top of page

Gündem

23 Nisan Neden Çocuk Bayramı Olarak Kutlanır?

22 Nisan 2024

23 Nisan Neden Çocuk Bayramı Olarak Kutlanır?

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmî bayramlarından biridir. Türkiye ve KKTC'nin yanı sıra Kosova Cumhuriyeti'nde "23 Nisan Kosova Türkleri Millî Bayramı" olarak kutlanır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiştir. Dönemin Devlet Başkanı Kenan Evren'in yaptığı değişiklikle 1981 Atatürk Yılı'ndan bu yana "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" adıyla kutlanmaktadır. 23 Nisan 1938 tarihli Cumhuriyet gazetesinde 23 Nisan Bayramı 23 Nisan'ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM'nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Bu Bayram 23 Nisan 1927'de Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu'nun) o günü "Çocuk Bayramı" olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin 23 Nisan'la ilgili çalışmaları daha önceki yıllarda vardır ve hatta çocuklardan da söz edilmiştir. Kurum, 23 Nisan 1923'te millî bayram için pullar bastırmış ve satmıştır. 23 Nisan 1924'te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde "Bugün Yavruların Rozet Bayramıdır" ibaresi yer almış, 23 Nisan 1926'da da yine aynı gazetede "23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür" başlıklı bir yazı kaleme alınmış ve bu yazıda cemiyetin bugünü çocuk günü yapmaya çalışarak doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bugün cemiyete çocuklar için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Nihayet 23 Nisan 1927'de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü Çocuk Bayramı olarak şöyle duyurmuştur: Atatürk 1929'daki 23 Nisan kutlamalarında, Ankara "Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara'da ilk teşkile günü olan Millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbii edilmiştir. Bize yeni bir vatan ve yeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle fedakâr gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç, ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar için yardım bekliyoruz. Her sayfası başka bir şan ve muvaffakiyetle temevvüç eden milletimizin, yarın azami derecede muavenet göstermekle beraber, çocuk gününün layıkı veçhiyle neşeli ve parlak geçirilmesi için aynı derecede alaka ve müzaheret göstereceğinden emin olan Himaye-i Etfal Cemiyeti, şimdiden arz-ı şükran eder." 23 Nisan 1937 tarihli Cumhuriyet gazetesinde 23 Nisan Bayramı Bu tarihten itibaren bu üç kavram, aynı gün üzerinde birleşecek ve çocuk bayramı olma konusunda bir kanunla belirlenmişlik olmaksızın kutlanmaya başlanacaktır. Cemiyeti buna iten neden ise cemiyetin yetim çocukları için gelir kaydetme anlayışıdır. Böylece çocuk bayramı ortaya çıkmıştır. Çocuk bayramı adı daha resmiyet kazanmamış olsa da, bundan sonra 23 Nisan "Millî Hâkimiyet Bayramı"nın yanı sıra "Çocuk Bayramı" olarak da kutlanacaktı. 1927'de ilk kez kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu. 23 Nisan 1927'deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu'nun konser vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankara'daki binalarından birine Çocuk Sarayı adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey'in çocukları da katılmıştır. 23 Nisan 1936 tarihli Son Posta gazetesinde 23 Nisan Bayramı 1929'da çocuklara ilgi daha da artmış ve o yıl ve daha sonraki yıllarda 23-30 Nisan haftası "çocuk haftası" olarak kutlanmıştır. Daha sonraları, 70'li yıllara kadar ulusal boyutta ünlenerek ve katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına 1975'te Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da katılmış ve bir hafta çocuk programları yayımlamıştır. 1978'de Meclis Başkanlığı'nın izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlandı. 1979'da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı, 1980'de de bütün illerden gelen çocuklarla "Çocuk Parlamentosu" oluşturuldu. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve 1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu. Bayramın en son şeklini alışı ise 1981'de gerçekleşmiştir. Darbe döneminde Millî Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı değişiklikle o güne kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" adını vermiştir. 23 Nisan 1930 tarihli Vakit gazetesinde 23 Nisan Bayramı

3

dk.

14 Şubat Sevgililer Günü tarihi nereye dayanır?

14 Şubat 2024

14 Şubat Sevgililer Günü tarihi nereye dayanır?

Şubat ayı ortasının aşk ile ilişkisi antik çağlara dayanmaktadır. Antik Yunan takvimlerinde, ocak ayı ortası ile şubat ayı ortasının arasında kalan zaman Gamelyon ayı olarak adlandırılmıştı ve Zeus ile Hera'nın kutsal evliliğine adanmıştı. 1712 yılına ait İsveç almanağında 14 Şubat Valentine olarak belirtilmiş. Antik Roma'da 15 Şubat, bereket tanrısı Lupercus'un onuruna, Lupercalia Günü olarak kutlanmaktaydı. Bu günde, Lupercus'un din adamları tanrıya keçi kurban ederlerdi. Daha sonra kafalarının üstüne koydukları bir parça keçi derisi ile Lupercus'u simgeleyerek, Roma sokaklarında koşturup, karşılaştıkları herkese dokunurlardı. Genç kızlar gönüllü olarak ileri atılır ve bereket tanrısının dokunuşundan paylarını almaya çabalarlardı. İnanışa göre bu dokunuş sayesinde doğurganlıkları kolaylaşacaktı. Lupercalia Bayramı'nın arifesi olan 14 Şubat'ta genç erkeklerin genç kızların isimleri yazlı kura çekerek bayram boyunca çift olma alışkanlığı vardı. 469'da Papa bu gayrihristiyan bayramını yasaklayarak sadece kura çekilişine izin verdi. Ancak artık kuralarda kızların değil, azizlerin isimlerini yazılıydı. Romantik aşk ile Valentine arasındaki bağlantı ilk olarak 14. yüzyıla ait kaynaklarda görülmektedir. 1381 tarihli Parlement of Foules adlı kitaba göre, Fransa'da ve İngiltere'da 14 Şubat geleneksel olarak kuşların çiftleşme günü olarak bilinmekteydi. Günün bu özelliğinden dolayı sevgililer birbirlerine güzel sözler yazan notlar vermekteydi ve bu notlarda birbirlerine Valentine diye hitap etmekteydiler. Hristiyan olduğu için öldürülmüş Din Adamı Valentine ile romantik aşk arasındaki ilişkiyi anlatan efsanelerin 14. yüzyılda ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu efsanelerde geçen başlıcaları şöyledir: Valentine, öldürüleceği günden bir gün önce gardiyanın kız kardeşine "Valentine'ninden" imzalı bir aşk notu vermişti. Romalı askerlerin evlenmesinin yasak olduğu dönemlerde gizlice evlenmelerine yardım etmişti.

