top of page

Yahudilik Tarihi

Struma Olayı Nasıl Yaşandı?

17 Eylül 2025

Struma Olayı Nasıl Yaşandı?

II. Dünya Savaşı sırasında Avrupa, Yahudi halkı için tehlikeli bir yer hâline gelmişti. Nazi işgali altındaki bölgelerden kaçan insanlar, hayatlarını kurtarabilmek için her yolu deniyordu. Bu tehlikeli yolculuklardan biri, 1942 yılında Karadeniz’de yaşanan Struma Olayı olarak tarihe geçti. Olay, savaşın sivil halk üzerindeki yıkıcı etkilerini ve mülteci krizlerinin denizde de trajik sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Struma, 1867 yılında inşa edilmiş, küçük ve yaşlı bir yolcu gemisiydi. 1941 yılında, Romanya’dan Filistin’e gitmek isteyen Yahudi mültecileri taşımak üzere kiralandı. Gemide yaklaşık 790 yolcu ve 10 mürettebat bulunuyordu. Yolcuların çoğu, Nazi zulmünden kaçmış ve yeni bir hayat kurma umuduyla gemiye binmişti. Geminin teknik durumu yolculuk için ideal olmasa da, mülteciler umutlarını kaybetmemişti. Bu yolculuk, birçok yolcu için hayatlarındaki en kritik adım olarak görülüyordu. 12 Aralık 1941’de Struma, Romanya’nın Köstence Limanı’ndan hareket etti. Yolcular, Filistin’e ulaşmayı umut ediyordu. Ancak kısa süre sonra gemi, motor arızası nedeniyle İstanbul’a yaklaşmadan önce durmak zorunda kaldı. Yolcuların umutları, geminin teknik sorunları nedeniyle sınanmış oldu. 15 Aralık 1941’de Struma, İstanbul Sarayburnu açıklarında demirledi. Türk yetkililer, geminin güvenliği ve yolcuların belgeleri ile ilgili incelemelerde bulundu. Gemi yaklaşık 2,5 ay boyunca İstanbul Boğazı’nda bekledi. Bu süre zarfında yolcular temel ihtiyaçlarını karşılamak için çaba sarf etti; yetkililer, gerekli lojistik ve güvenlik önlemlerini sağlamak için çalışmalar yürüttü. Yolcular, bu bekleyiş sırasında yiyecek, su ve tıbbi yardım konularında sınırlamalar yaşadı. Ancak hem yerel yetkililer hem de çevredeki kurumlar, gemideki insanlara mümkün olduğunca destek olmaya çalıştı. 23 Şubat 1942’de Struma, motor arızası nedeniyle Karadeniz’de sürüklendi. Ertesi gün, 24 Şubat 1942 sabahı, Sovyet denizaltısı Ş-213 tarafından torpillenerek batırıldı. Gemi hızla sulara gömüldü ve 781 kişi hayatını kaybetti. Sadece 19 yaşındaki David Stoliar hayatta kalmayı başardı. Enkazdan kurtarılan Stoliar, kısa bir süre İstanbul’da kaldıktan sonra Filistin’e ulaşabildi ve bu trajedinin canlı tanığı oldu. Struma Olayı, II. Dünya Savaşı’nın sivil halk üzerindeki yıkıcı etkilerini gözler önüne seren önemli bir örnektir. O dönemde savaşın tarafsız ülkeleri, karmaşık diplomatik ve lojistik sorunlarla karşı karşıyaydı. Türkiye gibi tarafsız ülkeler, mültecilere yardımcı olmak için çalıştı ancak geminin teknik sorunları ve uluslararası dengeler trajedinin önlenmesini zorlaştırdı. Tarihçiler, Struma’yı sadece bir deniz faciası olarak değil, aynı zamanda savaşın ve politik koşulların sivil halk üzerindeki etkilerini gösteren bir vaka olarak inceler. Bugün Struma Olayı, insanlık tarihi açısından önemli bir hatırlatıcıdır. Bu trajedi, mültecilerin güvenliği, insan hakları ve uluslararası dayanışma konularında dersler sunmaktadır. Struma, denizde kaybolan yüzlerce insanın anısı olarak, insanlık vicdanına bir çağrı niteliğindedir. Olayın üzerinden yıllar geçmesine rağmen Struma, savaşın, çaresizliğin ve insanlık dramının sembolü olarak tarih kitaplarında ve anıtlarda yaşamaya devam etmektedir. Modern çağda da mülteci krizleri ve insan hakları tartışmalarında, Struma’nın trajedisi hatırlatıcı bir örnek olarak kullanılmaktadır.

2

dk.

