top of page

Sorularla Tarih

Sırp Sındığı diye bir savaş var mıdır?

29 Haziran 2021

Sırp Sındığı diye bir savaş var mıdır?

Osmanlı tarihlerinde 1364’te Hacı İlbey’in, Macar Kralı idaresindeki Macar, Sırp ve diğer Balkan devletlerinin kuvvetlerinden oluşan Haçlı ordusunu bir gece baskını sonucunda büyük bir mağlubiyete uğrattığı ve bu savaşa “Sırp Sındığı" Sırplar’ın mağlup edildiği yer” adı verildiği belirtilir. Ancak aynı yıllara ait olayları anlatan Balkan milletlerine ait eserler ile Bizanslı tarihçilerin eserlerinde, bu savaştan bahsedilmemektedir. Sırp Sındığı Savaşı hakkında bilgi veren Osmanlı tarihleri, bu savaştan çok uzun yıllar sonra kaleme alınmışlardır. 1371’de meydana gelen ve Sırplar’ın müttefikleri ile birlikte büyük bir bozguna uğratıldığı Çirmen savaşı da, Osmanlı tarihlerinde yer almamaktadır. Halil İnalcık, Osmanlı tarihlerinin 1352’de Rumeli’ye geçen Süleyman Paşa’nın, Sırplar’la yaptığı savaşları, Edirne’nin fethini ve Çirmen (1371) savaşını birbirine karıştırdıklarını belirtir. Muhtemelen Süleyman Paşa zamanında Sırplarla yapılan savaşlar sırasında meydana gelen bir baskın (1352’deki Dimetoka Savaşı) 1371’deki Çirmen savaşı ile birleştirilerek, 1364’te yeni bir savaş meydana çıkarılmıştır.

1

dk.

I. Murad tahta nasıl çıktı?

29 Haziran 2021

I. Murad tahta nasıl çıktı?

I. Murad, Orhan Gazi’nin altı oğlundan ikincisiydi. Aynı anneden (Nilüfer Hatun) olan ağabeyi Rumeli fatihi Süleyman Paşa’nın bir av sırasında attan düşerek ölmesi ona saltanat yolunu açmıştı. Ağabeyinin ölümü üzerine Rumeli fetihlerinde onun yerini aldı. Ağabeyi Süleyman Paşa’nın yerine geçtikten sonra başarılı faaliyetler yürüten I. Murad, babasının 1362’de ölümünden sonra Osmanlı tahtına geçti. Ağabeyi yaşasaydı tahta geçme ihtimali yoktu. Süleyman Paşa’nın zamansız ölümü ona tahta giden yolu açmıştı. I. Murad, tahta geçince Ankara’nın geri alınmasıyla meşgul oldu. Bu durumdan istifade eden Bizans, Osmanlılar’ın elinde bulunan Çorlu, Burgaz ve Malkara gibi yerleri geri almıştı. I. Murad Anadolu’daki durumu sağlamlaştırdıktan sonra Rumeli’ye dönerek bu yerleri tekrar ele geçirdi. Fethedilen yerlerde daha önce başlanılan Türk nüfusunun iskânına devam etti. Dimetoka’ya giderek, orayı Rumeli akınları için merkez yaptı. 1363’te Lala Şahin, Filibe’yi fethetti. Filibe’nin fethiyle Edirne kuzeyden emniyete alındığı gibi, İstanbul’a hububat ve vergi geliri sağlayan Meriç Vadisi de Osmanlılar’ın kontrolü altına girdi. Bu gelişmeler üzerine Bizans, 1363’te Osmanlı Beyliği ile anlaşma yoluna gitti. Bizans, yapılan antlaşmayla Osmanlılar’ın Avrupa fetihlerini tanıyordu.

1

dk.

Osmanlı İmparatorluğu’nun anavatanı neresidir?

29 Haziran 2021

Osmanlı İmparatorluğu’nun anavatanı neresidir?