1

dk.

Stonehenge Anıtı'nın tarihsel serüveni

5 Şubat 2024

Stonehenge Anıtı'nın tarihsel serüveni

İngiltere'nin güneyinde bulunan Stonehenge, dünyanın en ikonik arkeolojik alanları arasında yer alıyor ve aynı zamanda tarihin en büyük gizemlerinden biri. Salisbury Ovası'ndaki megalitik daire, her ne kadar hayranlık uyandırsa da aynı zamanda hakkında hiçbir yazılı kayıt bırakmayan antik Britanyalılar tarafından inşa edilmesinden dolayı günümüzde hala yoğun tartışmalara yol açıyor. Anıtın gizemli geçmişi sayısız hikaye ve teoriyi doğurdu. Folklora göre Stonehenge, devasa taşları devlerin onları bir araya getirdiği İrlanda'dan sihirli bir şekilde taşıyan Arthur efsanesinin büyücüsü Merlin tarafından yaratıldı. Başka bir efsane, işgalci Danimarkalıların taşları diktiğini söylüyor; başka bir teori ise bunların bir Roma tapınağının kalıntıları olduğunu söylüyor. Modern zamanın yorumları da daha az renkli değil: Bazıları Stonehenge'in uzaylılar için bir uzay aracı iniş alanı olduğunu iddia ediyor ve hatta bunun bir kadın cinsel organı şeklindeki dev bir doğurganlık sembolü olduğunu söylüyor. Anıtın arkeolojik araştırması, antikacı John Aubrey tarafından ilk kez araştırıldığı 1660'lara kadar uzanıyor. Aubrey, yanlışlıkla Stonehenge'i çok daha sonraki Keltlere atfetti ve buranın Druid rahiplerinin başkanlık ettiği dini bir merkez olduğuna inanıyordu. O günden bu yana yüzyıllar süren saha çalışmaları, anıtın yapımının bin yıldan fazla sürdüğünü, 5000 yıl önce dairesel bir toprak set ve hendek olarak başladığını gösteriyor. Karmaşık bir ahşap direk deseni, MÖ 2600 civarında Galler'den gelen 80 dolerit mavi taşla değiştirilmiş ve birkaç yüz yıl sonra daha büyük sarsen taşları eklendiğinde en az üç kez yeniden düzenlenmiştir. Her biri yaklaşık 25 ton ağırlığındaki bu devasa kumtaşı blokları, içinde bir at nalı oluşturan beş triliton (üstte bir lento bulunan dikme çifti) bulunan sürekli bir dış daire oluşturmak için yaklaşık 30 kilometre taşındı. Stonehenge'i inşa etmenin 20 milyon saatten fazla sürdüğü tahmin ediliyor. Anıtın yapılış amacına ilişkin modern tartışmanın iki ana düşüncesi var: onu kutsal bir yer olarak görenler ve onun bilimsel bir gözlemevi temsil ettiğine inananlar. Her iki düşünce de teorilerini, değişen mevsimler ve yaz ve kış gündönümleriyle bağlantılı ritüellerin kanıtı olarak alınan güneş ve ay hizalamalarıyla bölgenin göksel etkisine dayandırıyor. Alternatif olarak, özellikle yıldızlarla tanımlanan hizalamalar, tarihleri ​​hesaplamak veya güneş tutulmaları gibi astronomik olayları yansıtmak veya tahmin etmek için kullanılan megalitik bir takvime işaret ediyor. Son zamanlarda radikal yeni bir teori ortaya çıktı: Stonehenge, insanların iyileşmek için geldiği "tarih öncesi bir Lourdes" olarak hizmet ediyordu. Bu fikir, araştırmacıların, batı Galler'den 233 kilometre uzağa sürüklenmeleri için büyülü güçlere sahip olması gerektiğini ileri sürdüğü daha küçük mavi taşlar etrafında dönüyor. İngiltere'deki Bournemouth Üniversitesi'nden Tim Darvill liderliğindeki bir ekip, 2005 yılında mavi taşların geldiği taş ocağının yerini tespit ettiğini duyurdu; ancak başka bir çalışma, taşların buzul çağındaki buzullardan doğal olarak güç alarak yolculuğu daha erken yaptığını öne sürdü. Stonehenge'de 2008 yılında Darvill'in ortak yönetmenliğini yaptığı kazılar, yine bölgede ortaya çıkarılan ve kemik deformasyonu belirtileri gösteren bir dizi Tunç Çağı iskeletine dayanan hipotezi destekledi. Bu zorlu tarih öncesi bulmacayı çözmek için yarışan, National Geographic tarafından finanse edilen Stonehenge Nehir Kenarı Projesi'nin eş lideri olan Sheffield Üniversitesi'nden Mike Parker Pearson'dur. Proje ekibinin keşifleri, Parker Pearson'un Stonehenge'in, Avon Nehri ve iki tören caddesi ile yakındaki Durrington Duvarları'ndaki eşleşen ahşap daireye bağlanan bir atalara tapınma merkezi olduğu yönündeki iddiasını destekledi. Parker Pearson'a göre, geçici ve kalıcı yapılarıyla iki daire, sırasıyla yaşayanların ve ölülerin alanlarını temsil ediyordu. "Stonehenge tek başına bir anıt değil" diyor. "Aslında bir çiftten biri, biri taştan, diğeri ahşaptan. Teoriye göre Stonehenge ataların bir tür ruh yuvasıdır."

