top of page
Sorularla Tarih
29 Haziran 2021
I. Murad tahta çıktığında kardeşlerine nasıl davrandı?
I. Murad tahta çıktığında hayatta iki kardeşi vardı: Halil ve İbrahim. Bunlardan Halil, Orhan Gazi’nin eşlerinden Theodora’dan doğmuştu. Theodora, daha önce Bizans İmparatorluğu yapan Kantakuzenos’un kızı idi. Şehzâde Halil aynı zamanda Bizans İmparatoru Ioannes’in kızı ile nişanlıydı. Bursa sancak beyliği yapan şehzâdenin babası tarafından çok sevildiği ve Osmanlı tahtına aday olarak gösterildiği rivayetleri vardır. Hayattaki diğer şehzâde İbrahim de, I. Murad’dan daha büyük olabilir. I. Murad, Osmanlı hakimiyetinden çıkan Ankara’yı geri aldıktan sonra Eskişehir civarına yönelerek, bu bölgede olan kardeşlerini ortadan kaldırdı. Osmanlı tarihleri bu olay hakkında fazla bilgi vermez. Şehzâdelerin isyan ettiklerine dair ufak kayıtlar vardır. Bu iki şehzâdenin öldürülmesi ile birlikte hanedanda ilk kardeş kanı akıtılmış oluyordu.
1
dk.
29 Haziran 2021
Genel olarak bakıldığında Timur'un dönemi nasıl bir dönemdi?
Timur Anadolu’dan bir fırtına gibi geçti, onun zulümlerinden veya kendisine atfedilen vahşetten hâlâ bahsedilir. Osmanlı’nın ilk devir vakayinamelerinde bir Tatar korkusu vardır. Bu Tatarlık, ırken bir bağlantısı olmamasına rağmen Emir Timur’a atfedilen bir özelliktir. Fakat onun zamanında Semarkand, Buhara ve diğer Orta Asya şehirleri 1000 yıllık kadim kültürlerini devam ettirdiler ve daha da geliştirdiler. Timur’un yarattığı Semerkand ve Buhara bugün hâlâ bir medeniyetin parlak zamanını hatırlatan abidelerle ortadadır. Bu yerler, İslam dünyasında yaşayan bir kültür merkezi olarak İstanbul’dan sonra Kahire, Isfahan, Meşhed ama hassaten Şam ve Bağdat’la birlikte anılmaktadır. Emir Timur devri, Türk asırları içinde hem askeri örgütlenme, hem idari örgütlenme; hem istihbarat hizmetleri, hem ticaretin örgütlenmesi, hem de ilmi kurumların ortaya çıkışı ve yayılışı ve edebiyat bakımından en parlak devirdir, hatta son parlak devirdir. Bundan sonra bu tip ticari, iktisadi zenginlik ve özellikle bilimsel bir faaliyet göremiyoruz. Bunun üzerinde durmak gerekiyor. Şurası bir gerçek, Emir Timur kanlı savaşlarla ama bunun yanı başında matematik, astronomi ve edebiyatla da anılır. Çağatay Türk edebiyatının en parlak simaları onun devrinde veya hemen onun ardından yaşamıştır. İslam ilminin son parlak adamı Uluğ Bey onun torunudur ve Semerkand’ın ulaştığı Rönesans düzeni, İslam dünyasında bir daha başka hiçbir şehre bugüne kadar nasip olmamıştır, bundan sonra olması en büyük temennimiz. Timur devri, tıpkı bir yerde Moğol fatihler gibi Asya’nın bir ucundan Anadolu’ya kadar giden, bunun yanı sıra her türlü sanatkârı, işçiyi toparlayan, sevk eden bir dönem demektir. Döneminde Orta Asya’nın kütüphaneleri, İran medeniyetinin son parlamaları bugün bile araştırmalarımıza konu teşkil ediyor. Öbür taraftan belirli zihniyette, hatta halk tabakaları arasında Timur devri “vahşet, barbarlık ve katliam” dönemi olarak addediliyor. Bu portrenin hangisi doğru? Tarihte her iki görüşün de haklı olduğu Safhalar vardır, ama bizzat Anadolu tarihine tekrar baktığımızda yurdumuzun bugünkü büyümesi ve pekin olarak gelişmesinde onun istila döneminin de payı vardır. Rumeli’nin verdiği kuvvet ve Anadolu’nun tepkisi Timur devrini çok çabuk sildi. Fakat diğer yandan Timur kadar Orta Asya’ya, Orta Doğuya ve Küçük Asya’ya hâkim bir başka hükümdar bulmak mümkün değildir. Hatta demek lazım ki, Moğollar bile bu yöreye onun kadar hükmedemediler. Onun İslam dünyasında tesiri çok olmuştur. Unutmayalım ki ünlü tarihçi İbn-i Haldun bile ömrünün sonunda kendisiyle Şam’da görüşmüş ve aralarında bizim için hem tarihî hem kültürel bakımdan çok önemli bir diyalog geçmişti. Bildiğimize göre, bu görüşme esnasında İbn-i Haldun, kendi ifadesiyle bizzat kendisinin münşii (kurucusu) olduğu ümran ilminden bahsetti ona. Hatta Timur’a devletlerin yükseliş ve düşüşlerini açıklayan düşüncelerini özetleyen birkaç sayfalık bir metin de takdim etmiş, onun tarafından çok takdir edilmişti. Nitekim bunun üzerine Timur bilgisine hayran kaldığı İbn-i Haldun’u kendisiyle beraber kalmaya ikna etmeye çalışmış, fakat o çeşidi mazeretlerle bu teklifi geri çevirmişti. Timur devrinin daha çok tartışılacağı doğrudur, ama bizim anladığımız manadaki Doğu medeniyetinin, Doğu ülkelerinin çöküşü Timur devrine rast gelmez. Timurluların büyüme devri, büyüme eğilimleri nedir? Ölüm yılında Çin’e sefere hazırlanan bir hükümdarın coğrafya tasavvurunu anlamak pek kolay değildir, ama şurası bir gerçek; Orta Asya’da Buhara ve Semerkand’da bir azınlık halinde görülen İran dili ve medeniyeti, onun zamanında bu dili konuşan nüfusun miktarı bakımından daha bir gerileme göstermiştir, bundan sonra artık klasik Orta Asya başlayacaktır. Fakat Fars dili, edebiyatı ve medeniyeti dirilme, yayılma, Hind’e nüfuz etme ve her milletten seçkinlerin kültürü olma vasfını da ona ve torunlarına borçludur
2
dk.
29 Haziran 2021
Anadolu beylikleri Osmanlı hakimiyeti altına nasıl alındı?
Osmanlılar’ın Rumeli’deki fetihler sonucu zenginleşmeleri, durgun bir ekonomik yapıya sahip Anadolu’daki diğer beyliklerin ahalilerini ve askerî zümrelerini etkilemiş ve onları Osmanlı İmparatorluğu’na yönlendirmişti. Osmanlılar’ın Hristiyanlar’a karşı Rumeli’de yürüttüğü, kutsal savaş yani gazâ siyaseti onlara büyük bir ün ve itibar kazandırmıştı. Osmanlı Beyliği gazi yönünü Anadolu beylikleri arasında çok iyi propaganda yaparak, kendilerine saygınlık ve diğer beylikler karşısında üstünlük kazandı. İlhanlılar’ın zayıflaması ve Germiyan Beyliği’nin de Batı Anadolu’daki Türk men beylikleri üzerindeki denetimini kaybetmesinden sonra Karaman Beyliği bu bölgeler üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışıyordu. Ancak Osmanlılar’ın gazâ siyaseti o kadar tesirliydi ki Selçuklular’ın mirasçılığına soyunan ve Anadolu’daki Türkmen beyliklerinin en büyüğü olan Karamanoğulları, bunun karşısında duramamışlardı. Karamanoğulları’nın bu bölgelerdeki ahali ve askerlerin üzerindeki Osmanlılar’ın nüfuzunu kırmak için kendilerinin daha büyük gaziler olduklarını ispatlamaları gerekiyordu. 