top of page

İlk Türk İslam Devletleri

Otlukbeli Savaşı Nasıl Yaşandı? Fatih Sultan Mehmet’in Doğu Zaferi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

16 Mart 2025

Otlukbeli Savaşı Nasıl Yaşandı? Fatih Sultan Mehmet’in Doğu Zaferi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Fatih Sultan Mehmet denildiğinde akla ilk gelen fetih İstanbul’un alınması olsa da, onun hükümdarlık dönemi yalnızca bu büyük başarıyla sınırlı değildir. 11 Ağustos 1473 tarihinde gerçekleşen Otlukbeli Savaşı, Fatih’in askeri dehasını ve stratejik vizyonunu gözler önüne seren bir başka önemli olaydır. Osmanlı Devleti ile Akkoyunlu Devleti arasında geçen bu çarpışma, Anadolu’nun geleceğini şekillendiren bir dönüm noktası olarak tarihe kazınmıştır. Savaşın Arka Planı Otlukbeli Savaşı’nın kökenleri, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın yükselen gücüne dayanır. Uzun Hasan, Karakoyunlu Devleti’ni yenerek Doğu Anadolu ve İran coğrafyasında etkili bir güç haline gelmişti. Bu başarıları, onun Osmanlı Devleti’ne karşı cesaretlenmesine ve Anadolu’daki egemenlik iddiasını ortaya koymasına neden oldu. Üstelik Uzun Hasan, Osmanlı’ya karşı Venedik gibi Batılı güçlerle ittifak arayışına girerek Fatih Sultan Mehmet için ciddi bir tehdit oluşturmuştu. Fatih, bu gelişmeleri dikkatle izliyordu. Akkoyunlular’ın doğu sınırlarında yarattığı huzursuzluk ve Osmanlı otoritesine meydan okuyan tavırları, onun harekete geçmesini kaçınılmaz kıldı. Hem Anadolu’nun birliğini sağlamak hem de doğudan gelebilecek tehlikeleri bertaraf etmek amacıyla Fatih, büyük bir orduyla sefere çıktı. Savaşın Seyri Savaş, Erzincan yakınlarındaki Otlukbeli mevkiinde gerçekleşti. Osmanlı ordusu, Fatih’in liderliğinde dönemin en ileri teknolojilerinden biri olan topları ve iyi organize edilmiş askeri yapısıyla dikkat çekiyordu. Karşılarında ise Uzun Hasan’ın çoğunlukla süvari ağırlıklı, geleneksel savaş taktiklerine dayanan Akkoyunlu ordusu yer alıyordu. Çatışmanın kaderini belirleyen unsurlardan biri, Osmanlı’nın topçu gücünün etkili kullanımı oldu. Fatih’in ordusu, disiplinli yapısı ve stratejik üstünlüğüyle Akkoyunlu kuvvetlerini kısa sürede bozguna uğrattı. Uzun Hasan, savaş alanından kaçmak zorunda kaldı ve bu yenilgi, onun bölgedeki iddiasını büyük ölçüde zayıflattı. Sonuçları ve Önemi Otlukbeli Savaşı, Osmanlı Devleti için sadece bir askeri zafer değildi; aynı zamanda siyasi ve bölgesel bir dönüm noktasıydı. Bu galibiyetle Fatih, doğu sınırlarını güvence altına aldı ve Anadolu’daki Osmanlı hâkimiyetini pekiştirdi. Akkoyunlu Devleti’nin gücü kırılırken, Osmanlı’nın Orta Doğu’ya yönelik politikaları için de yeni bir zemin hazırlanmış oldu. Fatih Sultan Mehmet’in bu zaferi, onun yalnızca bir fetih padişahı olmadığını, aynı zamanda geniş bir coğrafyayı yönetme vizyonuna sahip bir lider olduğunu kanıtlar. Otlukbeli Savaşı, Osmanlı’nın yükseliş döneminde attığı sağlam adımlardan biri olarak tarihteki yerini aldı. Fatih Sultan Mehmet’in devri, yalnızca İstanbul’un fethiyle değil, Otlukbeli gibi stratejik zaferlerle de doludur. Bu olaylar, onun hem bir komutan hem de bir devlet adamı olarak ne denli büyük bir lider olduğunu gösteriyor. Otlukbeli Savaşı, Osmanlı tarihinin parlak sayfalarından birini oluştururken, Anadolu’nun birliğini koruma mücadelesinin de simgesi haline gelmiştir.

