top of page
Sorularla Tarih
8 Ekim 2021
Ahi teşkilatı nasıl kuruldu ve amacı neydi?
Ahi Teşkilatı, kökleri Orta Asya Türk cömertliği ve yiğitlik değerlerine dayanmakla birlikte Arap Fütüvvet geleneğinin etkisiyle Anadolu’da kurumlaşmış, Bizans loncalarının tesiriyle de sonuçta bir esnaf ve sanat teşkilatı olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Türkiye Selçuklu Devleti zamanında Abbasi Halifesi Nasır’dan fütüvvet şalvarı ve teşkilata bağlılık alametlerini almak üzere Selçuklu sultanı tarafından Bağdad’a gönderilen elçilik heyeti beraberinde Anadolu Ahi Teşkilatı’nın bilinen ilk kurucusu Ahi Evren, hocası Evhaduddin Kirmani ve müritleri ile birlikte önce Kayseri’ye sonra da Kırşehir’e geçerek buradaki faaliyetleriyle Anadolu Ahi Teşkilatı kurumlaşmasını tamamlamıştır. Ahi Evren dericiliğe dayanan ilk sanayi sitesini Kayseri’de kurmuştur. Özellikle 13. ve 14.yüzyıllarda çok etkili olan bu teşkilat Osmanlı merkeziyetçiliğinden sonra siyasi ve askeri fonksiyonlarını bırakarak sadece esnaf ve sanatkâr loncaları şeklinde şehirlerde fonksiyonlarını devam ettirmiştir. Ahi Teşkilatının amacı öncelikle siyasi mülahazalarla Selçuklu sultanının Abbasi halifesinden saltanat meşruiyetini almak için saltanat için meşruiyet kaynağı idi. Ancak bu teşkilat siyasi olduğu kadar, sosyal, ekonomik, sanat ve dini-tasavvufi açılardan Türk toplumunu örgütlemeyi amaçlamıştır. Göçebe ve yarı göçebe olarak hayvancılıkla geçinen bir toplumu yerleşik hayatın değerlerine adaptasyonunu sağlamak ve şehir ekonomisine entegre olabilmesi için toplumu bir sanat ve meslek dalı etrafında uzmanlaşmasına katkı sağlamıştır. Ahi reisleri şehirlerin en önde gelen kişileri oldukları için siyasi ve ekonomik açıdan son derece güçlü kimselerdi. Yeri gelince emrindeki esnaf ve sanatkârlarla istilalara karşı şehir avunmasında rol aldıkları gibi, siyasi istikrarsızlık zamanlarında toplumun dirlik ve düzenliğiyle de doğrudan ilgilenirlerdi. Ahi zaviyeleri, aynı zamanda toplumun eğitim ve öğretim faaliyetlerini organize ettikleri birer yaygın eğitim kurumları olarak fonksiyonlar ifa etmişlerdir.
1
dk.
29 Haziran 2021
Anadolu nasıl fethedildi?
1048’deki Hasankale zaferinden sonra Anadolu’da yayılmaya başlayan Türkmen kitleleri, 1059’da Sivas ve Malatya’yı ele geçirdiler. 1064’te Alparslan, Kars’ı fethetti. 1067’ye gelindiğinde Kayseri, Niksar ve Konya fethedilmişti. Afşin Bey, 1068’de Anadolu’yu boydan boya geçerek, İstanbul Boğazı’na kadar geldi. Türkmenler Anadolu’nun doğu ve orta kısımlarına yayılmışlarsa da, bu rası henüz onlar için emin bir yurt değildi. Zira Türkmenler’in düzenli Bizans ordularına karşı mücadele edecek güçleri yoktu. Bu yüzden Bizans orduları üzerlerine geldiği zaman Türkmenler, Kafkaslar’a çekilmek zorunda kalıyorlardı. Ayrıca Anadolu’nun fethedilememiş pek çok müstahkem mevki ve kaleleri vardı. Buraların yeterli muhasara silahına sahip olmayan Türkmenler tarafından ele geçirilmesi oldukça zordu. Selçuklu orduları da Türkmenler’i himaye için her zaman Anadolu’ya gelemiyordu. 