2

dk.

Hatay Anavatan'a ne zaman katıldı?

23 Temmuz 2023

Hatay Anavatan'a ne zaman katıldı?

Hatay Devleti, İskenderun Sancağı'nın 2 Eylül 1938'de bağımsızlığını ilan etmesi ile kurulmuş olan Türk devletidir. 29 Haziran 1939 günü 22 üyesi Türk olan 40 üyeli Hatay Devleti Millet Meclisinin aldığı karar gereği Türkiye'ye katılmış ve Hatay ili olmuştur. Hatay Devleti, 1937'de Milletler Cemiyeti kararıyla Hatay sorununun çözümü için kurulmuştur. Devletin kuruluşu Hatay Millet Meclisi'nin 2 Eylül 1938 tarihli kararıyla ilan edilmiştir. Devlet Başkanlığına Tayfur Sökmen, Meclis Başkanlığı'na Abdülgani Türkmen, Başbakanlığa ise Abdurrahman Melek seçilmiştir. Devletin resmî dili Türkçe, ikinci dili ise Fransızca olmuştu ancak Arapça eğitim veren okullar Arapça eğitime devam etmişti. Kuruluş taslağında iç işlerinde bağımsız olarak düşünülmüş; dış ilişkiler, mali ilişkiler, gümrüklerin ve toprak bütünlüğünün Fransa ve Türkiye tarafından denetim ve güvence altına alınmasına karar verilmişti. Bütün karar ve yürütme organları Türk nüfusunun yönetiminde olan devletin statü gereği Fransız Suriye mandasına olan bağımlılığı sorun yaratıyordu. Bu nedenle, aşama aşama gerçekleştirilen değişikliklerle Türkiye'ye bağlanmaya doğru giden Hatay, II. Dünya Savaşı'nın yaklaşması nedeniyle Fransa'nın da ısrarcı olamamasından ve Türkiye ile savaşmayı göze alamaması sonucunda, Fransa ile Türkiye arasında 23 Haziran 1939 tarihinde Ankara'da, “Türkiye ile Suriye Arasında Toprak Sorunlarının Kesinlikle Çözümüne İlişkin Antlaşma”nın imzalanması ile Fransa, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını kabul etti ve 29 Haziran 1939'da Hatay Devleti Millet Meclisi'nin aldığı karar doğrultusunda Türkiye'ye katıldı. Türkiye ise, 7 Temmuz 1939 günü çıkarılan bir yasa ile "Hatay" ilini kurarak katılma işlemini sonuçlandırdı. 23 Temmuz 1939 tarihinde de Fransız birlikleri Hatay'ı terk ettiler. 1921'den itibaren Fransızlar tarafından "Otonom İskenderun Sancağı / Autonome Sandjak d'Alexandrette" (bugünkü tabirle yaklaşık olarak "İskenderun Özerk Bölgesi") olarak adlandırılan bölge hızla sadece "Sancak" olarak anılmaya başlanmıştır. Özetle Osmanlı devletinde pek çok yerde idari bölgeleri tanımlayan "Sancak" kelimesi özel ada dönüşmüştür. İsmail Müştak Mayakon 10 Ekim 1936’da Cumhuriyet gazetesinde “Tarihten Bir Yaprak” başlıklı yazısında bölgenin tarihsel olarak ezelden beri Türk olduğunu vurgular. Yazıya göre Orta Asya’dan gelen Türkler (Hıtay/Kıtay/Katay kavmi), tarihsel olarak kendi isimleri olan Hata ve Ata kelimelerinden yola çıkarak o bölgeye Hatay demişlerdir. Konu Hititler (Etiler) hatta onlardan önce Anadolu'da yaşayan Hattiler ile ilişkilendirilir. Konuya dair ikinci makale aynı yazar tarafından 22 Ekim günü "Hata-Hatay" başlığıyla yayınlanır.

2

dk.