Osmanlı Beyliği, Söğüt ve çevresinde kurulmuş bir beyliktir. Ancak tarihin gördüğü en büyük imparatorluklardan birisi olarak tarih sahnesine çıkması, kurulduğu topraklarından dolayı değil, her açıdan zengin ve siyasî direnişin az olduğu Rumeli toprakları yüzündendir. Osmanlı Beyliği’nin yayılma alanı uygun fırsatlar çıkmadığı takdirde Rumeli olmuştur. Osmanlı Beyliği’nin Rumeli’de kuvvetlendikten sonra Anadolu’yu içine aldığına dikkat etmek gerekir. Devletin ana siyasî organizasyonunu sağladığı bölge de Rumeli’dir. Osmanlı İmparatorluğu Rumeli’de öylesine sağlam bir yapı kurmuştur ki, Fetret Devri’nde Anadolu toprakları çok kısa sürede elinden çıkarken, burasının büyük bir bölümü elinde kalmış ve bu saha sayesinde varlığını sürdürebilmiştir. Timur istilasından sonra Osmanlılar Rumeli’yi gerçek yurtları saymaya başladılar. Edirne de bu gelişmeler içerisinde başkent oldu (Halil İnalcık, Ankara Savaşı’na kadar başkentin Bursa olduğunu söyler). Dikkat edilmesi gereken bir husus da, Osmanlı devlet teşkilatında kuru lan ilk yönetim birimlerinin Rumeli adını taşıması ve bunların teşrifatta daha sonra kurulan Anadolu adlı birimlerden önde gelmesidir Örneğin, Rumeli Beylerbeyliği’nin Anadolu Beylerbeyliği’nden, Rumeli Kadıaskerliği’nin Anadolu Kadıaskerliği’nden üstün olması. Paul Wittek, Rumeli’nin Osmanlılar için “varlık sebebi” olduğunu, Balkan Harbi sonunda Osmanlılar’ın varlık sebeplerini yitirdiklerini söyler. İlber Ortaylı da, Osmanlı İmparatorluğu’nun fiilen 1912’de sona erdiğini belirtir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Rumeli olmasa Osmanlı İmparatorluğu da olmazdı. Bu yüzden Osmanlı İmparatorluğu’nun anavatanı Rumeli’dir. Bugün Trakya hariç bütün Rumeli elimizden çıktığı için bunu tam olarak anlayamayabiliriz. Ancak Sofya’nın 1385’te, Erzurum’un 1518’de, Selanik’in 1387’de Van’ın ise 1530’larda Osmanlı hakimiyetine girdiği düşünülürse durum biraz daha rahat anlaşılabilir. Bu mevzu iyice anlaşılamadığından, Osmanlılar’ın kendi anavatanları olan Anadolu’yu ihmal ettikleri sıkça söylenen, kalıplaşmış düşüncelerden birisidir. Osmanlılar fethettikleri bütün yerleri vatan olarak benimsemişlerdir. İlk yayıldıkları saha olduğu ve daha önce üzerinde Türk ve İslâm kültürüne ait eserler bulunmadığı için Rumeli’de Osmanlı eserine sıkça rastlamak normal bir durumdur. Ayrıca Anadolu daha önce Selçuklular ve beylikler tarafından çeşitli eserlerle donatılmıştı. Hiç Türk eseri olmayan yerler varken, Anadolu’ya yeni eserler ve alt yapının yapılması beklenemez. Bunların yanısıra Anadolu’ya göre daha zengin ve daha uygun coğrafi şartlara sahip bir bölgenin hayat şartlarının da daha iyi olması çok normal bir durumdur.

2

dk.

Rumeli’deki Uç beylerinin Osmanlı tarihindeki rolleri nedir?

29 Haziran 2021

Rumeli’deki Uç beylerinin Osmanlı tarihindeki rolleri nedir?

Beyliğin esas kuvvetlerini teşkil eden gazilerin lideri Süleyman Paşa’nın idaresindeki Osmanlı Rumelisi, Anadolu karşısında başlı başına bir bölge halini almıştı. Uçlar devletin yayılışında birinci derece rol oynadılar. Uç ananesi devamlı genişleyerek, yeni hudutlara intikal etmekteydi. Uç sancakları başlangıçta ırsi ve beylerin idaresi altında merkezî idare karşısında oldukça bağımsız bir hâlde idi. Uç beyleri fethedilen yerleri tımar olarak kendi adamlarına dağıtır, komşu devletlerle doğrudan münasebetlere girerlerdi. Sultanlar tarafından tayin edilen beylerbeyiler, Rumeli’deki bütün sancakların üzerinde merkezî otoriteyi temsil etmekteydi. Fakat uç beyleriyle, beylerbeyi arasındaki rekabet, Fatih’e kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun iç politikasında daima ağır basan bir faktör oldu. Halil İnalcık bu çekişmeye özellikle dikkat çeker. Fetret Devri’nde merkezî otorite zayıflayınca Rumeli’de hakiki iktidar, uç beylerinin eline geçmişti. Bu dönemde hükümdar uç beylerinin kimin yanında yer aldığına göre belli oldu. Uç beylerinin aşırı artan nüfuzunu kırmak için II. Murad zamanında eyalet ve sancaklara, sarayda yetişen kullar tayin edilmeye başlandı. Fatih döneminde bu siyasetin etkin olarak uygulanmasıyla uç beyleri devlet içerisindeki üstün nüfuzlarını kaybettiler. Merkezin idarî ve askerî mekanizmada devşirmelere ağırlık vererek, uç beylerinin nüfuzunu kırmaya çalışması, Rumeli askerlerinin çeşitli ayaklanmalara (Düzmece Mustafa hadisesi, Şeyh Bedreddin isyanı) destek vermelerine yol açtı.