26 Ağustos 1071’de kazanılan Malazgirt zaferi Bizans ordusunu ve mukavemetini çökertti ve Anadolu’nun kapılarını sonuna kadar Türkmenler’e açtı. Bizans’ın yediği bu büyük darbe Türkmenler’in Anadolu’ya sel hâlinde dolmalarını sağladı. Malazgirt zaferinden sonra esir Bizans İmparatoru Romanos Diogenis ile Alparslan’ın yaptığı antlaşma, yeni Bizans İmparatoru tarafından bozuldu. Bunun üzerine Alparslan, Artuk Bey’i Anadolu’nun fethiyle görevlendirdi. Artuk Bey’in, Alparslan’ın ölümünden sonra İran’a geri çağrılması üzerine onun yerini Tutak Bey aldı. Ancak asıl başarı Alparslan’a karşı taht mücadelesi yaparken öldürülen Kutalmış’ın oğulları sayesinde kazanıldı. Alparslan’ın oğulları ve kardeşleri arasındaki taht mücadelesi sırasında İran’da esaret altında bulunan Kutalmış’ın oğulları kaçarak, Anadolu’ya geldiler. Daha önce babalarına ve Alparslan’ın eniştesi Elbasan’a bağlı Yabgulu Türkmenleri ile İbrahim Yinal’a bağlı aşiretler de Anadolu’ya gelmişlerdi. Bunlar İran’daki taht mücadelelerinde başarıya ulaşamamış küskün Oğuz kitleleri idi ve Selçuklu hanedanından başlarına geçecek birisini bekliyorlardı. Kutalmışoğlu Süleyman Şah bu Türkmenler’in başına geçti ve kısa sürede Orta Anadolu’dan İznik’e kadar olan sahayı ele geçirerek, Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurdu. Bu devlet Büyük Selçuklular’a tâbi değildi, ayrıca aralarında düşmanlık da vardı. Alparslan’ın oğlu Melikşah, Kutalmışoğlu’nun kurduğu bu devleti ortadan kaldırmak için Bizans’la işbirliği yapmış, ancak ölümü üzerine teşebbüsü sonuçsuz kalmıştır. Türkler, Anadolu’da, Türkiye Selçukluları’nın yanısıra bir takım bey likler de kurdular. Artuk Beyin oğulları Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da (Diyarbakır-Mardin-Elazığ-Hasankeyf), Saltuk Bey (Erzurum), Danişmend Gazi (Sivas-Amasya-Tokat) ve Mengücek Gazi (Erzincan-Divriği) de Orta ve Doğu Anadolu’da kendi beyliklerini kurarak, o bölgelerin Türkleşmesini sağladılar. Ancak bunların hiçbirisi fazla büyüyemedi ve bu beylikler zamanla Türkiye Selçukluları tarafından ilhak edildi.
2
dk.
29 Haziran 2021
Anadolu’ya yalnız göçebe Türkler mi geldi?
Anadolu’ya gelen Türkler’in büyük bir kısmı göçebedir. Ancak göçebe Türkler’in yanısıra önemli sayılabilecek miktarda yarı yerleşik ve tam yerleşik yaşayışta bulunan Türkler de gelmiştir. Divân-ı Lugat-ı Türk’teki yerleşik hayatla ilgili kelimeler ile Türkiye Türkçesindekiler karşılaştırıldığında birçoğunun aynı olduğu görülür. Faruk Sümer, göçebe Türkmenler’in haricinde birçok aydın, sanatkâr ve tüccarın da Anadolu’ya geldiğini belirtir. Anadolu’ya asıl yerleşik nüfus, XIII. yüzyılda Moğol istilası sonucu Türkistan’daki şehirlerin tahrip edilmesi üzerine gelmiştir. Türkmenler, Anadolu’ya gelirken çadırlarını, yetiştirdikleri hayvanlarını, göçebe ve şehirli yaşayışa ait kültürlerini, silah, kıyafet ve edebî değerlerini de beraberlerinde getirdiler.
1
dk.
29 Haziran 2021
Osman Gazi hangi tarihte öldü?