1367’de Karaman Beyliği’nin önderliğinde Türkmen beylikleri, Latin hakimiyetindeki Gorigos Kalesi’ne bir sefer düzenlediler. Bu sefer, Anadolu beyliklerinin bir nevi güç gösterisi idi. Osmanlılar’a karşı kendilerinin de büyük gaziler olduklarını ispat etmeye çalışıyorlardı. Memluk Devleti tarafından da desteklenen bu sefer istenen neticeyi vermedi ve başarısızlıkla sona erdi. Bu başarısızlık Karamanlılar’ın nüfuzunu sarstı ve Osmanlılar’ı daha fazla ön plana çıkardı. 1387’de Frenk Yazısı savaşında Karamanlılar’ın, Osmanlı İmparatorluğu karşısında mağlup olmaları, Batı Anadolu’daki Türkmen beylikleri üzerinde izledikleri siyasetin sonunu getirdi. Bu savaşın ardından Batı Anadolu beylikleri, Karamanoğulları ve Kuzey Anadolu’daki Candaroğulları, Osmanlı hakimiyetini kabul ettiler. Karaman Beyliği’nin taarruzundan çekinen Germiyan Beyi Süleyman Bey kızı Devlet Hatun’u I. Murad’ın büyük oğlu Yıldırım Bâyezid’le evlendirerek Osmanlı himayesini kazanmayı düşünüyordu. Teklifi I. Murad da olumlu karşılayınca evlilik gerçekleşti. Ancak Osmanlılar, Kütahya, Simav, Eğrigöz (Emet) ve Tavşanlı’yı çeyiz olarak aldılar. Muhtemelen bu şehirlerin terki gönüllü olmamış, Osmanlılar’ın siyasî baskısı sonucu gerçekleşmişti. Fakat iki beylik arasında kalan Germiyanlılar’ın yaşam sürelerini uzatmak için başka çareleri de yoktu. Gorigos seferinden sonra Karaman Beyliği’nin etkisinden kurtulmak isteyen Hamidoğulları Osmanlılar’a yaklaşmıştı. Bu durumdan istifade eden I. Murad, Hamidoğlu Beyi Kemaleddin Hüseyin Bey’e, Karamanoğulları’nın saldırıları karşısında yardım etmek için Karaman sınırındaki bazı kalelerini Osmanlılar’a satmasını teklif etti. Daha sonra I. Murad oğlu Bâyezid’in evliliği ile elde edilen Germiyan topraklarını görmek için Kütahya tarafına hareket ettiğinde telaşla nan Hamid Beyi, bir elçi göndererek istenilen yerleri satmaya razı olduğunu belirtti. 1381 veya 1382’de yapılan satış antlaşmasına göre Hamidoğulları 80 bin altın karşılığında Akşehir, Beyşehir, Seydişehir, Yalvaç ve Karaağaç’ı Osmanlılar’a verdiler. Aslında bu durum iki beyliğin arasında kalan ve direnme güçleri bulunmayan Hamidoğulları’nın gördükleri baskı sonucu topraklarını Osmanlılar’a terketmelerinden başka bir şey değildi. Osmanlılar bu fetihlerini meşrulaştırmak için bu bölgeleri para ile aldıkları propagandasını yaptılar. Fakat bu topraklarda gözü olan Karamanlılar ile Osmanlılar’ın arası açıldı. İki beylik bu şehirler yüzünden defalarca savaştı. I. Murad daha sonra 1387’deki Karaman seferi sırasında, Hamidoğullarının merkezi Eğirdir’i de aldı.
2
dk.
29 Haziran 2021
Osmanlılar, Balkanları kan ve kılıçla mı fethettiler?