1

dk.

Osmanlı hanedanındaki ilk şehzâde isyanı nasıl gerçekleşti?

29 Haziran 2021

Osmanlı hanedanındaki ilk şehzâde isyanı nasıl gerçekleşti?

I. Murad’ın üç oğlu vardı. Bunların her biri bir Osmanlı sancağında yöneticiydi. Şehzâde Bâyezid, Kütahya’da; Yakup Çelebi, Karesi’de; Savcı Bey ise Bursa’da görevliydi. Sultanın en küçük oğlu Savcı Bey’in çok geniş taraftara sahip olması babası I. Murad’ın gözünden kaçmamıştı. Bu yüzden, oğulları içinde yaşça en büyüğü olan Bâyezid’e mektup yazarak, kardeşleri hakkında kendisine bilgi vermesini istedi. Şehzâde Bâyezid, cevaben yazdığı mektubunda, Yakub’un çok sessiz ve sakin olduğunu, ancak Savcı’nın, çevresinden etkilenerek bazı yanlış hareketlerde bulunabileceğini söylüyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan bu olaya çok benzer bir durum Bizans Devleti’nde de yaşanıyordu. Bizans imparatorunun oğlu Andronikos, babasının kendisine haksızlık yaptığını düşünüyor ve kardeşi Manuel’in yıldızının gitgide parlamasını bir türlü hazmedemiyordu. Veliahtlığı kaybederek uzaklaştığı hükümdar olma hayalini, bu kez imparator olarak geri almak niyetindeydi. Bu yüzden, muhtemelen, kendisi gibi düşündüğünü bildiği genç Osmanlı şehzâdesine haber göndererek birlikte isyan etme teklifi yaptı. Savcı Bey de devletin başına geçmeyi istiyordu. Bu yüzden yanındakilerin de teşvikiyle kendisine yapılan teklife olumlu yanıt verdi. Asiler için ortam çok müsaitti. Tarih kitapları, Savcı Bey’in, adına hutbe okutup para bastırdığını belirtirler. Babalarının Anadolu’da seferde olması bu iki prense isyan için uygun ortamı sağlamıştı. I. Murad, 1385’te isyan eden beylere haddini bildirmek amacıyla Anadolu’ya sefere çıkmıştı. Bizans İmparatoru V. Ioannes de dostluk antlaşması gereği Sultan Murad’ın yanındaydı. Bu iki taht heveslisinin gözü kara isyan teşebbüslerinde planladıkları gelişme yaşanmadı. Onlar, babalarının henüz Anadolu’ya geçmiş olduklarını ve geri dönünceye kadar idareyi çoktan ele geçireceklerini düşünüyorlardı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Her ikisi de babalarının eskiden beri onları izlediklerinden habersizdi. Tecrübeli hükümdarlar ise böyle bir ihtimali hiç akıllarından çıkarmamışlardı. Beklenen isyanı ilk anlayan Sul tan Murad oldu. Sultan Murad Hüdâvendigâr, Anadolu seferini iptal etti. Hemen geri dönerek asi ikilinin üzerlerine yürüdü. Osmanlı kaynaklarına göre, Bursa’da Kete ovasında; Bizans kaynaklarına göre, Edirne civarında çarpışma meydana geldi. Çarpışma esnasında Şehzâde Savcı’nın yanında yer alan askerlerin çoğu şehzâde tarafından kandırıldıklarını ileri sürerek Murad Hüdâvendigâr tarafına geçtiler. Genç asilerin ordusu kısa sürede dağıtıldı ve Savcı Bey ile Andronikos kaçarak Dimetoka Kalesi’ne sığındılar. Sultan Murad kaleyi kuşattı. Açlık sıkıntısı çekmeye başlayan kale halkı, başka çareleri olmadığını ve sultana karşı direnmenin anlamsız olduğunu bildikleri için fazla zaman kaybetmeden kalenin kapılarını açtılar. Savcı Bey ve Andronikos ele geçirildi. I. Murad, vassali hâlindeki Bizans İmparatoru V. Ioannes’ten asi oğlunun gözlerini oydurmasını istedi. İmparator bu işe taraftar olmamasına rağmen sultandan korktuğu için oğlunun ve torununun gözlerine mil çektirdi. Ancak yine de hafif mil çektirdiği için Andronikos’un sadece bir gözü kör oldu. Osmanlı cephesinde ise, Savcı Bey hemen cezalandırılmadı. Kaynaklar Sultan Murad’ın oğlunu affetmek niyetinde olduğunu, bu yüzden onu hemen cezalandırmadığını belirtirler. Belki Sultan I. Murad, oğlunu bir parça azarlamak sonra da affetmek niyetindeydi. Ancak, padişahın bu iyi niyetini anlamayıp babasına karşı hoş olmayan davranışlarını söze de döken şehzâde, Sultan Murad’ı daha da hiddetlendirdi. Sultan Murad Hüdâvendigâr da Şehzâde Savcı Bey’in gözlerine mil çektirdi. Ancak, oğlunun bu hareketine çok kızdığı için, yaptıklarını bir türlü hazmedemiyordu. Sonuçta oğlunu boğdurttu. Şehzâdelerin babalarına karşı isyan etmesi Osmanlı Beyliği’nde daha önce örneği görülen bir durum değildi. Savcı Bey bir ilkti. Savcı Bey, muhtemelen Andronikos’tan etkilenmişti. Çünkü Bizans İmparatorluğu’nda bu tip örneklere sıkça rastlanıyordu. Osman Bey ve Orhan Bey döneminde böyle bir olaya rast lanmamıştı. Ancak Savcı Bey’in bu hareketi Osmanlı tarihinde kanlı sayfaların açılması için bir dönüm noktası oldu. Kardeşinin isyanından ders alan Yıldırım Bâyezid, babasının Kosova Savaşı’nın hemen sonrasında şehid edilmesi üzerine tahta çıktığında, ilk iş olarak kardeşi Yakub Çelebi’yi boğdurttu.