Osman Gazi’nin ölüm tarihi konusunda ihtilaf vardır. Tarihçilerin bir kısmı Osman Gazi’yi 1324’te Bursa’nın fethinden önce ölmüş olarak gösterirken, bir kısmı da Osman Gazi’nin 1326’da, Bursa’nın fethinden (6/7 Nisan 1326) sonra öldüğü kanaatindedirler. Yaptığı araştırmalarla ilk dönem Osmanlı tarihini aydınlatan Halil İnalcık, Osman Gazi’nin 1324’te öldüğü fikrindedir. Uzun süre ders kitaplarında ve geleneksel tarih anlatılarında Osman Gazi’nin, Bursa’nın fethedildiği 1326 yılında vefat ettiği kabul edilmiştir. Bu anlatıya göre Osman Gazi, Bursa kuşatması sürerken fetih haberini almış ve ardından hayata gözlerini yummuştur. Ancak vasiyetnameler ve dönemin mülk kayıtları üzerinde yapılan incelemeler, Osman Bey’in oğlu Orhan Gazi’ye yönetimi aslında daha erken devrettiğini göstermektedir. Büyük tarihçimiz Halil İnalcık’ın ortaya koyduğu ve bugün akademik dünyada genel kabul gören tarih 1324'tür. İnalcık, 1324 tarihli bir vakfiyede Orhan Gazi’nin "hükümdar" sıfatıyla imzasının bulunmasını ve babasının bu tarihten sonraki kayıtlarda yer almamasını esas almıştır. Bu bulguya göre Osman Gazi, muhtemelen 1324 yılının Ağustos ayında vefat etmiştir. Osmanlı hanedanının pek çok üyesinde görülecek olan ve o dönemde "padişah hastalığı" olarak bilinen Nikris (Gut), Osman Gazi’nin de vefat sebebi olarak kabul edilir. Ayaklarında başlayan şiddetli ağrılar nedeniyle ömrünün son yıllarında sefere çıkamadığı ve yönetimi fiilen oğlu Orhan Bey’e bıraktığı bilinmektedir. Osman Gazi vefat ettiğinde önce babası Ertuğrul Gazi’nin yanına Söğüt’e defnedilmiş, ancak Bursa fethedildikten sonra vasiyeti üzerine naaşı oraya nakledilmiştir. Bugün Bursa’da Tophane semtinde bulunan ve eski bir Bizans manastırının kalıntısı üzerine inşa edilen Gümüşlü Kümbet, kurucu sultanın ebedi istirahatgahıdır.
1
dk.
29 Haziran 2021
Osman Gazi’nin gerçek ismi nedir?
Moravcsik, Bizans kaynakları üzerine yaptığı araştırmadan hareketle, XIV. yüzyılda Osmanlılar’ın devlet ve hanedana adını veren kişiyi Ataman olarak tanıdıkları, bu ismin ya Arapça kökenli Osman adının Türkçeleştirilerek halk ağzında bu duruma getirildiği, ya da daha büyük bir ihtimalle babasının Ertuğrul, kardeşlerinin Gündüz, Savcı, oğlunun Orhan gibi tam Türkçe adlar taşıdıklarını göz önüne alarak, onun adının da aslen Ataman olduğunu, fakat İslâm medeniyetinin tesiri ile Osman şekline büründüğünü iddia etmişti. Daha sonra Adnan Erzi de, o devirlere ait bazı kaynaklarda Osman adının, Tuman ve Otman şekillerinde görüldüğünü belirtip, Moravcsik’in iddiasına yaklaşarak, Osman Gazi’nin gerçek isminin bunlardan birisi olduğunu ileri sürdü. Ancak her iki iddia da, tarihçiler arasında tasvip görmedi. Orhan Gazi devrinde Anadolu’yu dolaşan meşhur seyyah İbn Batuta ise Osman Gazi’yi, Osmancık olarak zikreder. 1. "Ataman" veya "Otman" Görüşü Bazı modern tarihçiler (özellikle Halil İnalcık gibi otoriteler), Osman Gazi’nin asıl isminin öz Türkçe olan Ataman olduğunu ileri sürmüştür. Bu tezin dayanakları şunlardır: Bizans Kaynakları: Dönemin Bizanslı tarihçisi Pachymeres, ondan "Ataman" (Atammanos) olarak bahseder. İsim Evrimi: "Ataman" isminin, uç beyliği liderliği (Ata-man) anlamına geldiği ve İslamiyet'in daha derin benimsenmesiyle zamanla fonetik olarak benzerlik gösteren Arapça "Osman" ismine dönüştürüldüğü düşünülmektedir. 2. Geleneksel "Osman" Görüşü Geleneksel İslam ve Osmanlı kroniklerinde ismi doğrudan Arapça kökenli Osman (عثمان) olarak geçer. Bu görüşe göre; babası Ertuğrul Gazi, oğluna İslam halifelerinden Hz. Osman’ın ismini vermiştir. Ancak Pachymeres dışındaki çağdaş kaynakların azlığı, "Osman" isminin sonradan mı benimsendiği yoksa baştan beri mi kullanıldığı konusunda kesin bir kanıt sunmayı zorlaştırır. Tarihsel belgeler ışığında, isminin orijinalinin Ataman olması ve beylik kurumsallaştıkça İslami bir kimlik vurgusuyla Osman olarak kaydedilmeye başlanması güçlü bir ihtimal olarak görülmektedir. Yine de akademik dünyada her iki isim de geçerliliğini korumaktadır.
