top of page

Sorularla Tarih

Osmanlı ne zaman ve nasıl oluştu?

29 Haziran 2021

Osmanlı ne zaman ve nasıl oluştu?

Osmanlı Devleti’nin kuruluşu özel bir öneme sahiptir. Ayrıntılı bir şekilde tartıştığımız üzere; Osmanlı Devleti 1299, 1300, 1301 yıllarından birinde kurulmuştur; ancak ne zaman kurulduğu tarihçilerin arasında hâlâ tartışılan bir mevzuudur. Tabii ki noter tasdikli bir senetle kurulmadı bu devlet. Osmanlı Beyliği, “hayırlı, uğurlu olsun” diye öyle tarih düşürülerek kurulmuş da değil. Ama şunu söyleyebiliriz; Osmanlı imparatorluğu bu bölgede yalnız Türklerin değil, bütün Akdeniz’in geleneksel imparatorluğudur. Son büyük imparatorluktur, sonradan bir tarih seçilmesiyle kuruluşu ortaya konmuştur. Bu bakımdan kuruluşu ile ilgili tarihler 1-2 yıl oynayabilir. Önemli olan kuruluşun tam tarihini belirlemek değildir. Yine Osmanlı’yı kuranlar “imparatorluk” adını da kullanmış değillerdir. O dönemin gazilerine “Geleceğin büyük imparatorluğu olacağınızı biliyor musunuz?” diye sorsanız, acaba ne derlerdi, her zaman merak ederim. Osmanlı'nın kökleri, Oğuzların Kayı boyuna dayanır. Moğol istilası nedeniyle Orta Asya’dan batıya göç eden Kayılar, Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad tarafından Bizans sınırındaki Söğüt ve Domaniç bölgesine "uç beyi" olarak yerleştirilmiştir. Bu stratejik yerleştirme, beyliğin kaderini tayin etmiştir. Ertuğrul Gazi yönetimindeki Kayılar, bir yandan hayvancılıkla geçinirken diğer yandan "gaza" ideolojisiyle Bizans sınırında askeri bir dinamizm kazanmışlardır. Geleneksel tarih yazıcılığında Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihi olarak 1299 yılı kabul edilir. Bu tarih, Anadolu Selçuklu Devleti'nin Moğol baskısı altında otoritesini tamamen yitirdiği ve Osman Gazi’nin kendi adına hutbe okutup bağımsızlığını ilan ettiği yıl olarak sembolleşmiştir. Ancak modern tarihçiliğin duayeni Halil İnalcık, beyliğin gerçek anlamda devletleşme sürecini 1302 yılındaki Koyunhisar (Bafeus) Savaşı ile başlatır. Bu zafer, Osman Gazi’nin adını tüm bölgeye duyurmuş ve ona siyasi bir meşruiyet kazandırmıştır. Osmanlı'nın rakiplerinden sıyrılıp hızla büyümesinin en büyük sebebi "uçta" yer almasıdır. Anadolu’daki diğer beylikler (Germiyanoğulları, Karamanoğulları vb.) birbirleriyle üstünlük mücadelesine girerken, Osmanlılar hedeflerini doğrudan Bizans topraklarına çevirmişlerdir. Bu durum, İslam dünyasından gelen yoğun gazavatçı (alp ve erenler) desteğini arkalarına almalarını sağlamıştır. Ayrıca fethedilen yerlerde uygulanan İstimalet (hoşgörü) politikası sayesinde, bölgedeki Hristiyan halkın güveni kazanılmış ve fetihlerin kalıcı olması sağlanmıştır. Kuruluş süreci sadece askeri zaferlerle değil, aynı zamanda idari bir yapılanmayla taçlanmıştır. Şeyh Edebali’nin temsil ettiği Ahilik teşkilatının desteği, beyliğin toplumsal ve ekonomik temellerini sağlamlaştırmıştır. Osman Gazi’nin ardından tahta geçen Orhan Gazi döneminde; ilk ordunun kurulması, ilk medresenin açılması ve Bursa’nın fethiyle beylik artık kurumsal bir "devlet" kimliğine bürünmüştür.

2

dk.

Türklerin tarihi derli toplu olarak ne zaman başlar?