3

dk.

Rumeli’ye geçiş Osmanlılar’a ne kazandırdı?

29 Haziran 2021

Rumeli’ye geçiş Osmanlılar’a ne kazandırdı?

Rumeli’ye geçiş ve burada bilinçli bir şekilde tutunulması Osmanlı Beyliği’nin gelişimini sağlayan en önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlılar’ın Rumeli’deki fetihler sonucu zenginleşmeleri, durgun bir ekonomik yapıya sahip Anadolu’daki diğer beyliklerin ahalilerini ve askerî zümrelerini etkilemiş ve böylece Osmanlılar’a gereken insan gücü sağlanmıştır. Osmanlılar’ın Hristiyanlar’a karşı Rumeli’de yürüttüğü, kutsal savaş yani gaza siyaseti onlara büyük bir ün ve itibar kazandırmıştı. Osmanlı Beyliği gazi yönlerini Anadolu beylikleri arasında çok iyi propaganda yaparak, saygınlık ve diğer beylikler karşısında üstünlük kazandı. Osmanlılar’ın gaza siyaseti o kadar tesirliydi ki Selçuklular’ın mirasçılığına soyunan ve Anadolu’daki Türkmen beyliklerinin en büyüğü olan Karamanlılar dahi bunun karşısında duramamışlardı. İlhanlılar’ın zayıflaması, Germiyan Beyliği’nin de Batı Anadolu’daki Türkmen beylikleri üzerindeki denetimini kaybetmesinden sonra Karamanlılar’ın bu bölgelere nüfuz etme çabaları vardı. Ancak bu bölgelerdeki ahali ve askerlerin üzerindeki Osmanlı nüfuzunu kırmak için Karamanlılar’ın, kendilerinin daha büyük gaziler olduklarını ispatlamaları gerekiyordu. 1367’de Karaman Beyliği’nin önderliğinde Türkmen beyliklerinin Latinlere karşı düzenlediği Gorigos seferi, bu beyliklerin bir nevi güç gösterisi idi. Memlükler tarafından da desteklenen bu sefer istenen neticeyi vermedi ve başarısızlıkla sona erdi. Bu başarısızlık Karamanlılar’ın nüfuzunu sarstı ve Osmanlılar’ı tekrar ön plana çıkardı. 1387’de Karamanlılar’ın, Frenkyazısı Savaşı’ndaki mağlubiyetleri, Batı Anadolu’daki Türkmen beylikleri üzerinde izledikleri siyasetin sonunu getirdi ve bu bölgelerde Osmanlı nüfuzu bariz bir biçimde hissedilir hale geldi.

1

dk.

Osmanlılar, Rumeli’ye geçtiklerinde Balkanlar’ın siyasî ve sosyal durumu nasıldı?

29 Haziran 2021

Osmanlılar, Rumeli’ye geçtiklerinde Balkanlar’ın siyasî ve sosyal durumu nasıldı?