2

dk.

Anadolu nasıl fethedildi?

29 Haziran 2021

Anadolu nasıl fethedildi?

1048’deki Hasankale zaferinden sonra Anadolu’da yayılmaya başlayan Türkmen kitleleri, 1059’da Sivas ve Malatya’yı ele geçirdiler. 1064’te Alparslan, Kars’ı fethetti. 1067’ye gelindiğinde Kayseri, Niksar ve Konya fethedilmişti. Afşin Bey, 1068’de Anadolu’yu boydan boya geçerek, İstanbul Boğazı’na kadar geldi. Türkmenler Anadolu’nun doğu ve orta kısımlarına yayılmışlarsa da, bu rası henüz onlar için emin bir yurt değildi. Zira Türkmenler’in düzenli Bizans ordularına karşı mücadele edecek güçleri yoktu. Bu yüzden Bizans orduları üzerlerine geldiği zaman Türkmenler, Kafkaslar’a çekilmek zorunda kalıyorlardı. Ayrıca Anadolu’nun fethedilememiş pek çok müstahkem mevki ve kaleleri vardı. Buraların yeterli muhasara silahına sahip olmayan Türkmenler tarafından ele geçirilmesi oldukça zordu. Selçuklu orduları da Türkmenler’i himaye için her zaman Anadolu’ya gelemiyordu. 26 Ağustos 1071’de kazanılan Malazgirt zaferi Bizans ordusunu ve mukavemetini çökertti ve Anadolu’nun kapılarını sonuna kadar Türkmenler’e açtı. Bizans’ın yediği bu büyük darbe Türkmenler’in Anadolu’ya sel hâlinde dolmalarını sağladı. Malazgirt zaferinden sonra esir Bizans İmparatoru Romanos Diogenis ile Alparslan’ın yaptığı antlaşma, yeni Bizans İmparatoru tarafından bozuldu. Bunun üzerine Alparslan, Artuk Bey’i Anadolu’nun fethiyle görevlendirdi. Artuk Bey’in, Alparslan’ın ölümünden sonra İran’a geri çağrılması üzerine onun yerini Tutak Bey aldı. Ancak asıl başarı Alparslan’a karşı taht mücadelesi yaparken öldürülen Kutalmış’ın oğulları sayesinde kazanıldı. Alparslan’ın oğulları ve kardeşleri arasındaki taht mücadelesi sırasında İran’da esaret altında bulunan Kutalmış’ın oğulları kaçarak, Anadolu’ya geldiler. Daha önce babalarına ve Alparslan’ın eniştesi Elbasan’a bağlı Yabgulu Türkmenleri ile İbrahim Yinal’a bağlı aşiretler de Anadolu’ya gelmişlerdi. Bunlar İran’daki taht mücadelelerinde başarıya ulaşamamış küskün Oğuz kitleleri idi ve Selçuklu hanedanından başlarına geçecek birisini bekliyorlardı. Kutalmışoğlu Süleyman Şah bu Türkmenler’in başına geçti ve kısa sürede Orta Anadolu’dan İznik’e kadar olan sahayı ele geçirerek, Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurdu. Bu devlet Büyük Selçuklular’a tâbi değildi, ayrıca aralarında düşmanlık da vardı. Alparslan’ın oğlu Melikşah, Kutalmışoğlu’nun kurduğu bu devleti ortadan kaldırmak için Bizans’la işbirliği yapmış, ancak ölümü üzerine teşebbüsü sonuçsuz kalmıştır. Türkler, Anadolu’da, Türkiye Selçukluları’nın yanısıra bir takım bey likler de kurdular. Artuk Beyin oğulları Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da (Diyarbakır-Mardin-Elazığ-Hasankeyf), Saltuk Bey (Erzurum), Danişmend Gazi (Sivas-Amasya-Tokat) ve Mengücek Gazi (Erzincan-Divriği) de Orta ve Doğu Anadolu’da kendi beyliklerini kurarak, o bölgelerin Türkleşmesini sağladılar. Ancak bunların hiçbirisi fazla büyüyemedi ve bu beylikler zamanla Türkiye Selçukluları tarafından ilhak edildi.

2

dk.

Anadolu’ya ne kadar Türk geldi?