29 Haziran 2021

Türklerin tarihi derli toplu olarak ne zaman başlar?

Bilinen yazılı Türk tarihi aşağı yukarı 12 asır almaktadır. Parantez açarak söylüyorum, daha önce umumiyede Orhun yazıtlarını ve diğer yazılı kaynakları irdeler ve derdik ki “Türklerin tarihi kendi ifadeleriyle 8. asrın ortalarında başlıyor, bunun dışında Türkler hakkında bilgileri başka milletlerden ve edebiyatlardan öğreniyoruz.” Son araştırmalar gösterdi ki, bizzat Orhun bölgesinde bile bu yazıtların tarihi iki asır kadar geriye gitmektedir. Göktürklük bu stepin ortasında Moğollarla komşu olan varlık tarafından kurulmuş abide ve taşlar yığını değildir. Şu anda bile çok çarpıcı bir biçimde tarihi bilgimiz ve yorumumuz değiştirilmek durumundadır. O takdirde şunu söylemek gerekiyor. 12 asırlık Türk tarihi içinde yani Türkçe kaydedilmiş Türk tarihi içinde Osmanlı tarihi ve Osmanlı devlet yapısı bir zirveyi temsil eder. Türklerin kökenleri Hunlara (M.Ö. 3. yüzyıl) ve daha eski bozkır kültürlerine dayansa da, tarihin "derli toplu" olarak başlaması 552 yılında Göktürk (Kök Türk) Kağanlığı'nın kuruluşuyla kabul edilir. Bu dönemin en büyük farkı, tarihte ilk kez bir devletin kendi isminde "Türk" kelimesini siyasi bir kimlik olarak kullanmasıdır. Bumin Kağan önderliğinde Avar hakimiyetine son verilerek kurulan bu devlet, dağınık haldeki Türk boylarını tek bir bayrak altında toplamış ve "Türk" adını bir üst kimliğe dönüştürmüştür. Bir milletin tarihinin derli toplu takip edilebilmesi için en önemli kriter yazılı belgelerdir. 8. yüzyılın başlarında dikilen Orhun Abideleri (Kül Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk yazıtları), Türk tarihinin ilk yazılı belgeleri olarak kabul edilir. Bu yazıtlar sayesinde Türklerin devlet anlayışı, sosyal yapısı, dili ve hatta kendilerine dair tarih bilinci ilk kez bizzat kendi ağızlarından günümüze ulaşmıştır. Bu abidelerle birlikte Türk tarihi, sadece dış kaynakların (Çin, Bizans, Pers) anlattığı bir hikâye olmaktan çıkmış, özgün bir kimlik kazanmıştır. Türk tarihinin bu derli toplu başlangıcı, sadece bir bölgeyle sınırlı kalmamış; Göktürklerden itibaren Türk boylarının batıya doğru hareketiyle dünya tarihinin seyrini değiştirmiştir. Hunların başlattığı ancak Göktürklerin kurumsallaştırdığı devlet geleneği, daha sonra Selçuklular ve Osmanlılar gibi cihan şümul imparatorlukların temel taşı olmuştur. Bugün Sibirya’dan Avrupa içlerine kadar uzanan geniş coğrafyadaki Türk varlığı, işte bu 6. yüzyıldaki siyasi birleşmenin ve Orhun’da taşa kazınan o güçlü iradenin sonucudur.

2

dk.

Timur'un Osmanlı'ya Bakış Açısı nasıldı?

29 Haziran 2021

Timur'un Osmanlı'ya Bakış Açısı nasıldı?