Osmanlılar, iç işlerini halletmiş olmaları ve düzenli fetih metotları sayesinde, Balkanlar’daki genişlemede fazla zorluk çekmediler. Balkanlar’ın müdafaası için siyasî birliğin veya işbirliğinin olması gerekmekteydi. XIV. yüzyılın son çeyreğinde Balkanlar siyasî bakımdan birlik hâlinde değildi. O devirde Balkanlar, birçok devletçikler ve feodal senyörlükler hâlinde parçalanmış durumdaydı. Aralarındaki rekabet ve çekişmeler Osmanlılar’a karşı birlikte mukavemet etmelerini engellediği gibi, Osmanlı İmparatorluğu’na bir yardımcı ve daha sonra hami olarak nüfuz ve hakimiyetini yayma imkânını verdi. Balkanlar, Stefan Duşan (1331-1355) idaresinde kurulan bir Sırp İmparatorluğu suretiyle birliği kazanır gibi olmuştu. “Sırp ve Rumlar’ın Çarı” ünvanını alan Duşan, Makedonya, Trakya, Teselya ve Epir’i topraklarına kattı. Bulgaristan’ı kendisine bağladı. Sınırlarını Akdeniz’de Korfu, Ege ve Selanik’e kadar uzattı. Sırp Kilisesi’ni yeniden düzenledi. Rumca’yı resmi dil olarak kabul etti. Bizans’da tahsil görmüş memurları idarî işlerde kullanmaya başladı. 1349’da “Duşanov Zakonik” kanunları kabul edildi. Fakat bütün bunlara rağmen 1355’te ölümünden sonra devletin hızlı bir şekilde parçalanmaya başlaması, Osmanlı baskısına dayanamaması, görünüşte kuvvetli olan bu devletin ne kadar kof bir imparatorluk olduğunu ortaya koydu. Halil İnalcık, Sırp İmparatorluğu’nun zayıflamasından sonra Osmanlılar’ın, Balkanlar’da hamilik rolünün başladığını söyler. İki büyük devlet, kuzeyde Macaristan, batıda ve güneyde ise Venedik siyasî parçalanmadan istifade ederek Balkanlar’da yayılma politikası güdüyorlardı. Bu iki devlet siyasî ve askerî hakimiyetle beraber Katolikliği de temsil ediyordu. Bundan dolayı hakimiyetleri Balkanlar’da halk kitleleri tarafından benimsenmedi. Fakat bu iki devletin yaptığı tazyik neticesinde Balkanlar, Katolik olmaya mahkûm gibiydi. Osmanlılar’ın bu devletlere karşı mücadele etmeleri bu tehlikeye bir set çekerek, Balkanlar’da, Ortodoks mezhebinin yaşamasını sağladı. Balkanlar’ın sosyal şartları da Osmanlı yayılışına yardım etti. Bizans’ın siyasî otoritesinin zayıflamasıyla birlikte vilayetlerde bulunan senyörler, malî ve hukukî imtiyazlarla merkeze karşı gittikçe daha bağımsız hâle geldiler. Bu durum onların köylü üzerindeki angarya ve vergileri arttırmalarıyla neticelendi. Osmanlı fethiyle mahalli senyörlükler yerine merkezî ve mutlak bir devlet otoritesi bölgeye yerleşti ve bu tür feodal angaryalar kaldırıldı.

2

dk.

Osmanlı Gelibolu'yu nasıl fethetti?

29 Haziran 2021

Osmanlı Gelibolu'yu nasıl fethetti?

Osmanlılar’ın sistemli olarak Rumeli’ye geçişleri Bizans İmparatoru Kantakuzenos’un, Orhan Bey’den yardım istemesiyle başladı. 1344’ten itibaren Osmanlılar, Bizans’ın iç mücadelelerine müdahale etmek veya Bizans üzerinde baskı kuran Sırp ve Bulgarlara karşı mücadele etmek için Rumeli’ye geçmeye başladılar. Osmanlılar’dan önce Rumeli’de Aydınoğlu Umur Bey faaliyetteydi. Umur Bey, Bizans’a yardım etmek için uzun müddet Balkanlar’da bulunmuştu. Ancak Haçlı donanmasının İzmir’i alması onun Balkanlar’daki faaliyetlerini engelledi. Umur Bey’in, Kantakuzenos’a kendi yerine Orhan Gazi’yi önerdiği rivayet edilir. Süleyman Paşa, 1352’de Sırplar’ı bozguna uğratınca, Rumeli’de yerleşme imkânı buldu. Anadolu’ya dönerken üs olarak kullandığı Bolayır yakınlarındaki Çimbi (Tsympe)’ye asker bırakarak, burasını bir köprübaşı durumuna getirdi. Kantakuzenos’un bu kaleyi boşaltması için önerdiği büyük paraları reddetti. Osmanlılar, bir taraftan Gelibolu, diğer taraftan Tekirdağ doğrultusunda fethe başladılar. Türk fetihleri Bizans’ta büyük bir paniğe sebep oldu. Bu sırada Süleyman Paşa, Biga’ya yakın Kemer mevkiinden 3000 kişilik bir kuvvetle hareket ederek, Bolayır’ı fethetti. 1354 yılının 1 Mart’ı 2 Mart’a bağlayan gecesinde meydana gelen bir deprem neticesinde Gelibolu ve civarındaki diğer kalelerin yıkılması üzerine, Osmanlı kuvvetleri hemen harekete geçti. Gelibolu ve diğer kaleler ele geçirildi ve tamir edildi. Osmanlılar, bu hadiseyi Allah’ın kendilerine bir lütfu olarak yorumladılar. Karesi bölgesinden Türkler getirilerek, fethedilen yerlere iskân edildi. Gelibolu ve civarının ele geçirilerek, Rumeli’de sağlam bir köprübaşı kurulması Osmanlı tarihinin dönüm noktasıdır.