29 Haziran 2021

Anadolu’ya ne kadar Türk geldi?

IX. yüzyılın ortalarından itibaren Türkler, Anadolu’da yerleşmeye başlamışlardı. Asıl yerleşme ise Malazgirt savaşıyla oldu. Malazgirt’ten sonra Ana dolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı oluştu. Türkmenler, büyük kitleler hâlinde Anadolu’ya gelmeye başladılar. Ancak ne kadar Türk’ün geldiğini tam olarak bilemiyoruz. Claude Cahen’e göre ilk başta gelenlerin çok gelişi bir anda olmamış, birkaç yüzyıl sürmüştür. Cahen, ilk göç dalgasının büyük miktarda olamayacağını söyler. Anadolu’ya Türkmen dalgalarından birisi XIII. yüzyılda Türkistan’ın Moğol istilasına uğramasından sonra gerçekleşti. Türkmenler, Anadolu’ya her zaman direkt olarak gelmediler. Bir kısmı Azerbaycan, Irak ve Suriye’ye gidip, bir müddet oralarda kaldıktan sonra Anadolu’ya geçmişlerdi. Türkmenler’in göçü XVI. yüzyılda Safevî Devleti’nin kurulmasına kadar de vam etti. Safevîler zamanında Türkistan ile Anadolu arasındaki bu göç kanalı kapandı. Türkler’in gelmesinden sonra Anadolu’nun yerli ahalisinden bir kısmı zamanla din değiştirerek Türkleşti. Ancak bu rakam çok büyük miktarlarda değildir. Selçuklu tarihçileri hiçbir zaman toplu ihtidalara (din değiştirme) rastlanmadığını belirtirler. Claude Cahen bu konuda, Türkler ile Rumlar’ın iyi ilişkiler içerisinde olduklarını, ancak bir kaynaşmanın olmadığını söylemektedir. XVI. yüzyılın sonlarındaki Osmanlı kayıtları incelendiğinde, bu dönemde Anadolu’da yerleşik hayata tam olarak geçmemiş yaklaşık 1 milyon Yörük/Türkmenin bulunduğu görülür. Sadece İç Anadolu’daki Ulu Yörük ile Güney doğu ve Güney Anadolu’da bulunan Dulkadir Türkmenleri’nin nüfusu 300 bin civarındadır. Ayrıca, bu yüzyıla gelindiğinde Türkmenler’in önemli bir kısmı yerleşik hayata geçmişti. Bu durumda olanların da nüfusu 1 milyonu geçmektedir. Bütün bunlar Anadolu’nun yerli halkı ile çok büyük oranda karışmanın olmadığını açıkça gösterir. Anadolu’ya gelen Türkler’in büyük bir bölümü Oğuzlar’a mensuptur. Oğuzlar’ın (Türkmenler’in) 24 boyunun tamamı Anadolu’ya geldi. Bunların dışında Türkler’in diğer kabilelerinden Kıpçaklar (Kumanlar), Peçenekler (Oğuzlar’ın 24 boyundan birisi olan Peçeneklerden başka bir kabiledir), Ak-hunlar (Eftalitler) ve Bulgarlar da Anadolu’ya gelmişlerdir.

1

dk.

Altın Orda’nın bir İslam devleti olduğunu söylenebilir mi?

29 Haziran 2021

Altın Orda’nın bir İslam devleti olduğunu söylenebilir mi?