Başlangıçta Timur'un kendisini Cengiz soyuna bağlayan bir hükümdar olduğunu belirtmekte fayda vardır. Ancak Karakurum'daki büyük hanlar ona tabi, Altın Orda ve İran İlhanlıları da. Anadolu'nun da İlhanlılara bağlı vassal statüsünde devam etmesini istiyordu. Anadolu'ya ve Osmanlı tahtına o gözle bakıyor. Çok ilginç ama bu durum realiteye pek uymuyor. Çünkü Osmanlı büyüyor, hem hızlı ve hem de tutarlı bir şekilde büyüyor. Öte yandan Osmanlı devlet teşkilatı ve hükümdarların yetişme biçimi Timur tarafından kendilerine uygun görülen bu statüyü kabul edecek durumda değil, buna uygun bir şema yok. Dolayısıyla bir çatışma çıkıyor. I. Bayezid fevkalade gururlu bir hükümdar. Timur’a karşı yanlış bir politika güderek, yanlış bir tahminle hareket ediyor ve doğal olarak düşmanını iyi anlaşamıyor, analiz edemiyor. Mesela Tevarih-i Ali Osman dediğimiz anonim tarihlerden biri (ki 15. asırda yazılmıştır bu metin), Timur ve Bayezid’in kavgasında âdeta Osmanlı sultanını tenkit etmekte ve ondan söz ederken “âdemiyyi hırsıdır talan eden” diye bir mısra kullanmaktadır. Bu yorum Anadolu halkının Timur’u müreccah kılmasından ya da sevmesinden değil, ama durumun vahametini anlayıp Bayezid’in bu hiddetini, direnişini tasvib etmemesinden ileri geliyor. Bu anonim tarihin, her halükârda çağdaş bir bilgi ve görüşü aktarsa da sonradan tekrarlandığını ve birinin bunu telif ettiğini düşünecek olursak, Timur istilasının önemini anlarız. Hâlâ Anadolu şehirlerinde Timur döneminin tahribatından söz edilmektedir. Timurluların ordu düzenini, ama asıl idari yapısını, teftiş ve istihbarat kudretini, mâliyesini, ilmi düzeyini değerlendirip tedbir alamayan bir Osmanlı var; politikaları onun için yanlıştır. Osmanlı’nın gözünden Timur’a ve devletine bakacak olursak; istilacı, Asyai bir devlet olarak görüyorlar. Uzun bir zaman Anadolu edebiyatında göçebelik hâkimiyet unsuruydu ve bu düzen Timur’la aynileştirilmiştir. Hatta Tatarlar dedikleri de hakiki istilacı olan llhanlı Moğollarından çokTimurlular olmalıdır. Timur ile alâkalı Osmanlı bakışı Nasreddin Hoca hikâyelerine kadar inmiştir. Osmanlı’nın Emir Timur’a bakışında bir sempati görmek mümkün değildir, ama buna rağmen dengeye önem veren halk ve Tevarih-i Ali Osman gibi anonim eserler Osmanlı’nın bakışındaki renkliliği göstermektedir. Kaynak: İlber Ortaylı, Türklerin Altın Çağı.

2

dk.

Haçlı Seferleri Müslüman coğrafyasında ne gibi etkiler bıraktı?

29 Haziran 2021

Haçlı Seferleri Müslüman coğrafyasında ne gibi etkiler bıraktı?

Burada Haçlılara dönük bir parantez açmak gerekir. Çünkü bu konuda bildiklerimizi düzeltmek zorundayız. Sanıyoruz ki Haçlılar, gittikleri yerlere kültür ve uygarlık taşırlar. Buralara baktığımızda, pek de öyle olmadığı anlaşılır. Çünkü buradaki Haçlıların günlük hayatlarında önemli bir değişiklik olmamıştır. Temizlik alışkanlıkları, mutfak kültürleri değişmemiştir. Joshua Prawer’in bu konudaki incelemelerine bakıldığında, bu durumun Antakya veya Mora için de geçerli olduğu görülecektir. Haçlılar gittikleri yerlere bir şeyler götürmekten çok, oralardan çok şeyler almışlardır. Tabii ki yağmalayarak. Yaşamlarındaki kültürel kalıplar değişmemiştir... Haçlılık, Endülüs’te, Güney İtalya’da, Sicilya’da gerilemeye başlayan, Girit’i ve Antakya’yı kaptıran Arap Müslümanlarının yediği son darbedir. Buradan sonra, Ortadoğu’da yeni bir kuvvet olan Türkler, Haçlı Seferleri’nin yarattığı dağıtıcı ve bozguncu havayı düzeltmek için yeni bir fütuhata ve direnişe geçeceklerdir. Onun içindir ki 13. asırdan sonra bütün Ortadoğu’da bir Türk ağırlığı hissedilmeye başlanmıştır.