1

dk.

Rumeli’nin fethinde Karesi Beyliği’nin yeri nedir?

29 Haziran 2021

Rumeli’nin fethinde Karesi Beyliği’nin yeri nedir?

Osmanlılar’ın Rumeli’ye geçiş ve yayılışını etkileyen faktörlerin başında Karesi Beyliği’nin 1335-1345 yılları arasında ele geçirilmesi gelir. Balıkesir, Manyas, Kapıdağı gibi yerlerin alınması, o zamana kadar Bizanslılar’a karşı kazanılan zaferlerden daha önemliydi. Çünkü artık Boğaz’ın güney sahillerini ellerinde bulundurmaya başlayan Osmanlılar, bu beyliğin denizcilik tecrübelerinden de istifade ederek, ilk fırsatta Rumeli’ye geçeceklerdi. Ayrıca Karesi Beyliği’nin hizmetinde bulunan ve gelecekte Osmanlılar’ın ileri gelen askerî ve idarî yöneticisi olacak olan Hacı İlbeyi, Ece Halil, Gazi Fazıl Bey gibi kimseler Osmanlı hizmetine girmişlerdi. Bu beyler Osmanlılar’ı, Rumeli’ye geçişe teşvik ettiler ve buranın fethinde büyük rol oynadılar. Osmanlı Devleti, kuruluşunun ilk yıllarında bir iç bölge beyliği görünümündeyken, Karesi Beyliği’nin 1345 yılı civarında Osmanlı idaresine girmesiyle birlikte stratejik bir sıçrama yaşadı. Karesi topraklarının ilhakı, Osmanlı sınırlarını Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasına kadar taşıdı. Bu coğrafi konum, karşı kıyıya yani Rumeli’ye geçmek için gerekli olan lojistik tabanı sağladı. Çanakkale Boğazı üzerindeki bu hakimiyet, Rumeli’nin fethini bir "hayal" olmaktan çıkarıp, somut bir "stratejik hedef" haline getirdi. Karesi Beyliği’nin Osmanlı’ya en büyük katkısı şüphesiz denizcilik alanında olmuştur. Karesioğulları, döneminin en güçlü denizci beyliklerinden biriydi ve gelişmiş tersanelere sahipti. Beyliğin Osmanlı’ya katılmasıyla birlikte, Karesi donanması ve bu donanmayı sevk ve idare eden denizci kadrolar da Osmanlı hizmetine girdi. Bu durum, denizcilik tecrübesi henüz çok kısıtlı olan Osmanlılar için paha biçilemez bir kazanımdı. Rumeli’ye geçişte kullanılan gemiler ve deniz aşırı harekat kabiliyeti, tamamen Karesi’den devralınan bu miras üzerine inşa edilmiştir. Toprak ve donanmanın ötesinde, Karesi Beyliği’nin Osmanlı’ya sunduğu en büyük değer yetişmiş insan gücüydü. Karesi’nin ilhakıyla birlikte Ece Bey, Gazi Fazıl Bey, Evrenos Bey ve Hacı İlbeyi gibi tecrübeli komutanlar Osmanlı saflarına geçti. Bu isimler, sadece birer asker değil, Rumeli coğrafyasını, Balkan halklarını ve bölgedeki siyasi dengeleri çok iyi bilen stratejistlerdi. Rumeli’ye geçişin sembol ismi olan Süleyman Paşa’nın en yakın çalışma arkadaşları ve fethin asıl icracıları bu Karesili beylerdi. Onların rehberliği olmasaydı, Osmanlıların Balkanlar’daki hızlı ve kalıcı ilerleyişi mümkün olmayabilirdi.

2

dk.

Osmanlı tarihinde ilk parayı kim bastı?

29 Haziran 2021

Osmanlı tarihinde ilk parayı kim bastı?