Altın Orda, kuruluş aşamasında Cengiz Yasası'na bağlı, Şamanist inançların ağırlıkta olduğu bir Moğol ulusuydu. Ancak devletin bir İslam devleti kimliği kazanmasındaki ilk ve en önemli adım, Batu Han'ın kardeşi Berke Han (1257-1266) döneminde atılmıştır. Berke Han, İslamiyet'i kabul eden ilk Moğol hükümdarı olarak tarihe geçmiş ve kendi döneminde İslam’ın yayılması için büyük çaba sarf etmiştir. Onun döneminde İslamiyet sadece saray çevresinde değil, ticari yollar ve şehir merkezlerinde de kök salmaya başlamıştır. Altın Orda’nın tam anlamıyla bir İslam devleti karakterine büründüğü dönem, Özbek Han (1313-1341) saltanatıdır. Özbek Han, İslamiyet'i devletin resmi dini ilan ederek bu dönüşümü kurumsallaştırmıştır. Bu dönemde bozkırın kadim gelenekleri ile İslam hukuku (Şeriat) bir arada uygulanmaya başlanmış, camiler, medreseler ve tekkeler inşa edilmiştir. Sarayda ve bürokraside İslam kültürü hakim olmuş, devletin dış politikası da Müslüman Memlük Devleti ile kurulan ittifaklarla şekillenmiştir. Altın Orda'nın özellikle 14. yüzyıldan itibaren bir İslam devleti olduğu kesinlikle söylenebilir. Ancak bu, Orta Doğu'daki klasik Arap veya Fars devlet modellerinden farklı bir yapıdadır. Altın Orda; Moğol-Türk bozkır kültürünü, askeri disiplinini ve yönetim geleneklerini İslam inancıyla birleştirmiştir. Bu kimlik, bölgedeki Kazan, Kırım ve Sibir hanlıklarının da temelini oluşturmuş; Rusya coğrafyasındaki Müslüman Türk varlığının kalıcı hale gelmesini sağlamıştır. Sonuç olarak, İslam devletidir. Hem Türklerin hem Moğolların, varsa Şamanizm kalıntıları süratle silinmiştir. Daha da ilginci Altın Orda'nın Kırım gibi bölgelerinde Sünni İslam çok etkili olmuştur, doğrudan doğruya medresesiyle, Halvetilik, Celvetilik ve sonra Mevlevilik gibi tarikatların etkileriyle burası folk İslam’dan uzak bir Ortodoks İslam’ın ortaya çıkıp yerleştiği bir bölgedir ki Slav milletleri arasında benzeri ancak Bosna için söz konusudur.

1

dk.

Tuğrul Bey nasıl hükümdar oldu?

5 Nisan 2022

Tuğrul Bey nasıl hükümdar oldu?

Bu soruya tam manasıyla cevap verebilmek için 1025 tarihinde gerçekleşen Semerkand Görüşmesi’ni hatırlatmak gerekiyor. Selçuk’un ölümünden (1007 veya 1009) sonra ailenin başına geçen oğlu Arslan Yabgu, Karahanlı Ali Tegin ile ittifaka gidip iyice güçlenince bölgenin gerçek efendileri olan Karahanlı Yusuf Kadır Han ile Gazneli Mahmud duruma müdahale etme gereği duymuştu. Bu sebeple bahsetmiş olduğumuz ikili Semerkand’ta bir görüşme gerçekleştirdi. Buradan Arslan Yabgu ve Ali Tegin’in bertaraf edilmesi kararı çıktı. Gazneli Mahmud, Arslan Yabgu’yu bir ziyafete davet ederek onu yakalattı, daha sonra da hapsettirdi. Esaretten kurtulamayacağını anlayan Arslan Yabgu, ailenin hakimiyet sembolü olan ok ve yayı yeğenleri Tuğrul ve Çağrı Bey’e göndererek liderliği onlara bırakmıştı. Liderlik her ne kadar Tuğrul ve Çağrı’ya geçmişse de sıkıntılı bir yaşam sürdürmeye devam etmişlerdi. Çünkü bu dönemde Gazneli Mahmud ve Ali Tegin onlar üzerinde baskı kurmuş, hatta onlar üzerine asker sevk etmişti. Gazneli Mahmud’un ölümüyle (1030) kısa da olsa rahat bir nefes alan Selçuklular’a Harizmşah Altuntaş tarafından Harizm’de yaşama izni verilmiş, onun oğlu Harun da bu izni genişleterek devam ettirmişti. Ancak bağımsızlık amacı güden Harun’un Gazneliler tarafından öldürülmesiyle birlikte Harizm’de kalamayan Selçuklular, 1035 tarihinde Horasan’a göçmüşlerdi. Aslına bakıldığında onların asıl hikayesi de bundan sonra başladı. Gazneli Sultanı Mesud bu göçü bir oldu-bitti kabul ederek Selçuklular’ın üzerine bir ordu gönderdi. Ancak sonuç beklediği gibi olmamış, savaşı kaybeden Gazneliler, Selçuklular ile barış imzalamak zorunda kalmıştı. Anlaşma şartları gereği Tuğrul, Çağrı ve Musa Yabgu, küçük de olsa idari anlamda özerklik kazandı. Ama 1035’de başlayan mücadele süreci Dandanakan Savaşı’na kadar devam etti. Dandanakan Savaşı kazanan Selçuklular, Merv’de bir kurultay toplayarak devletlerini kurmuş, hâkim bulundukları toprakları da hanedan mensupları arasında paylaştırmıştı. Diğer bir ifadeyle eldeki topraklar üçe bölündü. Bu kurultayda alına bir diğer kara ise Tuğrul Bey adına “Horasan Emîri” unvanıyla hutbe okutulmasıydı. Böylece Tuğrul Bey, yeni kurulan Büyük Selçuklular Devleti’nin ilk hükümdarı olarak kabul edilmişti. Bununla birlikte Çağrı Bey ve Musa Yabgu, hâkimiyet bölgelerinde kendi adına para bastıracak ve hutbe okutacaktı. Ancak dışarıdan bakanlar için Tuğrul Bey, tüm ülkenin sultanı idi.