İkinci Dünya Savaşı'na ait renklendirilmiş 30 etkileyici fotoğraf

16 Nisan 2024

İkinci Dünya Savaşı'na ait renklendirilmiş 30 etkileyici fotoğraf

İkinci Dünya Savaşı koleksiyonundan çarpıcı renkli fotoğraflarla tarihi daha önce hiç olmadığı gibi deneyimleyin. Bu fotoğraflar, savaşın ön saflarından günlük hayata kadar modern tarihin en sansasyonel dönemlerinden birini canlı bir şekilde tasvir ediyor. O halde zamanda geriye gitmeye ve savaşı yeni bir ışık altında görmeye hazırlanın. Bir İngiliz askeri İngiltere'de bir sahilde nöbet tutuyor, 1941. Maori askerleri Kral II. George'un ziyareti sırasında Haka gösterisi yapıyor. Helwan, Mısır, 1941. Amerikan askeri David Kenyon Webster, Hollanda'nın Eindhoven kentinin yerel halkıyla birlikte poz veriyor, 1944. Bir Sovyet savaş esirinin 1944'te üç kurşun darbesine sahip SN-42 vücut zırhı giydiği fotoğrafı. Kazablanka Konferansı'ndan kısa bir süre sonra Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill ve Amerikan Başkan Franklin D. Roosevelt. Marakeş, Fas, 1943. Mısır çölünde pipo içen bir Yeni Zelanda askeri, 1942. Paraşütçüler İngiltere'nin Cheshire kentindeki RAF Ringway'de eğitim görüyor, 1942. Winston Churchill, Tommy silahıyla poz veriyor, 1940. Kaskında kurşun deliği olan bir ABD Deniz Kuvvetleri fotoğraf için poz veriyor. Betio Adası, 1943. Sekizinci Yol Ordusu askeri yemek yiyor. Shaanxi eyaleti, Çin, 1944. 101'inci Hava İndirme Tümeni'nden Lewis Nixon, yoğun geçen alkollü bir gecenin ardından biraz şarap almaya uzanıyor, 1945. İngiliz Albay Hubert Zemke, P-47 Thunderbolt'unun kokpitindeyken. Birleşik Krallık, 1944. Mohawk'larla birlikte ABD 17. Hava Paraşütçüleri Ren Nehri'ni geçmeden önce brifing alıyor. Er LC Byrd, 50 kalibrelik bir M4 Sherman'ı yönetiyor. Nancy, Fransa, 1944. Amerikan askerleri, 'Meşale' Operasyonu sırasında Cezayir'deki Oran sahillerine doğru ilerliyor, 1942. İtalyan partizan Prosperina Vallet, Valle d'Aosta dağlarında, 1944. İtalyan partizan Stefano Candela, Piedmont, İtalya, 1944. Buna-Gona Muharebesi sırasında bir ABD askeri dinleniyor. Papua Yeni Gine, 1943. Thompson hafif makineli tüfekle eğitim gören ABD Ordusu askerleri, Gürcistan, 1943. Hollandalı direniş savaşçıları, Breda'nın 1944'te Polonya 1. Zırhlı Tümeni tarafından kurtarılmasını kutluyor. Onbaşı Charles “Chuck” Lindberg, Iwo Jima Muharebesi sırasında, 1945. İngiliz askerleri Mısır çölünde 6 librelik bir topçu silahını çalıştırıyor, 1942. ABD 1. Piyade Tümeni, Haziran 1944'te İngiltere'nin Weymouth kentinden Normandiya'daki Omaha Plajı'na doğru yola çıktı. Bir Amerikan askeri, izci köpeğiyle poz veriyor, Guam, 1944. Noel Baba, Londra'daki Regent Caddesi'nde hediyeler taşıyor, 1940. Bir Alman mülteci, Almanya'nın Köln kentinin harabelerinde oturuyor, 1945. ABD kuvvetlerinin 1945'te şehri Japonlardan geri almasının ardından Manila, Filipinler'den uçakla getirilen yaralı Amerikan askerleri. Bir bomba ekibi, üzerinde "Mutlu Noeller" yazan bir bombayla poz veriyor. ABD Ordusu askerleri, İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda Avrupa'dan Amerika Birleşik Devletleri'ne dönüyor. Ağustos 1945. Eylül 1941'de Rukajärvi'de bir Fin askeri.

2

dk.

Vikingler buz patenlerini nasıl tasarladı?

10 Şubat 2024

Vikingler buz patenlerini nasıl tasarladı?

İskandinav denizcilik hünerlerine dayanan bir keşifle, 10. yüzyıldan kalma Viking buz patenleri, bu efsanevi denizcilerin uyum sağlama yeteneğinin ve yaratıcılığının bir kanıtı olarak ortaya çıkıyor. Deri ve at kemiğinden üretilen bu patenler, buzlu manzaraların hem zorluk hem de fırsat sunduğu bir dünyaya büyüleyici bir pencere açıyor. İsveç Tarih Müzesi, Stockholm Viking Çağı kuzey denizlerinde ortaya çıkarken, hızlı ve etkili hareket ihtiyacı dalgaların ötesine, Kuzey'in donmuş manzaralarına kadar yayıldı. Bu cesur denizcilerin kolayca erişebileceği malzemelerle tasarlanan Viking buz patenleri, onların hem su hem de buz üzerindeki ustalığını somutlaştırıyor ve onların arayışlarını belirleyen çok yönlülüğün altını çiziyor. Bu antik buz patenlerinin bileşimi, Viking işçiliğini tanımlayan becerikliliğe ışık tutuyor. Esnek ve dayanıklı deri, patenlerin tabanını oluşturarak onları giyenlere konfor ve esneklik sunuyordu. Bıçakla oyulmuş at kemiği, donmuş yüzeyler üzerinde süzülme hareketini mümkün kılıyordu. Bu buz patenleri, işlevselliklerinin ötesinde, Viking varoluşunun sıradan ama büyüleyici yönlerine açılan bir kapı sunuyor. Denizciler ve tüccarlar olarak Vikingler çok çeşitli ortamlarda gezindiler. Buz patenleri, pratiklik ile kültürel uyum arasındaki etkileşimi vurgulayarak hayatlarının çok yönlü doğasının altını çiziyor. Teknoloji ve seyahatin günümüzden çok farklı olduğu bir dönemde, Viking buz patenleri donmuş arazilerde etkili bir hareket imkanı sağlıyordu. Sahiplerinin yolculuklarının sessiz bir kanıtı olan bu emanetler, denizci Vikinglerin günlük deneyimlerini bize aktarıyor. Viking buz patenleri yalnızca pratiklikten bahsetmekle kalmıyor, aynı zamanda kültürel uygulamalara da bir bakış sunuyor. Paten kaymak, işlevsel amacının ötesinde sosyal veya rekreasyonel değere sahip olabilir. Viking toplumunda patenlerin varlığı, buzla kaplı aktivitelerin hayatlarının dokusuna entegre edildiğinin altını çiziyor. Bu buz patenlerinin keşfi, tarihi eserlerin korunmasına yönelik daha geniş bir misyonla örtüşüyor. Bu kalıntılar zamanın derinliklerinden ortaya çıkarken, bugün üzerinde durduğumuz kültürel ve teknolojik temelleri daha iyi anlamak için geçmişi korumanın ve incelemenin önemini bize hatırlatıyorlar. Viking buz patenleri, mütevazı gibi görünse de, modern hayal gücünü büyüleyen bir medeniyetin kalıcı mirasını yansıtıyor. Vikinglerin tarihin sayfalarıyla sınırlı olmadığını, çevrelerine uyum sağlayan, çağlar boyunca iz bırakan dinamik bireyler olduklarını hatırlatıyorlar bize. Viking buz patenleri sadece tarihi eserlerden çok daha fazlasıdır; bunlar Vikinglerin farklı ortamlar üzerindeki ustalığının ve yenilik kapasitelerinin bir kanıtıdır. Bu buz patenleri zamanın sınırlarını aşarak tarih boyunca ilerlememize ve bu efsanevi denizcilerin günlük yaşamlarına göz atmamıza olanak tanıyor. Geçmişten ortaya çıktıkça, Viking Çağı'nı tanımlayan zorunluluk, yaratıcılık ve kültürel evrim arasındaki etkileşimi keşfetmeye davet ediyorlar.