1980’lere kadar ilk Osmanlı parası Orhan Bey tarafından bastırılmış olarak bilinmekteydi. Para bağımsızlık alâmetlerinden birisi olduğundan, ilk Osmanlı parasının kimin zamanında bastırıldığı son derece önemlidir. Bazı anonim Tevârih-i Âl-i Osmânlar ve Hadidî Tarihînde Osman Gazi’nin para bastırdığı yönünde bilgiler mevcuttu. Ancak daha sonraki tarihlerde Osmanlı tarihlerinde zikredilen para basımı ile ilgili bilgiler de bu husus için yeterli delil olamazdı. Bu para da bulunamamıştı. İbrahim Artuk, 1980’de Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Sempozyumüna sunduğu bir tebliğle, bugün İstanbul Arkeoloji müzesinde bulunan bir parayı ilk Osmanlı parası olarak takdim etti. Üzerinde tarih bulunmayan bu paranın, XIV. yüzyılın başlarında, Anadolu’da Moğol hakimiyetinin sarsıntıya uğradığı yıllarda darp edilmiş olabileceği tahmin edilmişti. Ancak bu para bazı tarihçiler ve nümizmatlar tarafından kabul görmedi. Halil İnalcık, bu paranın sahte olduğu, Osman Gazi’nin Moğollar’ın daha önce Eşrefoğullarına ve diğer beyliklere yaptıkları sert muamelelerden dolayı para bastırmaya cesaret edemeyeceğini belirtir. Osmanlı sikkeleri üzerine sistematik bir araştırma yapan Slobadan Srecko-vic de bu parayı incelemiş ve Osman Gazi tarafından bastırılmış olamayacağı neticesine varmıştır. Nümizmatik açıdan bu sikkede birçok probleme rastlanılmaktadır. Paranın ön ve arka yüzleri iki farklı hakkakın (para kalıbı yapan kişi) elinden çıkmıştır. Paranın iki tarafında da isim bulunması ve harekeli olması, anlaşılamayan bir husustur. Para üzerindeki “duribe (basıldı)” kelimesi, daha sonraki sikkelerde, eğer darp yerinin adı verilirse kullanılmıştır. Bunda darp yeri belirtilmemekle birlikte bu ifade vardır. Osmanlı sikkelerinde I. Murad zamanında kullanılmaya başlanan harekelemenin bu akçede de görülmesi tuhaf bir durumdur. Sreckovic’e göre bu sikke Gazan Mahmud Han’ın (1295 1304) “çift dirhem”i örnek alınarak hazırlanmıştır. Ancak ağırlık ve standart açısından o paralara benzemez. 6.5 kırat olan Osman Gazi’nin parasının ağırlığı da bir meseledir. Ditrich Schnadelbach’ın İlhanlı devrindeki paraların ağırlıklarındaki değişim ile ilgili bir araştırması bu kırattaki paraların, ancak hicrî 723’ten (1323) sonra basılmaya başlandığını göstermektedir. Yukarıdaki bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere elimizdeki para, tarihi durum ve devrin paralarının tarihi gelişimine uygun değildir. Bu yüzden İbrahim Artuk’un bulduğu akçe, Osman Gazi tarafından darp edilmemiştir sonucuna varıyoruz. Amerika ve İngiltere’de, Osman Gazi’ye ait başka paraların olduğu da ileri sürülmektedir. Ancak bunlarla ilgili bir inceleme yapılmadığından sahte mi, gerçek mi oldukları konusunda bir bilgimiz bulunmamaktadır. Bugünkü bilgilerimiz ışığında ilk Osmanlı parası 1327’de Orhan Gazi tarafından akçe ismiyle bastırılan gümüş paradır.

2

dk.

Osmanlı'nın ilk gerçek başkenti Bursa değil mi?

29 Haziran 2021

Osmanlı'nın ilk gerçek başkenti Bursa değil mi?

Bursa Yenişehir’in kazasıydı. Bugün bile bazı kalıntılar var. En göze çarpanı, Azerbaycan tipi bir tüccar konağı. Bu konak özel konutun zamanımıza kalan nadir bir örneğidir. Osmanlı’nın kurduğu bir şehir olan Söğüt de bir kışlak başkentti. Yönetici türbeleri orada bulunuyor. Osman Gazi, Bursa’nın alınmasını göremedi, ama o ölmeden evvel Bursa alındı. Böylelikle OsmanIı Devleti'nin yaylak ve kışlak dışında ilk daimi başkenti ortaya çıkmış oldu. Bursa, Osmanoğulları’nın meskenidir. İstanbul (Konstantinopolis) fethedilinceye dek, türbesi İstanbul’da yapılan ilk hükümdar Fatih Sultan Mehmed’e kadar, Osmanoğulları’nın hükümdarları hep Bursa’ya gömülmüşlerdir. Bursa, imparatorluğun ilk payitahtıdır. Osmanlılar için Bursa, sadece askeri bir zafer değil, aynı zamanda göçebe bir beylikten yerleşik bir devlete geçişin sembolüdür. 1326 yılında Orhan Gazi tarafından fethedilen şehir, devletin ilk sarayına (Bey Sarayı), ilk darphanesine ve ilk büyük sosyal külliyelerine ev sahipliği yapmıştır. Söğüt ve İznik daha çok geçici merkezler veya askeri üsler niteliğindeyken; Bursa, devletin mali, hukuki ve bürokratik yapısının (Divân gibi) ete kemiğe büründüğü ilk büyük metropol olmuştur. Bursa’nın "gerçek başkent" sayılmasının en önemli nedenlerinden biri de şehrin sahip olduğu ekonomik güçtür. Tarihi İpek Yolu’nun Anadolu’daki en önemli duraklarından biri olan Bursa, fethin ardından hızla bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Hanlar Bölgesi’nin inşasıyla birlikte şehir, uluslararası tüccarların uğrak noktası olmuş ve Osmanlı hazinesinin ana gelir kaynağını oluşturmuştur. Bir devletin başkenti, onun sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik kalbidir; Bursa bu tanımı her yönüyle karşılamıştır. Bursa, Osmanlı hanedanı için manevi bir "ata ocağı" vasfını hiçbir zaman yitirmemiştir. Başkent daha sonra Edirne ve İstanbul’a taşınmış olsa da, ilk altı padişahın türbelerinin Bursa’da bulunması, şehrin hanedan nazarındaki kutsiyetini korumuştur. "Hüdavendigâr" unvanlı I. Murad’dan Yıldırım Bâyezid’e kadar devletin kurucu iradesi bu şehre silinmez bir mühür vurmuştur. Bu nedenle Bursa, Osmanlı tarihçiliğinde "Diba-i Devlet" (Devletin Başlangıcı) olarak anılır ve her zaman imparatorluğun ilk gerçek payitahtı olarak kabul edilir.