2

dk.

Anadolu’ya yalnız göçebe Türkler mi geldi?

29 Haziran 2021

Anadolu’ya yalnız göçebe Türkler mi geldi?

Anadolu’ya gelen Türkler’in büyük bir kısmı göçebedir. Ancak göçebe Türkler’in yanısıra önemli sayılabilecek miktarda yarı yerleşik ve tam yerleşik yaşayışta bulunan Türkler de gelmiştir. Divân-ı Lugat-ı Türk’teki yerleşik hayatla ilgili kelimeler ile Türkiye Türkçesindekiler karşılaştırıldığında birçoğunun aynı olduğu görülür. Faruk Sümer, göçebe Türkmenler’in haricinde birçok aydın, sanatkâr ve tüccarın da Anadolu’ya geldiğini belirtir. Anadolu’ya asıl yerleşik nüfus, XIII. yüzyılda Moğol istilası sonucu Türkistan’daki şehirlerin tahrip edilmesi üzerine gelmiştir. Türkmenler, Anadolu’ya gelirken çadırlarını, yetiştirdikleri hayvanlarını, göçebe ve şehirli yaşayışa ait kültürlerini, silah, kıyafet ve edebî değerlerini de beraberlerinde getirdiler.

1

dk.

Türkler niçin Anadolu’ya geldiler?

29 Haziran 2021

Türkler niçin Anadolu’ya geldiler?

Büyük Selçuklu Devleti kurulmadan önce Oğuzlar’dan kopan bir kısım boylar Azerbaycan, Güneydoğu Anadolu ve Irak’a gitmişlerdi. Göktaş, Buka, Mansur ve Anasıoğlu idaresi altındaki Türkmenler, Cizre ve Diyarbakır havalisi ile Musul’u ele geçirmişlerse de, uzun süre buralarda hakim olamadılar ve Azerbaycan’a geri döndüler. Kendilerine yurt, hayvanlarına da otlak arayan Türkmen kitleleri, Büyük Selçuklu topraklarına gelmeye devam ediyordu. Selçuklular Türkmenleri, kargaşa çıkarmalarını ve otlak sıkıntısına sebebiyet vermelerini önlemek için Anadolu’ya sevk etti. Türkler, Suriye ve Irak’a da gidip, yerleşmişlerse de, ülkelerin iç bölgelerine girmemişlerdi. Bu bölgelerin iklim ve otlak durumunun hayvanları için uygun olmaması, Türkler’in buralarda yoğun bir şekilde yayılmasına engel oldu. Claude Cahen, Türkler’in Mezopotamya ve Suriye’de gerçek bir yerleşim göstermeyip, askerî hakim sınıf olarak kalmalarının sebebini, bu bölgede Bedevi ve Kürt çobanların bulunması ve Türk develerinin sıcak iklime uyum gösterememesi olarak zikreder. Anadolu ise iklimi ve geniş otlakları ile Türkler’in yaşantısına uygundu. Aynı zamanda Anadolu’nun yoğun bir nüfusa sahip olmaması ve burada Türkler’e direnecek güçlü bir askerî organizasyonun bulunmaması da Türkmenler’in buraya gelmesini teşvik edici unsurlar oldu.

1

dk.

Genel olarak bakıldığında Timur'un dönemi nasıl bir dönemdi?

29 Haziran 2021

Genel olarak bakıldığında Timur'un dönemi nasıl bir dönemdi?