Halil İnalcık, Osmanlı fetihlerinin kılıçtan ziyade istimâlet (gönül çekme) ismi verilen uzlaştırıcı bir politika ile gerçekleştirildiğini belirtir. İstimâlet, Müslüman olmayan ahalinin çeşitli vaatlerle kazanılması sayesinde Osmanlı hakimiyet sahasının genişletilmesidir. Osmanlı idaresi yaptığı propagandayla İslâm’ın ananevi müsamaha politikası çerçevesinde gayrimüslimlere can ve mal güvenliği ile dinlerinde serbestlik tanıyor ve eski feodal bağlılıklarından kurtarıyordu. Örneğin, Duşanov Zakonik kanunlarına göre köylünün haftada iki gün angarya suretiyle prensin toprağında çalışması gerekiyorken, Osmanlı yönetiminde yılda sadece üç gün tımar sahibi olan sipahinin toprağında çalışma zorunluluğu vardı. Osmanlı idaresini kabul eden gayrimüslimler askerlik hizmeti yerine “cizye” vergisini ödedikleri taktirde hayatları, malları ve dinleri devletin teminatı altına alınırdı. Gazilerin akınlarından kaçarak, kalelere sığınan ahali, Osmanlı hakimiyetinin yerleşmesi ile birlikte düzenli bir devlet idaresinin koruyucu güvenliğine kavuşuyordu. Bunun sonucu olarak birçok yer kendiliğinden Osmanlı hakimiyetini tanımaktaydı. (Fatih döneminde Mora ve Sırp halkları, Osmanlı padişahını, kendilerini despotlardan kurtarması için çağırmışlardı). O zaman gaza sahası, bu bölgelerin ilerisi olmaktaydı. Balkanlar’daki Osmanlı fetihleri büyük ölçüde bu şekilde gerçekleşmiştir. Osmanlılar’ın, Balkanlar’da kılıç ve ateşle yerleştikleri iddiası artık bilimsel yayınlarda yer almamaktadır. Osmanlılar gayrimüslim halkın yanısıra, Ortodoks kilisesini ve manastırlarını da himaye ederek, vergilerden muaf tuttular ve onların dinî vakıflarına dokunmadılar. Osmanlılar feodal yerli askerî sınıfın imtiyazlarını ve feodal haklarını kaldırmakla beraber, onları kendi askerî sistemleri içine almışlardı. Böylece köylüyü, kiliseyi, şehirli halkı ve askerleri kendi saflarına çektiler. Bu yüzden Osmanlı idaresine direnen mahalli hanedanlar ortadan kaldırıldıktan sonra fethedilen yerlerde hakimiyet kolay kurulmuştur. Osmanlılar’ın bu idare tarzlarını yapılan araştırmalar açıkça ortaya koymaktadır. Bruce W. McGowan’ın Osmanlı idaresinde Sırbistan üzerine yaptığı araştırmalarda, Sırbistan’da nüfus başına (per capita) düşen gıda mahsulünün Avrupalı devletlerin sömürgelerindeki köylülerin elinde kalan gıda mahsulünden çok daha fazla olduğunu ortaya çıkarmıştır. Balkanlar’ın tek bir devlet çatısı altında uzun süre savaşsız bir ortama kavuşması, buralarda ticareti canlandırmış ve şehirleri geliştirmiştir. Michael Palariet’in XIX. yüzyıl Balkan ekonomileri üzerine yaptığı araştırmada Sırbistan’ın bağımsız olmadan önceki dönemde, müstakil devlet olduğu döneme göre daha hızlı büyüdüğü ve kalkındığı ortaya çıkmıştır.
2
dk.
29 Haziran 2021
Osmanlı Beyliği hangi sebeplerden büyüyerek, bir imparatorluk hâline geldi?
Osmanlı Beyliği’nin, XIV. yüzyılın başlarında Anadolu’da mevcut olan beyliklerin içerisinde gerek toprak gerekse insan potansiyeli açısından en küçüklerinden birisi iken, onların arasından nasıl sıyrılıp büyük bir İmparatorluğa dönüştüğü devamlı tartışılan ve merak edilen konulardan birisi olmuştur. Osmanlı tarihçileri çeşitli teorilerle bu konuyu açıklamaya çalışmaktadırlar. XX. yüzyılın başlarında Herbert Adams Gibbons adlı bir tarihçi, Osmanlılar’ın Marmara bölgesinde bulunan Rumlar’la karışarak, yeni bir millet meydana getirdiklerini