İbrahimi Dinlerde Yecüc ve Mecüc

23 Kasım 2024

İbrahimi Dinlerde Yecüc ve Mecüc

Yecüc ve Mecüc, İbrahimi dinlerde kıyamet alametlerinden biri olarak kabul edilen efsanevi bir kavimdir. Bu kavim, hem İslam hem de Hristiyanlık ve Yahudilik'te farklı şekillerde anılır: Gog ve Magog devi Zakariya al-Qazwini (1203–1283). İslam'da Yecüc ve Mecüc: Kur'an-ı Kerim'de Yecüc ve Mecüc, Kehf Suresi'nde ve Enbiya Suresi'nde geçer. Kehf Suresi'nde, Zülkarneyn'in bu iki kavmi duvarla hapsettiği anlatılır. Bu duvarın yıkılışı ve Yecüc ile Mecüc'ün yeryüzüne yayılması, kıyamet alametlerinden biri olarak görülür. Yecüc ve Mecüc, bozguncu, fitne ve fesat çıkaran bir topluluk olarak tasvir edilir. Hadislerde, bu kavmin çok kalabalık olduğu, her türlü kötülüğü işlediği ve yeryüzünü talan edeceği belirtilir. Ayrıca, onların belirli bir zaman sonra Allah'ın izniyle yok edileceği anlatılır. İslam inancına göre, Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkışı kıyametin büyük alametlerinden biridir. Onların yeryüzünde fesat çıkaracağına ve İsa'nın (aleyhisselam) dönüşüyle bu fesadın son bulacağına inanılır. Hristiyanlık ve Yahudilikte Gog ve Magog: Eski Ahit'te Hezekiel kitabında Gog ve Magog olarak geçerler. Gog, Magog ülkesinin kralı olarak anılır ve son günlerde İsrail'e karşı savaş açacağına inanılır. Bu isimler, kıyametten önce ortaya çıkacak kötülüğü simgeler. Yeni Ahit'te Vahiy kitabında Gog ve Magog, dünyanın dört bir yanından toplanıp kutsal şehir Kudüs'e karşı savaşmak için geldikleri anlatılır. Bu, kıyametin son aşamalarında bir savaşı temsil eder. Bir İran minyatürü, 16. yüzyıl, Zülkarneyn cinlerin yardımıyla Yecüc ve Mecüc'ü medenilerden uzak tutan seddi inşa ediyor. Ortak Noktalar: Her üç dinde de Yecüc ve Mecüc (veya Gog ve Magog), kıyametin yaklaştığını gösteren büyük bir işaret olarak kabul edilir. Bu kavimlerin bozgunculuğu, anarşi ve karmaşa yaratacağına inanılır. İslam'da Zülkarneyn'in inşa ettiği seddin yıkılması ve Hristiyanlıkta Gog ve Magog'un savaşı, dünyanın sonunun geldiğine dair işaretlerdir. Bu inançların kökeni ve sembolik anlamları, her dinin kendi kutsal metinlerinde ve tefsirlerinde detaylandırılmıştır. Ancak, bu kavramların tam olarak hangi ırk veya toplulukları temsil ettiği konusunda çeşitli yorumlar ve spekülasyonlar mevcuttur.

2

dk.

Yahudiler için Kudüs neden önemlidir?

6 Nisan 2022

Yahudiler için Kudüs neden önemlidir?

Yahudi kaynaklarında Yeruşalim diye bilinen Kudüs Yahudilerin kıblesi, kutsal şehridir. Yahudilere göre Kudüs ile Yahve arasında özel bir bağ vardır. Tanrı bu şehri kendi şehri olarak seçmiştir ve ebedilik bu şehirde yaşar. Yahudi kutsal metinlerinde Kudüs şehrini ifade etmek için pek çok isim ve sıfat mevcuttur. Yahudi ibadet ve dualarında Kudüs önemli yer tutmaktadır. Kudüs kıbledir ve tüm Yahudilerin ibadet sırasında Kudüs’e yönelmeleri gerekmektedir. Günlük dualarda Kudüs sürekli hatırlanır. Rabbiler Kudüs’ün dünyanın merkezi olduğunu, tüm dünyanın Siyon’dan yaratıldığını, göklerin kapısının Kudüs olduğunu, Hz. Âdem’in yaratılması için yeryüzünden alınan toprağın Kudüs’ten alındığını belirtmişlerdir. Yahudiler gelecek bir zamanda Mesih’in geleceğine ve Yahudilerin yeniden Kudüs’ü ele geçirerek devlet kurarak Kudüs’ün yeniden eski ihtişamına kavuşacağına inanırlar. Kudüs’le ilgili eskatolojik bilgiler, Yahudi düşüncesinde ahir zamanda evrensel egemenlik ve Kudüs’ün dünyanın kraliyet başkenti olduğunu anlatmaktadır. Başlangıçta Kudüs İsrailoğulları için sıradan bir şehir olmuştur. Hz. Musa’nın halefi Hz. Yuşa bu şehri ele geçirse de sonra onu, uğrunda savaşılacak bir şehir görmediğinden olmalı ki bırakmıştır. Kudüs, İsrailoğulları’nın gündemine Hz. Davud ve oğlu Hz. Süleyman ile birlikte girmiştir. Hz. Davut şehri ele geçirmiş ve onu başkent yapmıştır. Hz. Süleyman zamanında şehre mabet yapılmış ve Yahudiler için kutsal sayılan sandık buraya getirilerek mabedin “kutsalların kutsalı” adlı odasına konmuştur. Bununla da Kudüs dini bir anlam ifade etmeye başlamış, yalnızca siyasi merkez değil aynı zamanda dini bir merkeze dönüşmüştür. Kudüs’ün kutsallaşması Hizkiya (M.Ö. 727–697), Yoşiyahu (M.Ö. 640–609) ve Babil Sürgünü (M.Ö. 586-538) zamanında aşamalı olarak gerçekleşmiştir. Bir zamanlar Yehuda Devleti’nin başkenti olup sadece bu devletin vatandaşları için özel olan Kudüs, vatanı sembolize eden bir şehir kimliğine bürünerek Yahudilerin tamamı için manevi bir merkeze, kıbleye dönüşmüştür.

1

dk.

sanal tarih yeni logo (1).png
bottom of page