2

dk.

Güneş Haçı nedir?

26 Ocak 2024

Güneş Haçı nedir?

Güneş haçı, çember içine alınmış bir haç sembolüdür. Bilinen en eski dini sembollerden biridir ve neopaganizm'de güneşi simgeler. Güneş çemberi, Güneş diski, Odin'in haçı ve Taranis'in çemberi olarak da bilinir. Güneş haçı, dünyanın her yerinde bulunur ve çeşitli kültürlere farklı yorumlar getirir. Tarih öncesi çağlardan Hint, Asya, Amerika ve Avrupa dini ritüelleriyle bağlantıları olan, dünyanın en eski dini sembollerinden biri olduğuna inanılır. Sembol ve onun birçok varyasyonu dünyanın birçok farklı bölgesinde görülmüştür. Tunç Çağı'na ait oymalar, MÖ 1440'a kadar uzanan mezar kaplarının üzerinde tasvir edilen güneş haçını göstermektedir. Antik mağara duvarlarında, ibadethanelerde, madeni paralarda, sanat eserlerinde, heykellerde ve mimaride görülür. Güneş haçının en temel biçimi, bir daire içinde yer alan eşkenar bir haç içerir. Bu varyasyon İskandinav kültüründe Odin'in haçı olarak bilinir. Güneş Haçı İskandinav tanrılarının en güçlüsü olan Odin'i temsil ediyordu. İlginç bir şekilde, İngilizce çapraz kelimesi bu sembol için İskandinav dilindeki kros kelimesinden türetilmiştir. Kelt pagan gök gürültüsü tanrısı Taranis, elinde genellikle güneş haçıyla ilişkilendirilen telli bir tekerlekle tasvir edilirdi. Bu tekerlek Kelt sikkeleri ve mücevherlerinde bulunmuştur. Kelt haçının Taranis çarkının bir çeşidi olduğuna ve ortasındaki dairenin de güneşi temsil ettiğine inanılırdı. Swastika, güneş haçının, dönme hareketinde bükülmüş kollara sahip bir çeşididir. Bu sembol, iyi şans tılsımı olarak kabul edildi ve Hitler onu benimseyip olumlu sembolizmini sonsuza kadar değiştirene kadar, Yerli Amerikalılar da dahil olmak üzere dünya çapında birçok kültür tarafından kullanıldı. Hıristiyanlıkta güneş haçı, melekler ve azizlerle ilişkilendirilen bir haleyi temsil eder. Hıristiyanlar da onu Tanrı'nın gücünün bir sembolü olarak görüyorlar.

1

dk.

Kraliçe I. Elizabeth'i makyajı mı öldürdü?

4 Haziran 2023

Kraliçe I. Elizabeth'i makyajı mı öldürdü?