1
dk.
29 Haziran 2021
Osman Gazi’nin Bursa ve iznik kuşatması ne kadar sürdü?
Osman Gazi’nin Karacahisar, Bilecik, İnegöl ve Yenişehir gibi kaleleri fethi İznik ve İstanbul’u koruyan Sakarya kale hattını çökertmişti. Osmanlı hükümdarı 1300’lü yıllarda Bursa ve İznik’i fethetmeyi düşünüyordu. İznik, Türkiye Selçukluları’nın ilk başkenti olması hasebiyle Anadolu’da gaza yapan Türkmenler için önemli bir hedefti. Ancak Osmanlı ordusu bu dönemde büyük kuvvetlerden oluşmadığı için fethi hedeflenen Bursa ve İznik gibi büyük kalelere karşı uzun süreli abluka uygulandı. Fethedilmesi planlanan kalenin iaşe ve ikmal yolları kontrol altına alınmaya çalışılır, kalenin etrafına küçük kuşatma kuleleri yapılırdı. Bursa ve İznik’in ablukası 25-30 yıl sürdü. İznik önlerine bir kale inşa edilerek Draz (Taz) Ali isimli bir komutanın emrinde 100 asker bırakılmıştı. Osman Gazi, Bursa’yı 1300’lerden itibaren ablukaya almıştı. Babasının hastalığı yüzünden ordunun komutanlığını yürüten Orhan Gazi, Bursa’yı sıkıştırmaya devam etti. Başka çaresi kalmayan Bursa yöneticileri 6 Nisan 1326’da şehri Osmanlılar’a teslim ettiler. 1302’de başlayan İznik kuşatması da 2 Mart 1331’de neticelendi. 1337’de de yine bölgenin önemli merkezlerinden olan İzmit fethedildi.
1
dk.
29 Haziran 2021
Osman Gazi, amcası Dündar Bey’i neden öldürdü?
Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk hükümdarı olan Osman Bey, Ertuğrul Gazi’nin en küçük oğlu olmasına rağmen, ağabeylerinin itirazı olmadan aşiretin başına geçmişti. Bu yüzden de kardeşler arasında bir çatışma olmadı. Ancak Osman Bey, özellikle 1288-1299 yılları arasında fetih politikasında köklü bir değişikliğe gitti ve bu durum Bizans tekfurları ile kaçınılmaz olarak karşı karşıya gelmesine neden oldu. Osman Gazi’nin amcası Dündar Bey ise fetih politikasındaki bu köklü değişime ve özellikle Bilecik Tekfuru ile savaşmaya karşı çıkmaktaydı. Osman Gazi de amcasının bu yöndeki fikirlerini kendi politikalarına bir cephe alma olarak görüp Dündar Bey’i 1300’lü yılların başında öldürdü. Böylece Osmanlı hanedanı içinde ilk kan dökülmüştü. Ertuğrul Gazi’nin vefatından sonra beyliğin başına kimin geçeceği konusunda ilk çatlaklar oluşmaya başlamıştı. Dündar Bey, yaşça büyük olması ve geleneksel aile hiyerarşisi nedeniyle liderliğin kendisine ait olduğunu düşünüyordu. Ancak boyun ileri gelenleri ve Alpler, dinamik ve askeri dehası öne çıkan Osman Bey’i desteklediler. Bu durum, amca ile yeğen arasında yıllar sürecek olan sessiz bir gerilimin fitilini ateşledi. Dündar Bey, Osman Gazi’nin agresif genişleme politikasından ve özellikle çevredeki güçlü Bizans tekfurlarıyla (Bilecik, İnegöl) doğrudan çatışmaya girmesinden endişe ediyordu. Dündar Bey’e göre bu kadar küçük bir beyliğin, bölgenin güçlü aktörlerini karşısına alması intihar demekti. O, daha barışçıl ve statükoyu koruyan bir çizgiyi savunurken; Osman Gazi, beyliğin ancak fetihlerle büyüyüp bağımsız bir devlet olabileceğine inanıyordu. Bardağı taşıran son damla, İnegöl Tekfuru’na karşı yapılacak olan