Timur Anadolu’dan bir fırtına gibi geçti, onun zulümlerinden veya kendisine atfedilen vahşetten hâlâ bahsedilir. Osmanlı’nın ilk devir vakayinamelerinde bir Tatar korkusu vardır. Bu Tatarlık, ırken bir bağlantısı olmamasına rağmen Emir Timur’a atfedilen bir özelliktir. Fakat onun zamanında Semarkand, Buhara ve diğer Orta Asya şehirleri 1000 yıllık kadim kültürlerini devam ettirdiler ve daha da geliştirdiler. Timur’un yarattığı Semerkand ve Buhara bugün hâlâ bir medeniyetin parlak zamanını hatırlatan abidelerle ortadadır. Bu yerler, İslam dünyasında yaşayan bir kültür merkezi olarak İstanbul’dan sonra Kahire, Isfahan, Meşhed ama hassaten Şam ve Bağdat’la birlikte anılmaktadır. Emir Timur devri, Türk asırları içinde hem askeri örgütlenme, hem idari örgütlenme; hem istihbarat hizmetleri, hem ticaretin örgütlenmesi, hem de ilmi kurumların ortaya çıkışı ve yayılışı ve edebiyat bakımından en parlak devirdir, hatta son parlak devirdir. Bundan sonra bu tip ticari, iktisadi zenginlik ve özellikle bilimsel bir faaliyet göremiyoruz. Bunun üzerinde durmak gerekiyor. Şurası bir gerçek, Emir Timur kanlı savaşlarla ama bunun yanı başında matematik, astronomi ve edebiyatla da anılır. Çağatay Türk edebiyatının en parlak simaları onun devrinde veya hemen onun ardından yaşamıştır. İslam ilminin son parlak adamı Uluğ Bey onun torunudur ve Semerkand’ın ulaştığı Rönesans düzeni, İslam dünyasında bir daha başka hiçbir şehre bugüne kadar nasip olmamıştır, bundan sonra olması en büyük temennimiz. Timur devri, tıpkı bir yerde Moğol fatihler gibi Asya’nın bir ucundan Anadolu’ya kadar giden, bunun yanı sıra her türlü sanatkârı, işçiyi toparlayan, sevk eden bir dönem demektir. Döneminde Orta Asya’nın kütüphaneleri, İran medeniyetinin son parlamaları bugün bile araştırmalarımıza konu teşkil ediyor. Öbür taraftan belirli zihniyette, hatta halk tabakaları arasında Timur devri “vahşet, barbarlık ve katliam” dönemi olarak addediliyor. Bu portrenin hangisi doğru? Tarihte her iki görüşün de haklı olduğu Safhalar vardır, ama bizzat Anadolu tarihine tekrar baktığımızda yurdumuzun bugünkü büyümesi ve pekin olarak gelişmesinde onun istila döneminin de payı vardır. Rumeli’nin verdiği kuvvet ve Anadolu’nun tepkisi Timur devrini çok çabuk sildi. Fakat diğer yandan Timur kadar Orta Asya’ya, Orta Doğuya ve Küçük Asya’ya hâkim bir başka hükümdar bulmak mümkün değildir. Hatta demek lazım ki, Moğollar bile bu yöreye onun kadar hükmedemediler. Onun İslam dünyasında tesiri çok olmuştur. Unutmayalım ki ünlü tarihçi İbn-i Haldun bile ömrünün sonunda kendisiyle Şam’da görüşmüş ve aralarında bizim için hem tarihî hem kültürel bakımdan çok önemli bir diyalog geçmişti. Bildiğimize göre, bu görüşme esnasında İbn-i Haldun, kendi ifadesiyle bizzat kendisinin münşii (kurucusu) olduğu ümran ilminden bahsetti ona. Hatta Timur’a devletlerin yükseliş ve düşüşlerini açıklayan düşüncelerini özetleyen birkaç sayfalık bir metin de takdim etmiş, onun tarafından çok takdir edilmişti. Nitekim bunun üzerine Timur bilgisine hayran kaldığı İbn-i Haldun’u kendisiyle beraber kalmaya ikna etmeye çalışmış, fakat o çeşidi mazeretlerle bu teklifi geri çevirmişti. Timur devrinin daha çok tartışılacağı doğrudur, ama bizim anladığımız manadaki Doğu medeniyetinin, Doğu ülkelerinin çöküşü Timur devrine rast gelmez. Timurluların büyüme devri, büyüme eğilimleri nedir? Ölüm yılında Çin’e sefere hazırlanan bir hükümdarın coğrafya tasavvurunu anlamak pek kolay değildir, ama şurası bir gerçek; Orta Asya’da Buhara ve Semerkand’da bir azınlık halinde görülen İran dili ve medeniyeti, onun zamanında bu dili konuşan nüfusun miktarı bakımından daha bir gerileme göstermiştir, bundan sonra artık klasik Orta Asya başlayacaktır. Fakat Fars dili, edebiyatı ve medeniyeti dirilme, yayılma, Hind’e nüfuz etme ve her milletten seçkinlerin kültürü olma vasfını da ona ve torunlarına borçludur