1

dk.

Kırım Hanlığı nasıl bir devletti?

29 Haziran 2021

Kırım Hanlığı nasıl bir devletti?

Kırım Hanlığı 1400’lü yılların başlarında kurulmuş bir Tatar devletidir, diyebiliriz. Bu hanlık Altın Orda Hanlığı’nın tarihe karışmasından sonra Deşt-i Kıpçak’ta ortaya çıkmış olan hanlıklardan biri ve en uzun ömürlü olanıdır. 1427 yılından 1783’e kadar varlığını devam ettiren Kırım Hanlığı, bu süre içerisinde 1 Haziran 1475’ten 21 Temmuz 1774’e kadar da 299 sene Osmanlılara tabi bir devlet olarak varlığım sürdürmüştür. Bu çerçevede, bir anlamda Kırım Hanlığı’nın Altın Orda’nın varisi olduğunu söylememizde bir mahzur yoktur. Zaten devlet de daha önce, 1239 yılında Altın Orda Devleti’nin kontrol altına aldığı Karadeniz kıyısı dışında kalan iç kesimlerde kurulmuştu. Hanlığın payitahtı 15. asırda Kyer olsa da, daha sonra bu değişti ve Bahçesaray baş şehir oldu. Yönetim Giraylar Hanedanı olarak bilinen ailenin elindeydi. Kırım Hanlığı’nın hükümdarlarına “han,” bunların veliahtlarına ise “kalgay” denirdi. Kalgay, Akmescit’te, yani hanlığın en büyük şehrinde otururdu. Öte yandan hanzâde denilen şehzadeler de vardı ve bunlar doğduktan sonra 6, 7, 8 yaşlarına geldikleri vakit alınıp Kafkasya’ya götürülür, binicilik ve silah eğitimi alıp on sene kadar da oralarda ikamet ettikten sonra geri dönerlerdi. Osmanlı tabiiyeti altında olduğu dönemde Kırım Hanlığı iç yönetiminde bağımsızdı. Kefe şehrinde beylerbeyi payesiyle bir Osmanlı paşası oturur, buradan Kırım Hanlığı’nın içişlerini denetlerdi. Yani böyle bir tekâmül izlemiştir Kırım Hanlığı’nın siyasî serencamı.

1

dk.

Babai isyanı neden çıktı?

29 Haziran 2021

Babai isyanı neden çıktı?

II. Gıyaseddin Dönemi Selçuklu Devleti siyasi, idari ve askeri açılardan başarısız bir dönemdir. Çıkarcı vezir Sadeddin Köpek de Anadolu’da kendi çıkarları doğrultusunda yönetim üzerinde baskı uyguluyor,  iktisadi anlamda halka zulmediliyordu. Anadolu’da göçebe ve yarı göçebe halde yaşayan Türkmenlerin zorunlu göç ve iskâna tabi tutulması da halkın idareye karşı hoşnutsuzluğunu arttırıyordu. Bu ve benzeri olumsuzlukları fırsat bilen Moğol istilasının Anadolu’da sebep olduğu karışıklıklar, Selçukluya rakip Türk hanedanlarının propagandaları, komşu devletlerin halkı yönetime karşı kışkırtmaları olayın siyasi ve dış faktörleridir. Ayrıca devletin gelir dağılımı da adaletsiz idi. Anadolu’yu vatan yapan asli unsur olan Türkmenler idareden uzaklaştırıldığı gibi ekonomik anlamda ihmal edilmişlerdi. Bunun yanında bu siyasi isyanı tetikleyen önemli sebeplerden biri de halkın dini ve tasavvufi yapısı ile İran bürokrasisinin hakim olduğu sarayın dini ve kültürel anlayışı arasındaki uzlaşmazlık ve anlaşmazlıklardır. Anadolu’ya Orta Asya ve Horasan’dan gelen Türkmen şeyh ve dervişlerin telkin ettiği din anlayışında batıni ve Şamanist unsurlar önemli yer kaplar. Bütün bunlar halkı isyana hazırlayan belli başlı sebeplerdir. Baba İlyas ve Baba İshak gibi önemli Türkmen şeyhlerinin halkı Selçuklu yönetimine karşı isyana teşvik etmesiyle Suriye Türkmenlerinin başlattığı isyan Adıyaman ve Maraş’tan başlayarak Orta Anadolu’ya yayılmıştır. Böylece isyanın sebepleri arasında dini, tasavvufi, sosyal, siyasi ve iktisadi çok sebepler yatmaktadır.  1240 yılında Kırşehir’de Malya ovasında zorla bastırılan bu isyan sonucunda gücü zayıflayan Selçuklu ordusu, 3 yıl Sonra Kösedağ’da Moğol ordusu karşısına çıkmadan mağlubiyeti kabul etmişti. II. G. Keyhüsrev ise Konya’yı tek ederek yazlık sarayına çekilmişti.