harekat sırasında yaşandı. Bazı kaynaklara göre Dündar Bey, Bizans tekfurlarıyla gizli temaslarda bulunmuş veya onların gücünden korktuğu için beylik içindeki birliği bozacak söylemlerde bulunmuştu. Osman Gazi, stratejik bir hamle yapacağı sırada amcasının bu muhalefetini, beyliğin varlığına yönelik bir tehdit ve Alplerin moralini bozan bir "bozgunculuk" olarak nitelendirdi. Tarihi kayıtlara (özellikle Neşri ve Aşıkpaşazade gibi kroniklere) göre Osman Gazi, bir meclis sırasında amcasını okla vurarak bizzat cezalandırmıştır. Bu olay, Osmanlı tarihinde ileride çok tartışılacak olan "Nizam-ı Alem" veya "evlat/kardeş katli" uygulamalarının ilk örneği olarak kabul edilir. Osman Gazi bu hamlesiyle, devletin idaresinde iki başlılığa asla yer verilmeyeceğini ve şahsi bağların devlet menfaatlerinin önüne geçemeyeceğini kesin bir dille ilan etmiştir.
2
dk.
29 Haziran 2021
Kırım ile Osmanlı arasındaki ilişkilerde gerilim oluyor muydu?
Elbette, yani her zaman tabî-metbû ilişkisi içerisindeki bütün devletlerde olan, görülen bir durum var. Sonuçta iktidarın doğasıdır. Hâkim konumda olan devlet, kendi çıkarlarına ya da bölge üzerindeki konumuna herhangi bir zarar verebilecek durumlara sessiz kalmaz. Osmanlı da bunun istisnası değil. Mesela Osmanlılara tabi olan Mengli Giray Han, 1476 yılında kuşku yok ki Osmanlı’nın da kuvvetini arkasında hissederek Altın Orda Hanlığı’na saldırmış, fakat bu saldırıda herhangi bir başarı elde edemediği gibi mağlup da olmuştu. Üstelik bu şekilde uyuyan yılanı da uyandırmıştı. Nitekim Altın Orda Hanı Seyyid Ahmed Han düşmanını mağlup etmekle yetinmemiş, ardından giderek Kırım’ı istilaya bile girişmişti. Burada mesela Osmanlıların tutumu öyle hemen Altın Orda ile savaşmak gibi bir tepkisellik şeklinde olmamıştır. Mengli Giray sebep olduğu kayıplardan dolayı yakalanıp İstanbul’a getirilerek Yedikule’de hapsedilmiş ve yerine kardeşi Nurdevlet Han getirilmiştir. Fakat sonra Osmanlı taraftarı olan Eminek Bey’in ricası üzerine Mengli Giray geri gönderilmiştir. Mengli Giray akıllı bir adamdır esasen. 1478’de yeniden Kırım hanı olduktan sonra II. Bayezid’in Akkirman Seferi’ne iştirak etmiş, Yavuz Sultan Selim’in kızı ile evlenip hem ona damat olmuş hem de kendi konumunu güçlendirmiştir. Nitekim onun Kırım’a parlak bir dönem yaşattığını söylemekte bir mahzur yok. Altın Orda Hanlığı’ nı ortadan kaldıran odur. Yine Moskova’ya da sefer düzenlemiştir. Tüm bunların yanında Kuzey Türkçesinin iyi bir şairidir, bunu da burada ekleyelim. Bu dönem Kırım yüksek zümre kültürünün, Osmanlı Divan kültürünün edebiyat ve dil zevkiyle bütünleşmesinin başlangıcıdır. Burada bir noktaya daha temas etmeden geçmemek lazım ki, Osmanlılar, Kırım Hanlığı ile Devlet-i Âliyye arasında oluşabilecek muhtemel gerilimlere karşı önlem de alıyorlardı. Mesela Sahip Giray Han tarafından teşkil edilen Kırım kapıkulu ordusu (bunlar Çerkez gibi Kafkas kabilelerinden ve ödünç alınan birkaç yüz yeniçeriden oluşurdu) Ortadoğu devletlerinde olduğu gibi Kırım hanına bağımsızlık ve mutlak otorite