2

dk.

Çaka Bey nasıl öldü?

23 Mart 2022

Çaka Bey nasıl öldü?

1071 yılında meydana gelen Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya gelen Türkmen beylerinden biri olduğu düşünülen Çaka Bey, Bizanslılara esir düştüğü için 1081 yılına kadar ikamet etmek zorunda kaldığı Bizans sarayına ve siyasî kültürüne hâkim olması ile diğer Türkmen beylerinden ayrılan özel bir yöne sahiptir. Bu açıdan bakıldığında, denilebilir ki, bu Türkmen beyinin Bizans Devleti’ni iyi tanıması, sözü edilen devletin siyasî kültürü üzerinde belirleyici olan iç ve dış dinamiklere vâkıf olması, onun 1081 yılında sonra Batı Anadolu’da güçlü bir siyasî aktör olarak ortaya çıkabilmesine zemin hazırlamıştır. İzmir ve civarında hâkimiyet tesis eden Çaka Bey, gerek Bizanslıları iyi tanıması gerekse Türklerde o dönemlerde pek bulunmayan denizcilik deneyimi ile İstanbul’u tehdit etmeye başlamış, hatta kızını kendisine verdiği Türkiye Selçuklu hükümdarı I. Kılıçarslan ile sıhriyet ve ittifak kurup Trakya’da bulunan Peçenek Türkleri ile de anlaşarak muhtemelen Bizans’ı kontrol altına alma, belki de İstanbul’u fethetme planları yapmaya başlamıştır. Onun bu yöneliminin, sonunu hazırlayan gelişmeleri başlattığını söyleyebiliriz. Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos, Çaka Bey liderliğinde kendisine karşı kurulan planın doğurabileceği vahim sonuçları fark ederek vakit kaybetmeden harekete geçmiş ve Türkiye Selçuklu hükümdarı Kılıçarslan ile iletişime geçerek Sultan ile Çaka Bey’in arasını bozmayı başarmış, onu, kayınpederinin asıl hedefinin Bizans değil de Selçuklu ülkesi olduğuna ikna etmiştir. Bunun üzerine Çaka Bey’e tuzak kuran I. Kılıçarslan, evvela onun üzerine yürümüş, daha sonra meselenin aslını öğrenmek için yanına gelen kayınpederini, onuruna düzenlediği bir ziyafet esnasında katlettirerek ortadan kaldırmıştır.

1

dk.

Malazgirt’ten önce kazanılan savaş hangisidir?

29 Haziran 2021

Malazgirt’ten önce kazanılan savaş hangisidir?

Tuğrul Bey’in üvey kardeşi İbrahim Yinal, 1047’de Nişabur’a gelen Türk men kitlelerini Anadolu’ya göndermiş ve kendisinin de arkalarından geleceğini vaadetmişti. Bu sırada (1047/1048) Selçuklu hanedanından Hasan Bey komutasındaki kuvvetler de, Van gölü havzasını ele geçirmek için harekete geçmişlerdi. Vaspurakan’da Bizans Valisi Aaron, Selçuklular’ı, Büyük Zap Suyu civarında pusuya düşürerek, mağlup etti. Savaşta Selçuklu prensi Hasan Bey de şehid olmuştu. Bu olayın ardından büyük bir ordu ile Anadolu’ya gelen İbrahim Yinal ve Kutalmış, Bizans kuvvetlerini Pasin ovasındaki Hasankale’de 18 Eylül 1048’de büyük bir mağlubiyete uğrattılar. Bu zafer sayesinde Türkmenler Anadolu’da yayılma imkânı bularak, Trabzon’a kadar ilerlediler.