ve bu insan potansiyelinin de imparatorluğun doğuşuna sebep olduğunu ileri sürdü. Bu teori Fuad Köprülü, Paul Wittek, Friedrich Giese gibi tarihçilerden büyük tepki aldı ve reddedildi. Fuad Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu meselesinin, XIII. ve XIV. yüzyıllar Anadolu tarihi çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurgular. Paul Wittek ise Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunda en önemli faktörün gazâ fikri olduğunun üzerinde durur. Wittek’e göre gazâ kavramı Osmanlı Beyliği’nin yegâne varoluş sebebi, savaşçılar için de tek motivasyon kaynağıydı. Bu teoriye Colin Imber, Rudi Paul Lindner gibi tarihçiler çeşitli eleştiriler yönelttiler. Bu tarihçilere göre, Osmanlı Beyliği’nin ilk devirlerde gazâ ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Komşuları olan Rumlar’la dostane ilişkilerini, heterodoks unsurlara müsamahalarını ve sınırdaş oldukları Müslüman beyliklerle savaşmalarını buna delil olarak gösterirler. Feridun Emecen ve Cemal Kafadar’ın yaptığı araştırmalar ise Wittek’i eleştirenlerin fikirlerinin tersine gazâ fikrinin XIV. yüzyılda var olduğunu ortaya çıkardı. Gazâ kavramı, Wittek’in ileri sürdüğü ölçüde olmasa da Osmanlı Beyliği’nin fütuhat yoluyla büyümesinin en önemli faktörlerinden birisidir. Halil İnalcık, Osmanlı Beyliği’nin büyümesini açıklarken doğudan mütemadiyen devam eden Türkmen göçü ve gazâ fikrinin üzerinde durur. Moğol baskısı sonucu önce Kafkaslar’dan Doğu ve Orta Anadolu’ya, daha sonra da Orta Anadolu’dan batıya göç etmek zorunda kalan yüz binlerce Türkmen, Ege bölgesini ele geçirerek, burada gazi Türkmen beyliklerini kurmuşlardı. Türkmenler arasında, bu devirde mevcut olan gazâ ruhunu Batı Anadolu’daki Germiyan, Aydınoğlu, Menteşe, Karesi, Hamid ve Saruhan beylikleri ile Karadeniz bölgesindeki Çobanoğlu Beyliği yaşatıyorlardı. Bu beylikler hem gazâ adına Hristiyanlar’la savaştılar, hem de fethettikleri bölgelere doğudan gelmeye devam eden Türkmenler’i yerleştirdiler. XIII. yüzyılın sonlarında Sakarya bölgesinde gazânın temsilcisi olan Çobanoğulları, Bizans’la barış yaparak gazâyı bıraktı. Bundan sonra ise bölgede Bizans’a karşı akınların liderliğini daha önce Çobanoğulları’na tâbi olan Osman Gazi aldı ve şiddetli bir gazâ faaliyetine başladı. Osman Gazi’nin gazâyı son derece atılgan tavırla sürdürmesi, onu gazilerin gerçek önderi durumuna yükseltti. 1302’de Bizans’a karşı kazandığı Koyunhisar Savaşı, onun sınır boyunda bulunan Türkmenler arasındaki gazi şöhretini artırdı. Değişik bölgelerden gelen gaziler akın akın onun bayrağı altına koştular. Daha sonraki yıllarda Batı Anadolu’da meydana gelen gelişmeler de, Osmanlılar’ın lehine oldu. 1320’li yıllarda Batı Anadolu’da gazâyı sürdüren beyliklere karşı teşkil edilmiş Haçlı donanmasının baskısı sonucu, Karesi, Menteşe gibi beylikler Haçlılarla anlaşarak gazâ faaliyetlerini bıraktılar. Gazâ bayrağını taşıyan son beylik olan Aydınoğulları da, Umur Bey’in, Hristiyanlar’ın eline geçen İzmir’i geri almaya çalışırken şehid olması sonucu devre dışı kaldı. Böylece Osmanlılar, Hristiyanlar’a karşı sürdürülen gazâ faaliyetlerinde tek başına kaldılar. Osmanlılar’ın gittikçe genişleyen gazâ faaliyetleri, doğudan gelmeye devam eden Türkmen kitlelerini, onların bayrağı altına soktu. Bu savaşçı potansiyeli de, Osmanlı Beyliği’nin fütuhat yolu ile büyümesini sağladı.
2
dk.