sağlayacak bir merkezî güç olmaktan çok, Osmanlı sultanına bağlılığını pekiştirmişti. Altın Orda’dan kalma ulus beyleri olan mirzaların baskısına karşı han bu güçlerle durur; ne var ki bu güçler aslında handan çok, Osmanlı sarayı tarafından yönlendirilirdi. Bu nedenle han, mirzaların baskısına karşı İstanbul’a giderek daha fazla bağımlı olmaktaydı. Yani bunun bir doğal sonucudur, İslam Giray zamanında Kırım’daki iç mücadele kapıkulu ile devlet idaresinde önderliği kaptırmak istemeyen zadegan arasında başlamıştı.
2
dk.
29 Haziran 2021
Osmanlılar hangi boya mensupturlar?
Osmanlılar’ın, Oğuzlar’ın sağ kolu olan Günhan kolunun Kayı boyundan oldukları kabul edilir. Ancak bu mesele tarihçiler arasında derin tartışmalara sebep olmuştur. Paul Wittek, Osmanlılar’ın II. Murad’dan itibaren Oğuz şeceresinde şerefli bir yer sahibi olmak için böyle bir geleneğin vücuda gelmesini sağlayan bir harekete sebep olduklarını ileri sürerek, Kayı kökenini kabul etmez. Zeki Velidi Togan ise Osmanlılar’ın bir Moğol kabilesi olan Kaylardan olduğunu iddia eder. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş dönemine ait önemli çalışmalar yapan Fuat Köprülü ise Osmanlı hanedanının Kayı boyundan olduğu fikrindedir. Nitekim Osmanlı Arşivi’nde yapılan çalışmalar sonucunda da, Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu bölge civarında (Eskişehir, Bolu, Kastamonu, Kütahya) Kayı boyuna mensup cemaatlere rastlanmıştır. Osmanlılar, Moğol baskısı sonucu Batı Karadeniz ve İç Ege civarlarına gelip, burada bölünmüş olan büyük bir Kayı aşiretinden ayrılmış bir grup olmalıdır. Osmanlı hanedanının mensup olduğu cemaat ise Kayılar’dan Karakeçililer olarak kabul edilir. Bu husus imparatorluğun son zamanlarında tarih yazıcılığına girmiş ve bilhassa II. Abdülhamid zamanında ön plana çıkarılmıştır. Fakat bu durumun tarihi gerçeklerle bağlantısı vardır. Feridun Emecen’in dikkat çektiği 1673 tarihli bir kayıtta, Karakeçililer’in Söğütlü perakendesinden olduğu belirtilmektedir. Bu bilgi de Karakeçililer’in, Osmanlı İmparatorluğu’nun çekirdek coğrafyasından olduğunu ortaya koymaktadır. Kayı kelimesi, kelime anlamı olarak "kuvvet ve kudret sahibi" demektir. Oğuz geleneğinde, Kayı boyu Oğuz Kağan’ın büyük oğlu Gün Han’ın soyundan gelir ve bu durum onlara beylikler üzerinde doğal bir üstünlük (hükümranlık hakkı) tanır. Osmanlı tarihçiliğinde, Ertuğrul Gazi liderliğindeki bu grubun Anadolu'ya gelişi, iki ok ve bir yaydan oluşan ünlü Kayı tamgası ile mühürlenmiştir. İlginç olan şudur ki; en erken Osmanlı kaynaklarında "Kayı" vurgusu çok baskın değildir. Bu kimliğin bir devlet politikası haline gelmesi, daha çok II. Murad dönemine rastlar. Ankara Savaşı sonrasında Timur’un, Osmanlı padişahlarını "küçük bir uç beyi" olarak görüp küçümsemesine karşı, Osmanlı tarihçileri hanedanın soyunu Kayı boyuna dayandırarak meşruiyet devşirmişlerdir. Bu hamle, Osmanlı'nın diğer Anadolu beylikleri üzerindeki siyasi üstünlüğünü perçinlemek için kullanılan bilinçli bir diplomasi aracı olmuştur. Halil İnalcık gibi