1

dk.

Türkler Anadolu’ya ilk olarak ne zaman geldiler?

29 Haziran 2021

Türkler Anadolu’ya ilk olarak ne zaman geldiler?

Türkler’in Anadolu’ya gelişini Milattan Önce 3000-2000 yıllarına kadar çıkaranlar varsa da, bu iddialar tarihçiler arasında genel kabul görmüş fikirler değildir. Anadolu’ya Türkler’in ilk gelişi IV. yüzyılın sonlarına doğru Batı Hunları (Avrupa Hunları) tarafından gerçekleştirildi. Hunlar bir taraftan Balkanlar üzerinden Trakya’ya doğru yürürken, diğer taraftan Batı Hunları’nın doğu bölümü de Kafkas dağlarını aşıp, Anadolu’ya girdi. Kursık ve Basık isimli iki komutan idaresindeki Hun atlıları Erzurum üzerinden Malatya’ya ulaştılar. Çukurova’ya indiler, Urfa ve Antakya’yı kuşattılarsa da alamadılar. Kudüs’e kadar inen Hunlar, burada fazla kalmadılar ve 396’da tekrar Kafkaslara döndü ler. İki yıl sonra tekrar Anadolu içlerine girmişlerse de, bu bölgede yerleşmeye dönük bir teşebbüsleri olmadı. Hunlar’dan sonra Türkler’in Anadolu’ya ikinci gelişi Sabarlarla oldu. İdil, Don ve Kuban ırmakları arasındaki bölgede bir devlet kurmuş olan Sabar Türkleri VI. yüzyılda Kafkasların güneyine kadar olan toprakları ele geçirdiler. Daha sonra Kayseri, Konya, Ankara taraflarına şiddetli akınları oldu. Selçuklular, Karahanlı ve Gazneliler karşısında tutunamayınca, 1018’de Çağrı Bey’in önderliğinde 3000 süvari ile büyük mesafeleri ve çeşitli tehlikeleri aşarak, Doğu Anadolu’ya bir sefer yapmışlardı. Bu kuvvetler Azerbaycan’da rastladığı Türkmenler’i de alıp, birlikte Van gölü civarını ele geçirdi. Çağrı Bey, bu başarılı akının ardından uzun mesafeleri tekrar geçip, Buhara’ya döndü. Aile mensuplarına Anadolu’da kendilerine karşı koyabilecek bir kimseye rastlama dığını bildirdi. Ancak Selçuklular, Gazneliler’i mağlup ederek Maveraünnehr bölgesine hakim olduklarından, kendileri Anadolu’ya gitmediler, ancak sel hâlinde ülkelerine gelen Türkmenler’i Anadolu’ya gönderdiler.

1

dk.

Anadolu ne zaman Türkiye oldu?

29 Haziran 2021

Anadolu ne zaman Türkiye oldu?

Malazgirt’ten sonra Türkler’in akın akın Anadolu’ya gelmeleri sonucu Avrupa’da burası Türkiye diye anılmaya başlandı. Faruk Sümer, 1085’ten itibaren Avrupalılar’ın Anadolu’ya Türkiye demeye başladıklarını belirtir. Friedrich Barbarossa’nın Haçlı seferinden itibaren batılı yazarlar Anadolu’dan, Türk hakimiyetine giren hiçbir ülkeye vermedikleri bir adla Turchia/Turquie (Türkiye) diye söz etmeye başladılar. Bu Haçlı seferinden yarım yüzyıl sonra Simon de Saint-Quentin bu isimlendirmeyi sistematik hale getirdi. Claude Cahen’e göre Anadolu’da Türkleşme yoğunluğu ne olursa olsun, o zamanki Türkiye’nin sınırları ne kadar belirsiz olursa olsun, çağdaşlarının gözünde Anadolu’nun Türk niteliği ülkenin bütününe damgasını vurmuştur. Avrupalı yazarlar Anadolu’ya Türkiye derken, Müslüman yazarlar, Selçuklular devlet kurduktan sonra dahi burası için, hiçbir siyasal anlamı kalmamasına rağmen Rum/Roma diye bahsetmeye devam etmişlerdir.

1

dk.

sanal tarih yeni logo (1).png
bottom of page