29 Haziran 2021
I. Kosova Savaşı neden çıktı ve önemi nedir?
Çirmen Savaşı’ndan sonra Orta kol komutanı Kara Timurtaş Paşa, Vardar ovasından, Balkan dağlarının kuzey ve batı yönüne doğru fetihler yaptı. Samakov’dan başlayarak Manastır ve Pirlepe’yi almıştı. 1386’da Sırbistan’a girerek Niş’i fethetti. Akınlarını Bosna’ya kadar uzatması üzerine Sırp Prensleri ve diğer mahalli prensler harekete geçerek, 1388’de Morava kıyısındaki Ploçnik’te, Timurtaş Paşa’yı mağlup ettiler. Bu, Türkler’e karşı kazanılan ilk Hristiyan zaferiydi. Bu zaferden cesaret alan ve I. Murad’ın Anadolu’da olmasını fırsat bilen Bosna, Sırp ve Bulgar Kralları ittifak kurdular. Osmanlılar ise bu ittifakı küçültmek için faaliyete geçtiler. Arnavutluk’taki bazı prenslerin bu ittifakın içinde yer almamaları sağlandı. 1388 sonbaharında, Çandarlı Ali Paşa süratli bir baskınla Bulgar Kralı’nı saf dışı bırakarak Osmanlı ordusunun arkasını emniyet altına aldı. 15 Haziran 1389’da meydana gelen Kosova sahasındaki savaşta ise Osmanlılar, büyük bir zafer kazandılar. I. Kosova zaferi neticesinde Tuna Nehri’nin güneyindeki Balkan bölgesinde Osmanlılar’a karşı direnebilecek bir kuvvet kalmadı ve Kuzey Sırbistan yolu açıldı. Güneydoğu Avrupa’da bu dönemde ayaktaki tek güçlü devlet ise Macaristan’dı. Sırp Prensi Lazar da bu savaşta ölmüştü. Kosova savaşından sonra Balkanlar’da, Macarlar’dan başka Osmanlılar’a karşı koyabilecek bir güç kalmadı. Macar desteği olmadan Balkan devletlerinin Osmanlılar’a karşı bir faaliyete girme durumları yoktu. Fetret Devri’nde bile Sırplar ve diğer Balkan milletleri bu bölgelerdeki Osmanlı teşkilatlanmasının güçlü olması ve kendilerinin eski güçlerinde olmamaları yüzünden bağımsızlıklarını tam olarak tekrar kazanamadılar. Sırp prenslikleri ve diğer Balkan devletlerinin Osmanlı hakimiyeti altına girmeleri artık an meselesiydi. Ankara Savaşı’ndaki mağlubiyet bu süreyi biraz uzatmışsa da, XV. yüzyılın ortalarında Balkanlar’ın hemen hemen tamamı, Osmanlı toprağı hâline geldi.
1
dk.
29 Haziran 2021
Osmanlı Devleti 15. asra nasıl yön vermiştir?
15. asırda Osmanlı İmparatorluğu, dünya tarihini yönlendirir. Doğmakta, büyümekte, gelişmekte olan Avrupa’yı durdurduğu bir gerçektir. Eğer olaylar, istediğimiz gibi gitseydi, Türk İmparatorluğu Avrupa medeniyetinin ortasında oturacaktı. Ve mutlaka yeni zaman Avrupa’sının bazı kurumlarını benimseyecek ve gelişmelerinde rol oynayacak ve o müesseseleri o ileri götürecekti. Bu tabii Hıristiyan Avrupa’nın gerilemesi olacaktı, Avrupa medeniyetinin değil. Bir müddet sonra iki taraf arasında, II. Bayezid ile bir stabilizasyon bir dinginleşme başladı. Daha sonra Yavuz Sultan Selim, gözlerini şarka çevirdi. Oraları fethetti. Bir Avrupa politikası ancak Kanuni ile başlıyor ama bu Fatih dönemindeki gibi değil. 1453 yılında İstanbul’un fethi, 15. asrın en önemli olayı olarak dünya tarihine damgasını vurdu. Fatih Sultan Mehmed’in bu zaferiyle, bin yıllık Bizans İmparatorluğu sona ererken, İpek Yolu’nun kontrolü tamamen Osmanlıların eline geçti. Bu durum, Avrupalı devletleri yeni ticaret yolları aramaya iterek doğrudan "Coğrafi Keşifler"in fitilini ateşledi. Osmanlı, Doğu ve Batı arasındaki ticaretin tek hakimi haline gelerek, küresel ekonominin merkezini Akdeniz havzasına taşıdı. yüzyıl, aynı zamanda savaş sanatının da değiştiği bir dönemdi ve Osmanlı bu değişimin öncüsüydü. Özellikle ateşli silahların, büyük topların (Şahi topları) ve düzenli bir piyade sınıfı olan Yeniçerilerin savaş meydanlarındaki etkin kullanımı, Avrupa’daki feodalite (derebeylik) sisteminin çöküşünü hızlandırdı. Kalelerin dev toplarla yıkılabileceğinin kanıtlanması, Avrupa’nın siyasi yapısını değiştirirken; Osmanlı, merkeziyetçi devlet yapısını askeri teknolojiyle birleştiren dünyadaki ilk "Barut İmparatorluğu" oldu. Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid dönemlerinde İstanbul, sadece siyasi bir başkent değil, aynı zamanda dünyanın en önemli ilim merkezlerinden biri haline dönüştü. Sahn-ı Seman Medreseleri’nin kuruluşuyla birlikte Ali Kuşçu gibi büyük matematikçi ve astronomların İstanbul’a davet edilmesi, bilimsel gelişmeleri Doğu’dan Batı’ya taşıdı. Rönesans’ın temellerini atan pek çok düşünür ve sanatçı, İstanbul’daki bu entelektüel ortamdan etkilenmiş; Osmanlı’nın sağladığı istikrar ve hoşgörü ortamı (İstimalet), 15. asrın çok kültürlü yapısını inşa etmiştir.
2
dk.
29 Haziran 2021
Anadolu ne zaman Türkiye oldu?
Malazgirt’ten sonra Türkler’in akın akın Anadolu’ya gelmeleri sonucu Avrupa’da burası Türkiye diye anılmaya başlandı. Faruk Sümer, 1085’ten itibaren Avrupalılar’ın Anadolu’ya Türkiye demeye başladıklarını belirtir. Friedrich Barbarossa’nın Haçlı seferinden itibaren batılı yazarlar Anadolu’dan, Türk hakimiyetine giren hiçbir ülkeye vermedikleri bir adla Turchia/Turquie (Türkiye) diye söz etmeye başladılar. Bu Haçlı seferinden yarım yüzyıl sonra Simon de Saint-Quentin bu isimlendirmeyi sistematik hale getirdi. Claude Cahen’e göre Anadolu’da Türkleşme yoğunluğu ne olursa olsun, o zamanki Türkiye’nin sınırları ne kadar belirsiz olursa olsun, çağdaşlarının gözünde Anadolu’nun Türk niteliği ülkenin bütününe damgasını vurmuştur. Avrupalı yazarlar Anadolu’ya Türkiye derken, Müslüman yazarlar, Selçuklular devlet kurduktan sonra dahi burası için, hiçbir siyasal anlamı kalmamasına rağmen Rum/Roma diye bahsetmeye devam etmişlerdir.
1
dk.
29 Haziran 2021
Osmanlılar, ilk defa ne zaman Rumeli’ye geçtiler?
Osmanlılar’ın, ilk defa 1353’te Rumeli’ye geçtiği hemen hemen her kitapta yer alan bir husustur. Ancak 1353’ten önce Osmanlı askerleri, defalarca Rumeli’ye geçmiş ve burada faaliyet göstermişlerdir. Anadolu Türkleri, Rumeli’ye ilk defa 1261’de Türkiye Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keykavus’la beraber geçerek, Dobruca’ya yerleşmişlerdi. 1308’de Halil isimli bir Türk’ün 800 süvari ve 2000 piyade ile Rumeli’ye geçerek, burada Katalanlarla işbirliği yaptığını görüyoruz. 2 yıl burada kalan Türkler, Anadolu’ya geri dönerken Bizans-Ceneviz işbirliği sonucu yok edildiler. Osmanlılar, Rumeli’ye ilk defa 1322’de, Bizans’taki iç savaş sırasında geç tiler. 8000 kişilik bir Osmanlı kuvveti, ihtiyar Andronikos’un ordusunda yer alıyordu. Bundan sonra 1329’daki Pelekanon (Eskihisar) Savaşı’nın ardından Orhan Bey’in gönderdiği kuvvetler Meriç’in denize döküldüğü yerin batısına çıktılarsa da, başarılı olamadılar. 1331’de 15 bin kişilik bir Osmanlı kuvvetinin Trakya’ya çıktığını görüyoruz. 1334’te Türk askerleri yine Trakya’da faaliyet gösteriyorlardı. Osmanlılar, bu örneklerde görüldüğü gibi 1353’ten önce defalarca ve büyük miktarda kuvvetlerle Rumeli’ye geçmişlerdir.