Kraliçe I. Elizabeth, Avrupa tarihinin en ünlü hükümdarlarından biridir. Kraliçe, İspanyolların ülkeyi neredeyse fethettiği 1588 Armada krizi sırasında İspanya'ya karşı İngiliz direnişine öncülük etti. Son zamanlarda kraliçe hakkında sayısız kitap ve birçok film çekiliyor. Ancak I. Elizabeth hakkında daha az bilinen gerçeklerden biri, ölümünün güzellik tutkusundan kaynaklanmış olabileceğidir. Burada makyajının I. Elizabeth'i öldürüp öldürmediğini inceliyoruz. Elizabeth Tudor, 1533 yılında Kral VIII. Henry ve Anne Boleyn'in birlikteliğinden dünyaya geldi. Babasının karmaşık evlilik hayatı göz önüne alındığında, İngiliz tahtına veliahtlık sırasındaki yeri hiçbir zaman net değildi. Yine de, küçük üvey kardeşi Kral VI. Edward'ın 1553'te ve büyük üvey kız kardeşi Kraliçe I. Mary'nin 1558'de erken ölümü, onu Henry'nin hayatta kalan tek meşru çocuğu olarak bıraktı ve Elizabeth'in kraliçe olmasının yolunu açtı. Kraliçe 1603'e kadar 45 yıl hüküm sürdü ve bu onu İngiltere'nin en uzun süre hüküm süren hükümdarlarından biri yaptı. Elizabeth, nadiren kesin kararlar veren ve yalnızca hükümetin bütçelerini dengelemekle ilgileniyor gibi görünen, önyargılı bir birey olmasına rağmen, hükümdarlığı İngiltere'nin imparatorluğa yükselişine başladığı kraliçe olarak İngiliz milliyetçi tarih yazımında muazzam bir konum kazandı. İlk büyük koloniler İrlanda ve Kuzey Amerika'da denendi ve denizaşırı keşif seferleri yapıldı. Yurtdışında İngiltere, 1585 ile 1604 yılları arasında İspanyol İmparatorluğu'nun gücüyle karşı karşıya kaldı ve kıta genelinde Protestan davasını yönetti. Ülkesinde ise İngiliz Rönesansının devleri Shakespeare, Edmund Spenser ve Philip Sidney, Elizabeth'in sarayındaki figürler tarafından himaye edildi. Kraliçe Elizabeth'in Kibri 69 yaşına kadar yaşayan, on altıncı yüzyıl standartlarına göre ortalamanın üzerinde bir yaşam süresine sahip olan bir hükümdarın ölümünde herhangi bir ihmal olduğunu öne sürmenin uygunsuz olduğu düşünülebilir. İlk olarak, Elizabeth'in makyaja olan hayranlığını ve sonsuza kadar genç görünmeye çalışmasını inceleyelim. Elizabeth hiç evlenmedi ve "Bakire Kraliçe" olarak tanındı. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Virginia Eyaleti'ne bu sebeple onun adı verildi. Elizabeth, bu imajına uygun olarak, yaşlandıkça genç görünümünü korumaya çalıştı. Yıllar geçtikçe cildinin beyaz, dudaklarının kırmızı görünmesi için giderek daha fazla miktarda makyaj yapmaya başladı. Bu durum yaşlandıkça giderek zirveye ulaştı. Öyle ki, 1603'te öldüğünde, yüzünde bir santim kadar kalın bir makyaj tabakası olduğu söylendi. 16. Yüzyıl Makyajı Ölümcül Oldu Modern zamanlarda bu tek başına kişinin ölümüne pek neden olmaz. Yine de, erken modern Avrupa'da, Rönesans İtalya'sında geliştirilen ve 16. yüzyılda tüm kıtada moda olan kozmetiklerin çoğu zararlı ya da düpedüz tehlikeliydi. Örneğin, cildini aydınlatmak için kullandığı beyaz toz halindeki madde, ağır miktarda kurşun içeren bir madde olan 'Venedik ceruse' olarak biliniyordu. Bilindiği üzere kurşuna maruz kalma, zamanla feci sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Bu yeterince kötü değilmiş gibi, 16. yüzyılda ruj yapımında dudaklara kırmızımsı bir renk veren zinober maddesi kullanıldı. Zinober de zehirlidir ve esasen bir cıva sülfür mineralidir. Cıva zehirlenmesi, fiziksel ve nörolojik olarak çok geniş bir yelpazede sağlık sorunları yaratır. Dahası, kurşun ve cıva, Elizabeth'in 1580'ler ve 1590'larda yüzünü ve dudaklarını giderek daha fazla kapladığı farklı kozmetiklerde en yaygın iki toksik maddeydi. Arsenik gibi diğer zehirli maddeler erken modern makyajda kullanıldı. Kraliçe Elizabeth'in Makyajı onu öldürdü mü? Elizabeth'in güzellik tutkusunun ölümcül olduğu belirledikten sonra, onun kurşun veya cıva zehirlenmesinden öldüğüne dair açık bir kanıt olup olmadığını sormalıyız. Cevap belirsiz. Kraliçenin 1590'ların sonlarında ve 1600'lerin başlarında psikolojik durumu genellikle aşırı derecede düzensizdi. Bu durum makyaj malzemelerinden zehirlenme ile ilgili sorunlara işaret ediyor olabilir. Ama bunu bilmek kolay değildir. Elizabeth'in bu yıllarda psikolojik olarak zor birim durumda olması için yeterli nedeni vardı, özellikle İrlanda'daki büyük bir isyan, İspanya ile bir savaş ve eski saray gözdelerinden biri olan Essex'in ikinci Kontu Robert Devereux tarafından yapılan darbe girişimi. Dahası 1590'larda hayatı boyunca tanıdığı birçok kişinin ölümü, onu 1600'lerin başlarında izole edilmiş ve giderek daha fazla depresyona sokmuştu. Elizabeth, 24 Mart 1603'te Richmond Sarayı'nda öldüğünde otopsi yapılmadı. Günlerdir yatalaktı, ancak yaşı göz önüne alındığında, herhangi bir cinayetten şüphelenilmedi ve sonuç olarak hiçbir soruşturma yapılmadı. Dahası yetkililer, İskoçya Kralı VI. James'in Londra'ya gelmesinin beklediği süreçte I. Elizabeth'in naaşı günlerce yatağında bekletildi. Bütün bunlar, tarihçilerin onun ölüm nedeni hakkında spekülasyon yapmasına neden oldu. Önemli bir kaynak bu ölümün Kraliçenin 1558'den beri 45 yıl boyunca taç giyme yüzüğünü çıkarmayı reddetmesinin neden olduğu ciddi bir enfeksiyon sebebiyle olduğunu söylemektedir. Ek olarak, olası kanser, streptokok ve zatürre belirtileri vardı. Elizabeth'in makyajının onu öldürüp öldürmediğini belirlemek nihayetinde imkansızdır, ancak yıllar içinde ona önemli ölçüde zarar vermiş olduğuna şüphe yoktur.

3

dk.