2

dk.

Anadolu’nun Türkleşmesi ne zamana tesadüf ediyor?

29 Haziran 2021

Anadolu’nun Türkleşmesi ne zamana tesadüf ediyor?

Anadolu, 11. asırda Malazgirt’te, İmparator Romanus Diogenes’le yapılan meydan muharebesi sonunda Türkleşmeye başlamıştır. Daha önce Peçenekler gibi Hıristiyan-Türk kavimler Anadolu’ya yerleşmiştir. Bunun yanı sıra Danişmendli akınları da vardır; ama bunlar asıl sayılmaz. Anadolu’da Malazgirt’ten önce de bazı Türk akınları olduğu anlaşılıyor, nitekim 1071 kesin bir tarih olmaktan çok, bu olayın adının konduğu bir zirvedir. Demek ki Anadolu, asıl olarak 11. asır sonlarından itibaren ve 12. asır boyunca Türkleşmiştir. Tabii ki bu konuda kesin tarihler tespit etmek çok zor. Ama şurası kesindir; 11. asırda ortaya çıkan Türkler ile birlikte yeni bir fetih başlayacaktır. Anadolu’nun kapılarının Türklere açılması genellikle Malazgirt ile başlatılsa da, aslında bu sürecin temelleri 11. yüzyılın başlarında atılmıştır. 1015 yılından itibaren Selçuklu beylerinden Çağrı Bey’in liderliğinde yapılan keşif amaçlı akınlar, Anadolu’nun yerleşmeye uygun bir coğrafya olduğunu göstermiştir. Bu dönemde Türk toplulukları, Bizans sınırlarına dayanarak bölgeyi tanımış ve ileride gerçekleşecek büyük göç dalgaları için stratejik bir zemin hazırlamıştır. Pasinler Savaşı (1048) gibi ilk büyük çarpışmalar, Bizans’ın Anadolu üzerindeki mutlak hakimiyetinin sarsılmaya başladığının ilk işaretleri olmuştur. Anadolu’nun Türkleşmesinde en büyük ve en somut adım, 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi’dir. Sultan Alp Arslan’ın kazandığı bu zafer, Bizans’ın savunma hattını parçalayarak Anadolu’nun kapılarını ardına kadar Türklere açmıştır. Bu tarihten itibaren Türkmen boyları akın akın Anadolu’ya girmeye başlamış; sadece birer asker olarak değil, aileleri, hayvanları ve kültürleriyle gelerek bu topraklara yerleşmişlerdir. Birinci Dönem Anadolu Türk Beylikleri’nin (Saltuklular, Mengücekliler, Danişmendliler ve Artuklular) kurulması, Anadolu’nun her köşesinde Türk-İslam mührünün vurulmasını sağlamıştır. Anadolu’nun "Türkiye" olarak anılmaya başlaması ve Türkleşme sürecinin askeri açıdan perçinlenmesi ise 1176 yılındaki Miryokefalon Zaferi ile gerçekleşmiştir. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın Bizans ordusunu büyük bir yenilgiye uğratması, Avrupalıların Anadolu’yu tekrar ele geçirme ümitlerini bitirmiştir. Bu zaferden sonra Batılı kaynaklar Anadolu için "Turchia" (Türkiye) ismini kullanmaya başlamıştır. Bu dönemde sadece siyasi güç değil; dervişlerin, ahi teşkilatlarının ve sufilerin (Yesevi takipçileri gibi) Anadolu genelinde kurduğu sosyal ağlar sayesinde, bölgenin kültürel ve dini dokusu da kalıcı olarak değişmiştir.

2

dk.

bottom of page