dev isimlerin de işaret ettiği üzere, Osmanlı’nın Kayı boyuna mensubiyeti akademik bir tartışma konusudur. Bazı tarihçiler, bu aidiyetin 15. yüzyılda üretilmiş bir "soyluluk belgesi" olduğunu savunurken; bazıları ise Bilecik ve Söğüt çevresindeki mezar taşları ve sikkelerde görülen Kayı tamgalarının, bu bağın sadece kurgu olmadığını, derin bir kültürel kökene dayandığını kanıtladığını belirtir. Sonuç olarak Osmanlılar, ister biyolojik olarak bu boydan gelsinler ister bu kimliği sonradan bir bayrak gibi sahiplensinler; Kayı ismi imparatorluğun genetik koduna işlenmiştir. Bu mensubiyet, küçük bir beyliğin cihan imparatorluğuna dönüşme sürecinde, halkın ve diğer Türkmen beylerinin gözünde ihtiyaç duyulan o "kutsal hükümdarlık" yetkisini temsil etmiştir.
2
dk.
29 Haziran 2021
Osmanlı imparatorluğu hangi tarihte kuruldu?
Geleneksel Osmanlı tarih yazıcılığı, 1299’da Selçuklu hakimiyetinin sona erdiğini ve Osman Gazi’nin bu tarihte bağımsız olduğunu kabul eder. İlk büyük Osmanlı tarihini yazan Hammer de, Türkiye Selçuklu Devleti’nin yıkılış tarihi olarak 1299 yılını esas alır. Türkiye Selçukluları’nın yıkılmasıyla Osmanlı Beyliği’nin bağımsız kaldığını ileri sürerek, 1299’u imparatorluğun kuruluş tarihi olarak belirtir. Ancak Türkiye Selçuklu tarihi üzerine yapılan araştırmalar bu devletin 1318’e kadar devam ettiğini ortaya çıkarmıştır. Aşıkpaşazâde Tarihîne göre 1299’da Yarhisar, Bilecik, İnegöl ve Yenişehir fethedilmişti. Rivayete göre o zaman Osman Gazi kendi adına hutbe okutarak, bağımsızlık iddiasında bulundu. Bu şehirlerin fethi Osmanlı tarihi açısından önemlidir. Ancak fetih tarihleri tam olarak belli değildir. Osmanlı tarihleri, bu aşamada Osman Bey’i, Anadolu’daki diğer Türkmen beyleri gibi bağımsızlığa hak kazanmış, kendi adına hutbe okutabilecek bir İslâm hükümdarı gibi göstermeye çalışırlar. Araştırmacılar da, Osmanlı tarih yazıcılığındaki bu geleneği izleyerek, imparatorluğun kuruluş tarihi olarak 1299’u kabul etmişlerdir. Osmanlı tarihi üzerine yazılmış birçok kitapta 1299, imparatorluğun kuruluş yılı olarak zikredilir. Ancak bu tarih bugün tartışmalıdır. 1299’da Osmanlı tarihi için çok önemli bir hadise yoktur. Alternatif olarak Osman Gazi’nin beyliğin başına geçtiği 1281 yılının kuruluş tarihi olarak kabul edilebileceği iddiaları vardır. Halil İnalcık, Osmanlı tarihinin ilk devirlerindeki dönüm noktasını, 27 Temmuz 1302’de Bizans’la, Osman Gazi komutasındaki Türkmenler arasında meydana gelen Bapheus (Koyunhisar) Savaşı olarak kabul eder. Bu savaştan önce Osman Bey, Bursa ve Kocaeli bölgesindeki Türkmen beyleri arasında primus inter pares (benzerleri/eşitler arasında birinci) konumundaydı. Ancak Koyunhisar savaşında Bizans kuvvetlerine karşı kazandığı zafer, Osman Gazi’yi bölgede karizmatik bir bey durumuna getirip, ona hanedan kurucusu karizması kazandırdı. Bu yüzden 27 Temmuz 1302 tarihini Osmanlı hanedanının, dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun kesin kuruluş tarihi olarak kabul etmek, 1299’a göre çok daha doğru olacaktır.