Tarihte İran - İsrail ilişkileri

14 Nisan 2024

Tarihte İran - İsrail ilişkileri

İran-İsrail ilişkileri dört ana döneme ayrılabilir: 1947-53 arası dönem, Pehlevi Hanedanı döneminde dostluk dönemi, 1979'da İran İslam Devrimi'nden 1990'a kadar süren kötüleşme dönemi ve son olarak Körfez Savaşı'nın sonundan beri düşmanlık dönemi. 1947'de İran, Birleşmiş Milletler Filistin Paylaşım Planı'na karşı oy kullanan 13 ülke arasındaydı. İki yıl sonra, İran, İsrail'in Birleşmiş Milletlere kabul edilmesine karşı oy kullandı. Yine de, İran, İsrail'i Türkiye'den sonra egemen bir devlet olarak tanıyan ikinci Müslüman ülke oldu. Batı yanlısı Muhammed Rıza Pehlevi'yi yeniden iktidara getiren 1953 darbesinden sonra, iki ülke arasındaki ilişkiler önemli ölçüde iyileşti. 1979'da İslam Devrimi'nden sonra, İran İsrail ile bütün diplomatik ve ticari ilişkilerini kopardı ve İran hükûmeti İsrail'in bir devlet olarak meşruluğunu kabul etmedi. Soğuk barıştan düşmanlığa dönüş, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden kısa bir süre sonra, 1990'ların başlarında başladı. Çöl Fırtınası sırasında Irak ordusunun yenilgisinden sonra Orta Doğu'daki göreceli güç İran ve İsrail'e yöneldi. İzak Rabin'in hükûmeti İran'a karşı daha saldırgan bir tutum benimsemesiyle iki ülke arasındaki çatışma 1990'ların başında tırmandı. İsrail, Pehlevi Hanedanlığı döneminde İran'ın silahlandırılmasında yer aldı: İran ve İsrail arasındaki ortak bir işbirliği olan "Çiçek" Tzur Projesi, "son teknoloji denizden denize füze, ABD Harpoon füzesinin 200 kilometrelik versiyonu"nu geliştirmeyi amaçlıyordu. İsrail Savunma Bakanı General Ezer Weizman ve İran Savaş Bakanı General Hasan Tufanyan, İsrail'in Jericho-2 füzesi olan Project Flower kod adlı ortak yapımda görüştüler. Humeyni döneminde ise The Observer, İsrail'in İran-Irak Savaşı sırasında İran'a silah satışlarının yıllık 500 milyon ABD doları olduğunu iddia etmiştir ve Time, 1981 ve 1982'de, "İsraillilerin, anlaşmaların finansal açıdan üstesinden gelmek için İsviçre banka hesaplarını kurduklarını" bildirdi. 1979'da Aşkelon ve Eilat boru hattının ele geçirilmesinin ardından İran, İsrail'e karşı tazminat talebinde bulundu. 27 Haziran 2016'da İsviçre Federal Mahkemesi, davayı 1.1 milyar dolar artı faizle İran lehine karar verdi.

2

dk.

Codex Rotundus - 15. Yüzyıldan kalma bir cep kitabı

7 Şubat 2024

Codex Rotundus - 15. Yüzyıldan kalma bir cep kitabı

MS 15. yüzyılda Flaman zanaatkarlar, tarihteki ilk cep kitabı olan Codex Rotundus'u oluşturdular. Codex Rotundus, Latince ve Fransızca yazılmış 266 sayfadan oluşan benzersiz bir geç orta çağ el yazmasıydı. Codex Rotundus genellikle ilk cep kitabı olarak kabul edilir; başka bir cep kitabı olmadığı için değil, türünün tek örneği olduğu için. Minyatür İnciller ve diğer Saat Kitapları Codex Rotundus'tan çok daha büyüktü ve genellikle daha büyük benzerleriyle aynı dikdörtgen şekle sahipti. Codex Rotundus ise yuvarlaktır ve ahşap ve parşömen levhalardan yapılmıştır; simetrik sayfalar küçük bir blok oluşturarak 3 cm yüksekliğinde ve 9 cm çapında bir blok oluşturacak şekilde birbirine bağlanmıştır. El yazması, 3 tam sayfa minyatür ve mezmurlar, Eski Ahit'ten İncil'den sahneler ve İsa Mesih'in ve çeşitli azizlerin yaşamından hikayeleri tasvir eden esas olarak dini içeriği tasvir eden 30 tarihi konuyu içerir. Kapağı kırmızı deridir ve Gotik harfler şeklinde üç metal toka ile sabitlenmiştir. Kelimeler hem Latince hem de Fransızca yazılmış ve sayfalar gerçekçi görünecek şekilde biçimlendirilmiştir. Bu olağanüstü kitap, alışılmadık çalışması nedeniyle bugün hala hayranlık uyandırıyor. Kitap, muhteşem tezhiplerinden sorumlu olan sanatçının veya sanatçıların adını korumasa da, çeşitli üslup unsurları, onun Burgonya sarayı ortamından (özellikle Bruges bölgesinden) kökenlerine kesin olarak işaret ediyor. Orijinal Codex Rotundus, Almanya'daki Dombibliothek Hildesheim tarafından sergilenmektedir.

1

dk.