1

dk.

Bizans’ın Ermenilere yaklaşımı nasıldı?

29 Haziran 2021

Bizans’ın Ermenilere yaklaşımı nasıldı?

Bizans’ta İzavriyalılar gibi Ermeni hanedanlar ve Ermeni asıllı imparatorlar olmasına karşın, temelde yaklaşımları iyi değil. Bunun sebeplerinden birisi, Ermenistan’da 5. asırdan beri var olan kilise ve inanç ayrılığı (Bizans kilise çevreleri bu doktrine monofizit derler ki menfi bir tanımdır.), öte yandan, Ermeniler eski bir millet, dilleri ayrı ve Ermenice ibadet ediyorlar. Edebi kültüre de erken geçmiş bu millet, 5. asırda artık Hıristiyanlık içinde ayrı bir kültürü oluşturuyor. Bizans’ın Ermenilere yaklaşımını belirleyen en temel unsur dindir. 451 yılındaki Kalkedon (Kadıköy) Konsili’nde alınan kararları Ermeni Kilisesi’nin reddetmesi, iki toplum arasında derin bir uçurum açmıştır. Bizans, Ortodoksluğu imparatorluğun birleştirici gücü olarak görüyor ve Ermenileri "monofizit" (İsa'nın tek bir tabiatı olduğuna inanan) kabul ederek heretik (sapkın) sayıyordu. Bu durum, Bizans imparatorlarının Ermeni halkını ve din adamlarını zorla Ortodoksluğa geçirme çabalarına ve bu baskılara direnen Ermeni topluluklarının sürgün edilmesine yol açmıştır. Jeopolitik açıdan Ermenistan, Bizans için Doğu’dan gelen Sasaniler ve daha sonra Araplara karşı hayati bir "tampon bölge"ydi. Bizans, bu stratejik bölgeyi kontrol altında tutmak için sık sık Ermeni asilzadelerini ve halkını imparatorluğun iç kısımlarına, özellikle de Kapadokya, Kilikya ve Trakya bölgelerine zorunlu göçle yerleştirmiştir. Bu iskan politikası, hem Ermenilerin askeri gücünden yararlanmayı hem de sınır bölgelerindeki ayrılıkçı hareketleri zayıflatmayı amaçlıyordu. Bugün Anadolu'nun içlerindeki Ermeni kültürel mirasının bir kısmı, Bizans’ın bu stratejik yer değiştirme politikalarının sonucudur. Baskılara ve sürgünlere rağmen, Ermeniler Bizans askeri ve idari yapısının vazgeçilmez bir parçası olmuştur. İmparatorluğun en parlak dönemlerinden biri olan "Makedon Hanedanı" döneminde, aralarında I. Basileios gibi isimlerin de bulunduğu pek çok imparator ve yüksek rütbeli general Ermeni kökenliydi. Bizans ordusunun en seçkin birlikleri genellikle Ermeni askerlerinden oluşuyordu. Yani Bizans, Ermeni kimliğini dini olarak reddederken, onların askeri yeteneklerini imparatorluğu ayakta tutmak için sonuna kadar kullanmıştır. Bizans’ın Ermenilere yönelik en kritik hatası, 11. yüzyılın ortalarında Ermeni beyliklerini tamamen ortadan kaldırıp doğrudan merkeze bağlaması olmuştur. Bu durum, bölgedeki yerel savunma mekanizmalarını çökertmiş ve Ermeni halkının Bizans’a olan bağlılığını tamamen koparmıştır. Malazgirt Savaşı (1071) öncesinde Bizans’ın uyguladığı bu sert asimilasyon ve vergi politikaları, Türklerin Anadolu’daki ilerleyişini kolaylaştıran bir sosyal zemin hazırlamıştır.

