk toplulukları, Bizans sınırlarına dayanarak bölgeyi tanımış ve ileride gerçekleşecek büyük göç dalgaları için stratejik bir zemin hazırlamıştır. Pasinler Savaşı (1048) gibi ilk büyük çarpışmalar, Bizans’ın Anadolu üzerindeki mutlak hakimiyetinin sarsılmaya başladığının ilk işaretleri olmuştur. Anadolu’nun Türkleşmesinde en büyük ve en somut adım, 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi’dir. Sultan Alp Arslan’ın kazandığı bu zafer, Bizans’ın savunma hattını parçalayarak Anadolu’nun kapılarını ardına kadar Türklere açmıştır. Bu tarihten itibaren Türkmen boyları akın akın Anadolu’ya girmeye başlamış; sadece birer asker olarak değil, aileleri, hayvanları ve kültürleriyle gelerek bu topraklara yerleşmişlerdir. Birinci Dönem Anadolu Türk Beylikleri’nin (Saltuklular, Mengücekliler, Danişmendliler ve Artuklular) kurulması, Anadolu’nun her köşesinde Türk-İslam mührünün vurulmasını sağlamıştır. Anadolu’nun "Türkiye" olarak anılmaya başlaması ve Türkleşme sürecinin askeri açıdan perçinlenmesi ise 1176 yılındaki Miryokefalon Zaferi ile gerçekleşmiştir. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın Bizans ordusunu büyük bir yenilgiye uğratması, Avrupalıların Anadolu’yu tekrar ele geçirme ümitlerini bitirmiştir. Bu zaferden sonra Batılı kaynaklar Anadolu için "Turchia" (Türkiye) ismini kullanmaya başlamıştır. Bu dönemde sadece siyasi güç değil; dervişlerin, ahi teşkilatlarının ve sufilerin (Yesevi takipçileri gibi) Anadolu genelinde kurduğu sosyal ağlar sayesinde, bölgenin kültürel ve dini dokusu da kalıcı olarak değişmiştir.
2
dk.
29 Haziran 2021
Gazi Umur Bey'in Türk denizciliğindeki yeri nedir?
Gazi Umur, sahil bölgesinde gaza seferlerini örgütleyen ve bağımsız hareket eden bir gaza lideri durumundaydı. Diğer sahil beyliklerinden gelen deniz gazileriyle işbirliği halindeydi. Çaka Bey’den sonra, Hıristiyan dünyasının son kalesi olan İzmir’in sahil kalesiyle birlikte tamamına hakim olması Anadolu’da mutlak hakimiyet kurmaya çalışan Türk tarihi için olduğu kadar İslam tarihi için de çok önemliydi. İzmir’i savunamayan Bizans’tan şehri ele geçiren Katolik-Latin dünyası, Türklerin denizlerde faaliyetlerine ticaret ve askeri açıdan hayati önemi olan liman ve kalesi sayesinde engel olabiliyordu. Bu yüzden Gazi Umur Bey’in elinden İzmir’i geri alabilmek için çok sayıda Haçlı ittifakları kurmuşlar, şehri kuşatmışlardı. Aydınoğullarının başına getirildiğinde 25 yaşındaydı. Onun dönemi aralıksız gazalarla geçmiştir. İzmir’de takviye ettiği tersanede kurduğu güçlü donanma ile Adalar denizi hakimiyetini elde etmiş, Girit ve Kıbrıs’a seferler düzenlemiş, Gelibolu’dan Balkanlara çıkmış, Boğazlardan geçerek Karadeniz sahillerinde yağma akınlarında bulunup dönmüştür. Düsturname-i Enverî’ye göre Umur Gazi, 350 yelkenli gemi ve 2600 leventten oluşan donanmasıyla Boğazlardan geçip Karadeniz’e çıkmış, Kili ve Eflak ülkelerini yağmalayıp İzmir’e dönmüştür. Bizans İmparatoruna askeri yardımda bulunup muazzam miktarda gelirle geri dönüyordu. Gazi Umur, leventlerine bey fermanı ile denizci yaptığını, sonradan ‘Umurca oğlanlarıyız’ diye kendilerine üstünlük hissi duyacak olan Türk askerlerini deniz gazalarına teşvik etmişti. Onun denizlerdeki korsan faaliyetleri ve başarıları donanmasıyla birlikte Osmanlı denizciliğine ve leventlerine örnek olmuştur.
1
dk.
29 Haziran 2021
Türkiye Selçuklu Devleti ne zaman kuruldu?