47 Tarihi şahsiyetin gençlik fotoğrafları

30 Kasım 2023

47 Tarihi şahsiyetin gençlik fotoğrafları

Tarih ve fotoğraf meraklıları, tarihi şahsiyetlerin bu nadir nostaljik fotoğraflarından keyif alacaklar. Birçoğunu genellikle metanetli ve sert mizaçlı olarak tanıyoruz ancak bu fotoğraflar onları hayat dolu gençler olarak gösteriyor. Abraham Lincoln'den Amelia Earhart'a, Mustafa Kemal Atatürk'ten Mark Twain'e kadar bu resimler tarihteki en etkili insanlardan bazılarının hayatlarına benzersiz bir bakış sunuyor. O halde arkanıza yaslanın ve bu büyüleyici fotoğrafların tadını çıkarın! 16 yaşındaki Walt Disney, 1917. 18 yaşındaki Mustafa Kemal, 1899. Richard Nixon, 17 yaşında, 1930 15 yaşındaki Teddy Roosevelt. 20'li yaşlarının başında genç bir Joseph Stalin, 1902. 24 yaşındaki Mark Twain. Vincent van Gogh, 19 yaşında, 1873. Fidel Castro dağ eteğinde kitap okurken, 1957. 10 yaşındaki John F. Kennedy. Askeri üniformalı Sir Winston Churchill , 21 yaşında, 1895. Fotoğraf elle boyanmıştır. Genç Abraham Lincoln'ün ilk fotoğrafı, 1840. Bill Clinton, John F. Kennedy ile el sıkışırken, 1963. 7 yaşındaki Martin Luther King Jr. Genç Sigmund Freud annesiyle birlikte, 1872. Ernest Hemingway 19 yaşında, 1918. 23 yaşındaki Nikola Tesla, 1879. John McCain, 20'li yaşlarının sonunda, 1965. Frederick Douglass, 32 yaşında. Bill Clinton, 6 yaşındayken, 1952. 22 yaşındaki Roosevelt, 1940. Dwight Eisenhower, 1912'de 21-22 yaşlarında. George W. Bush ve George HW Bush, 1947'de. 29 yaşındaki Ronald Reagan, 1940 yılında bir sanat dersi için poz veriyor. 15 yaşındaki Harry S. Truman, 1899. 30 yaşındaki Thomas Edison, 1878. Benito Mussolini'nin sabıka fotoğrafı, 1903. 19 yaşındaki Mahatma Gandi. Albert Einstein, 1882. Mao Zedong, 1927. 19 yaşındaki Nelson Mandela, 1937. Vladimir Lenin, 17 yaşında, 1887. Genç Vladimir Lenin (solda), 3 yaşındayken. 22 yaşındaki Hillary Rodham Clinton, 1969. Geleceğin uçuş öncüsü Amelia Earhart, 1901'de 4 yaşındayken. Saddam Hüseyin, 1963. Stephen Hawking, 1965. Pablo Picasso, 1908. Rahibe Theresa 18 yaşında. Maya Angelou, 1957. Marie Curie, 1886. Herbert Hoover, 1898. Francisco Franco. Muammer Kaddafi Usame Bin Ladin. Kim Jong-un. Kim Jong-il. Che Guevara, yak. 1934.

2

dk.

İstanbul’un fethinden sonra dünya sathında ne oldu?

29 Mayıs 2023

İstanbul’un fethinden sonra dünya sathında ne oldu?

Elli üç gün süren uzun savaş gerçekten Ortaçağ’ı kapatmıştır. Bu Ortaçağ, Avrupa tarihi için böyle olduğu gibi bizim için de öyledir. Çünkü o tarihe kadar Osmanlı, tam olarak bir imparatorluk sayılmazdı. Ancak İstanbul gibi bir kentin, yani Konstantinopolis’in, Doğu İslam milletlerinin deyişiyle Kostantiniyye’nin, fethinden sonradır ki Osmanlı’nın gerçek imparatorluk çağı başlamıştır. İşte bu imparatorluk çağı bir anlamda Osmanlı’nın yeniçağıdır. Yoksa Ortaçağla Yeniçağı, illâ matbaanın kullanılması veya derebeyliklerin yıkılması gibi kıstaslarla ayırmak gerekmez. Bu arada unutmayalım ki, İstanbul’un fethiyle bir yerde Doğu Akdeniz’deki ticarete dayanan Venedik ve Cenova gibi Akdeniz Italyan devletlerinin de çöküşü başlamıştır. Ayrıca bu hal, Avrupa’da uzak okyanuslara açılmayı gerekli kılmış ve hızlandırmıştır. En başta İtalyan şehirleri... Fatih, başta Venedik ve Cenova olmak üzere, İtalyan şehirlerini bir şekilde saf dışı bırakmıştır. Bununla beraber Cenovalılardan aldığı Galata gibi bir kolonide bunların ticarete devamında hiçbir sakınca da görmemiştir. Ayrıca Floransalılarla ilişkileri de devam etmiştir. Venedik balyozu (yöneticisi) İstanbul’da makbul bir yer edinmiştir. Yani Doğu Roma ya arka çıkan Cenova’ya karşılık onun rakibi Venedik elde tutulmaktadır. Ama şaşılacak şey, bir müddet sonra Venedik de İstanbul’un fethi dolayısıyla gerileyecektir. Yani ilk sonuç, İtalya’nın bütün Ortaçağ boyunca Akdeniz’deki ve Avrupa’daki üstün yeri, ticarete dayanan üstün yeri gerilemiştir. Bunun hiç şüphesiz İtalya’yı ve Avrupa’yı yaratan üstün medeniyete de darbeleri olmayacak değildir. Ama Türkler İtalya’ya yerleşseydi mutlaka Rönesans dünyası içinde bir payları olacaktı ve mutlaka Doğu Akdeniz dünyası, İtalya ve Batı ile daha yakın bir kültürel alışveriş içine girecekti.

1

dk.

sanal tarih yeni logo (1).png

'Keyifli Tarih' parolası ile yayın hayatına başlayan Sanal Tarih, bilgiye ulaşabileceğiniz en hızlı ve en güvenli internet adresidir. Tarihi ve güncel konular üzerine özel hazırlanmış dosyalar, makaleler, kültür-sanat yayınları ve ansiklopedi maddeleri ile akademisyenlerin yazıları eşliğinde yaşanmış tarihi öğrenmek adına gerçeğe vakıf olacağınız bir tarih platformudur.

  • X
  • Youtube
  • Beyaz Instagram Simge
  • TikTok
  • Spotify

© 2015 - 2026 Vida Medya. Her hakkı saklıdır.

Bu sitede yer alan yazı, makale, fotoğraf, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. Vida Medya ve Ticaret Limited Şirketi'nin yazılı izni olmaksızın sitede yayımlanan eserler kısmen veya tamamen kaynak gösterilerek dahi çoğaltılamaz, yayımlanamaz, işlenemez, umuma iletilemez ve temsil edilemez.

bottom of page