2

dk.

Altın Orda ismi nereden gelmektedir?

29 Haziran 2021

Altın Orda ismi nereden gelmektedir?

“Orda” Moğolca “çadır, otağ” manasına gelmektedir. Altın Orda Devleti’nin kurucusu Batu Han’ın ak otağının üst kısmının altın yaldızlı olması sebebiyle genel kanaate göre bu devlete “Altın Orda” veya “Ak Orda” denmiştir. Fakat bu görüşün ne kadar doğru olduğu da tartışılır. Bunun dışında mesela “orda” kelimesinin kuşkusuz başka bağlamlarda Kızıl Orda, Mavi Orda ya da Gök Orda gibi kullanımlarının olduğunu da biliyoruz. İslam öncesi Türk kabile ve devletlerinde “orda” veya “ordu” doğrudan doğruya devleti ve memleketi içerir. Nitekim İslâmî dönemde bolca Farsça ve Türkçe kelime içeren şivenin Pakistan’da “Urdu dili” diye anılmasında da bunun etkisini aramak gerekir. Ortaçağın derinliklerinde Ural ve Volga bölgesindeki Türkî kavimlerle ilgisi olan Macarların da bugün memleketlerine “orszak” demeleri tesadüf değildir. Nitekim Kırım Yarımadasının Rusya’ya açılan geçidi de “Orkapı” adını taşımaktadır.

1

dk.

Gazi Umur Bey'in Türk denizciliğindeki yeri nedir?

29 Haziran 2021

Gazi Umur Bey'in Türk denizciliğindeki yeri nedir?

Gazi Umur, sahil bölgesinde gaza seferlerini örgütleyen ve bağımsız hareket eden bir gaza lideri durumundaydı. Diğer sahil beyliklerinden gelen deniz gazileriyle işbirliği halindeydi. Çaka Bey’den sonra, Hıristiyan dünyasının son kalesi olan İzmir’in sahil kalesiyle birlikte tamamına hakim olması Anadolu’da mutlak hakimiyet kurmaya çalışan Türk tarihi için olduğu kadar İslam tarihi için de çok önemliydi. İzmir’i savunamayan Bizans’tan şehri ele geçiren Katolik-Latin dünyası, Türklerin denizlerde faaliyetlerine ticaret ve askeri açıdan hayati önemi olan liman ve kalesi sayesinde engel olabiliyordu. Bu yüzden Gazi Umur Bey’in elinden İzmir’i geri alabilmek için çok sayıda Haçlı ittifakları kurmuşlar, şehri kuşatmışlardı. Aydınoğullarının başına getirildiğinde 25 yaşındaydı. Onun dönemi aralıksız gazalarla geçmiştir. İzmir’de takviye ettiği tersanede kurduğu güçlü donanma ile Adalar denizi hakimiyetini elde etmiş, Girit ve Kıbrıs’a seferler düzenlemiş, Gelibolu’dan Balkanlara çıkmış, Boğazlardan geçerek Karadeniz sahillerinde yağma akınlarında bulunup dönmüştür. Düsturname-i Enverî’ye göre Umur Gazi, 350 yelkenli gemi ve 2600 leventten oluşan donanmasıyla Boğazlardan geçip Karadeniz’e çıkmış, Kili ve Eflak ülkelerini yağmalayıp İzmir’e dönmüştür. Bizans İmparatoruna askeri yardımda bulunup muazzam miktarda gelirle geri dönüyordu. Gazi Umur, leventlerine bey fermanı ile denizci yaptığını, sonradan ‘Umurca oğlanlarıyız’ diye kendilerine üstünlük hissi duyacak olan Türk askerlerini deniz gazalarına teşvik etmişti. Onun denizlerdeki korsan faaliyetleri ve başarıları donanmasıyla birlikte Osmanlı denizciliğine ve leventlerine örnek olmuştur.

1

dk.

bottom of page