1
dk.
29 Haziran 2021
Türkler geldiğinde Anadolu’da kimler vardı?
Selçuklular, Anadolu’ya geldiğinde burada Rumlar, Ermeniler, Süryaniler ve Araplar vardı. Ancak Bizans Anadolu’nun tek hakimiydi. İlk Türk akınlarının başladığı sırada Ani, Van, Lori ve Kars’ta Ermeni prenslikleri bulunuyordu. Bizans İmparatorluğu, II. Basilios’un 1021’deki Doğu Anadolu seferlerinden itibaren bu bölgedeki Ermeni prensliklerini ortadan kaldırdı. Son Ermeni prensliği de 1064’te Selçuklular’ın korkusundan Bizans’a tâbi oldu. Bizans İmparatorluğu, Ermeni prensliklerinin siyasî hakimiyetlerine son verdikten sonra, önemli miktarda Ermeni nüfusunu sürgün ederek İç Anadolu’ya yerleştirdi. Bizans, Ermeni ve Süryaniler’i Ortodoksluğu kabule zorluyordu. Bu yüzden söz konusu halklar, Anadolu’nun Türkler’e karşı müdafaasında Bizanslılar’a yardım etmedi. Ermeni tarihçi Urfalı Matheos ile Süryani tarihçi Mihael’in eserlerinde Bizanslılar’a karşı olan bu kinin izleri görülür. Süryani Mihael’in şu sözleri bu durumu açıkça göstermektedir; “Türkler, şerir ve rafın Rumlar gibi kimsenin dinine ve inancına karışmıyor; hiçbir baskı ve zulüm düşünmüyorlardı”. Anadolu’da bu milletlerin dışında bulunan bir diğer topluluk da Hristiyan Türkler’di. Bizans, Selçuklular’ın akınlarına karşı Balkanlar’a yerleşmiş ve burada Hristiyan olmuş Oğuz (Guz), Kıpçak (Kuman) ve Peçenek Türkleri’ni zaman zaman Anadolu’ya getirip iskân ederek, bir savunma hattı oluşturmaya çalışmıştı. Bilhassa Bizans İmparatoru Laskarides ve Paliologlar zamanında Hristiyan Türkler geniş ölçüde Anadolu’ya getirildi. Hristiyan Türkler’in önemli bir kısmı zaman içerisinde Müslümanlaşmışsa da, bir kısmı günümüze kadar Hristiyan kimliklerini devam ettirdiler. Hatta Yunanistan’la yapılan nüfus mübadelesi sırasında Hristiyan oldukları için bu Türkler’den de gönderilenler oldu.
1
dk.
29 Haziran 2021
Malazgirt’ten önce kazanılan savaş hangisidir?
Tuğrul Bey’in üvey kardeşi İbrahim Yinal, 1047’de Nişabur’a gelen Türk men kitlelerini Anadolu’ya göndermiş ve kendisinin de arkalarından geleceğini vaadetmişti. Bu sırada (1047/1048) Selçuklu hanedanından Hasan Bey komutasındaki kuvvetler de, Van gölü havzasını ele geçirmek için harekete geçmişlerdi. Vaspurakan’da Bizans Valisi Aaron, Selçuklular’ı, Büyük Zap Suyu civarında pusuya düşürerek, mağlup etti. Savaşta Selçuklu prensi Hasan Bey de şehid olmuştu. Bu olayın ardından büyük bir ordu ile Anadolu’ya gelen İbrahim Yinal ve Kutalmış, Bizans kuvvetlerini Pasin ovasındaki Hasankale’de 18 Eylül 1048’de büyük bir mağlubiyete uğrattılar. Bu zafer sayesinde Türkmenler Anadolu’da yayılma imkânı bularak, Trabzon’a kadar ilerlediler.
1
dk.
bottom of page
















.png)