1
dk.
29 Haziran 2021
Çirmen Savaşı’nın önemi nedir?
1360’lı yılların ortalarında, Osmanlı fetihleri ile iyice baskı altına alınan, Edirne’nin fethine girişildi. Şehir halkı hiçbir yerden yardım alamayınca şehri teslim etti. Edirne’nin fethi Osmanlılar’ın Avrupa’da kati şekilde yerleştiğini gösteren bir hadiseydi. Edirne’nin fethi, Anadolu Türk tarihi için olduğu kadar, Balkanlar ve Avrupa için de bir dönüm noktası oldu. Bunun ardından 1371’deki Çirmen zaferiyle, Edirne ve Batı Trakya emniyete alındı. Meriç Nehri tama men Osmanlı kontrolüne girdi. Osmanlılar’a karşı Balkanlar’da oluşturulmaya çalışılan direniş kırıldı ve Balkanlar’daki Macar nüfuzu azaldı. Ayrıca bu savaş sonunda Makedonya’daki Sırp prenslikleri, Bulgar Kralı ve Bizans İmparatoru, Osmanlı hakimiyetini tanıdılar. Çirmen Savaşı’ndan sonra Bulgarların elinden Trakya’nın Karadeniz kıyıları alındı. Böylece Bizans’ın Avrupa ile olan son karayolu irtibatı da kesilmişti. Daha sonra Orta Bulgaristan’a kadar ilerlendi ve 1385’te Sofya fethedildi. Batı Trakya ve Makedonya’nın bir kısmı alındı. Bu arada Kavala, Drama, Serez ve Selanik fethedildi. Arnavutluk içlerine kadar gidildi.
1
dk.
29 Haziran 2021
Orhan Gazi’nin annesi kimdir?
Osmanlı tarihleri, Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’nin annesinin Şeyh Edebali’nin kızı Malhun Hatun olduğunu belirtirler. Böylece Osmanlı hane danı ile Şeyh Edebali arasında soy birliği oluşturulur. Ancak, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın yayınladığı Orhan Gazi’nin 1324 tarihli vakfiyesinden Mal Hatun’un Ömer Bey isimli birisinin kızı olduğu ortaya çıkmıştır. Şeyh Edebali’nin kızı Bâlâ Hatun olup, muhtemelen Orhan Gazi’nin kardeşi Alaeddin’in annesidir. Orhan Gazi’nin dedesi olan Ömer Bey de, Kastamonu’nun batısında küçük bir beylik kurmuş olan Umur Bey olabilir. Bu beylik Osmanlılar’ın ilk ilhak ettiği beyliktir.
1
dk.
29 Haziran 2021
İstanbul kaç kişiyle Osmanlı ülkesine dahil edildi?
Gerçeği kendine göre yazan çok. Ancak, itibar edilmesi gerekeli kaynaklar ortada. Her şey oralarda yazıyor zaten. Mesela 300 bin asker mümkün değil. Bu kadar askeri ne beslemek mümkün ne de barındırmak. Üstelik orduda hastalık yayılabilir ya da hamam çadırı, temizlik gibi gerekli hijyen kuralları tatbik edilemezdi, öyle 20-30 bin askerle de İstanbul alınamazdı. Askerlerin sayısının biraz daha fazla olması lazım. Ancak elli bini geçmez. Fatih’in merkez kapıkulu askeri, devrinde 12 bin civarıdır ama çok düzenlilerdir. Burada esas önemli olan bu düzen ve stratejidir. Çünkü Fatih, tüm zamanların en entelektüel mareşali ve döneminin de en bilgin hükümdarıdır. İstanbul halkı ve imparator şehrin savunmasındaki başarılarını daha çok cesaretlerine, dirence ve surların sağlam yapısına borçlular. Kaynak: İlber Ortaylı
1
dk.
bottom of page
.png)