Malazgirt savaşından çok kısa bir süre sonra Türkler İstanbul’un yanı başındaki İznik’e kadar olan toprakları ele geçirip, Anadolu’daki ilk devletlerini kurmuşlardı. Bu devletin kuruluş tarihi çeşitli tartışmalara sebep olmuştur. Türkiye Selçuklu Devleti’nin hangi tarihte kurulduğu konusunda araştırmacılar çeşitli tarihler ileri sürmüşlerdir. Mehmet Altay Köymen, 1073 tarihini gösterir. Ayrıca aynı devletin 1077 ve 1092 tarihlerinde iki defa daha kurulduğu fikrindedir. Mükrimin Halil Yinanç 1077, Zeki Velidi Togan ve J. Laurent ise 1080’de kurulduğunu ileri sürerler. İbrahim Kafesoğlu 1092 tarihinin üzerinde durur. Türkiye Selçukluları üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Osman Turan’ın devletin kuruluşu olarak gösterdiği tarih ise 1075’tir. Osman Turan’ın 1075 yılını kabul etmesine dayanak yaptığı deliller, bu tarihin doğru olma ihtimalinin fazla olduğunu gösterir. Süryanî Mihail, Anna Kommena ve Zonaras’ın eserlerindeki kayıtlar, 1075’te Süleyman Şah’ın bağımsızlığını ilân ederek, “Sultan” ünvanını aldığını ortaya çıkarmaktadır. Yine bu yılda, Bizans’la yapılan antlaşma da, bağımsızlığın hukukî belgesidir.
1
dk.
29 Haziran 2021
Anadolu ne zaman Türkiye oldu?
Malazgirt’ten sonra Türkler’in akın akın Anadolu’ya gelmeleri sonucu Avrupa’da burası Türkiye diye anılmaya başlandı. Faruk Sümer, 1085’ten itibaren Avrupalılar’ın Anadolu’ya Türkiye demeye başladıklarını belirtir. Friedrich Barbarossa’nın Haçlı seferinden itibaren batılı yazarlar Anadolu’dan, Türk hakimiyetine giren hiçbir ülkeye vermedikleri bir adla Turchia/Turquie (Türkiye) diye söz etmeye başladılar. Bu Haçlı seferinden yarım yüzyıl sonra Simon de Saint-Quentin bu isimlendirmeyi sistematik hale getirdi. Claude Cahen’e göre Anadolu’da Türkleşme yoğunluğu ne olursa olsun, o zamanki Türkiye’nin sınırları ne kadar belirsiz olursa olsun, çağdaşlarının gözünde Anadolu’nun Türk niteliği ülkenin bütününe damgasını vurmuştur. Avrupalı yazarlar Anadolu’ya Türkiye derken, Müslüman yazarlar, Selçuklular devlet kurduktan sonra dahi burası için, hiçbir siyasal anlamı kalmamasına rağmen Rum/Roma diye bahsetmeye devam etmişlerdir.
1
dk.
29 Haziran 2021
Türkler Anadolu’ya gelip yerleşmeden önce, Anadolu’da kimler yaşıyordu?
İyonya dediğimiz bugünkü Ege Bölgesi ve İyonyalıların hem askeri hem de nüfus olarak hâkim olmaya çalıştıkları bölgeler, Pamfilya dediğimiz Antalya’nın doğusu, Likya ve Psidia, Helen yerleşiminin olduğu bölgelerdir. Bu bölgeler Türklerin Anadolu’da bulunduğu devirde Hamit, Teke ve Menteşe diye adlandırılan beylikler yöresidir. Başta kıyı bölgeleri dâhil olmak üzere, Anadolu’nun doğusu, ortaları ve Karadeniz, Klasik Yunan çağı boyunca kolonize edilmiştir. Helen kolonizasyonu İtalya’da da kıyılara, Sicilya’ya ve Güney İtalya’ya yerleşmişti. İç kısımlar içinse, bu söz konusu değildir. Doğu Anadolu’da ve İç Anadolu’nun doğuşu ve batısında Helen yerleşimi yoktur ve orada farklı yapılanmalar vardır. Yer adlarından da anlaşılıyor ki batı bölgeleri de dâhil olmak üzere, Anadolu’da farklı kavimlerin yapılanmaları söz konusu. Bu yer adlarının ne anlama geldiğini bilmeyen İçişleri Bakanlığı’ndaki komisyonlar bu isimlerin hepsini kendilerince değiştirmiş ve Türkçe adlar vermiş.
1
dk.
bottom of page















.png)