top of page

Osmanlı Tarihi

İlk Osmanlı askerî teşkilatı nasıl kuruldu?

29 Haziran 2021

İlk Osmanlı askerî teşkilatı nasıl kuruldu?

Orhan Gazi devrinde Osmanlı Beyliği’ni diğer Anadolu beyliklerinden ayı ran icraatlardan biri de askerî bir teşkilatın kurulmasıdır. Osmanlı Beyliği’nin askerî gücü başlangıçta diğer Anadolu beylikleri gibi aşiret kuvvetlerinden oluşuyordu. Orhan Gazi devrinde Vezir Alaeddin Paşa ve Çandarlı Kara Halil tarafından Türk köylülerinden vergi muafiyeti ve seferde günde iki akçe maaş verilmesi karşılığında yaya ve müsellem (süvari) adı altında bir askerî teşkilat oluşturuldu. Bu, beylikten devlete geçişte önemli bir adımdı. Osmanlılar’ın, Anadolu beylikleri arasında farklı bir yapı kazanmaları bu tür devlet örgütlenmeleriyle aşiret yapısından kurtulmaları sayesinde oldu. Nitekim 1330’lu yılların başında Anadolu’yu gezen meşhur Arap seyyahı İbn Battuta, Orhan Gazi’nin Türkmen beylerinin önde gelenlerinden biri olduğunu, devamlı faaliyette olan büyük bir askerî gücünün bulunduğunu söyler. Yaya ve müsellem teşkilatı bir süre sonra büyüyen devletin askerî ihtiyacını karşılayamaz hale gelince, I. Murad devrinde Kapıkulu sistemi kuruldu. Kapıkulu sisteminin büyümesiyle yaya ve müsellemlere ihtiyaç azaldı ve bu askerî teşkilat Osmanlı ordusunun geri hizmet kıtalarından oldu. Sefere çıkılırken yolların, köprülerin tamiri ve ordunun çeşitli ihtiyaçlarının temini gibi görevleri yerine getirmekle sorumlu birlikler hâline geldiler.

1

dk.

Bursa ve İznik nasıl fethedildi?

29 Haziran 2021

Bursa ve İznik nasıl fethedildi?

Osman Gazi, Bursa’yı 1300’lerden itibaren ablukaya almıştı. Babasının hastalığı yüzünden 1324’ten sonra beyliğin idaresini ele alan Orhan Gazi, Bursa’yı sıkıştırmaya devam etti. Başka çaresi kalmayan Bursa idarecileri 6/7 Nisan 1326’da şehri Osmanlılar’a teslim ettiler. Bursa’nın fethiyle Osmanlı Beyliği’nin merkezi Yenişehir’den, Bursa’ya nakledildi. Bursa, Fetret Devri’ne kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olarak kaldı. 1329’da Pelekanon Muharebesi’nde Bizans ordusunun mağlup edilmesi İznik’in sonunun başlangıcıydı. Orhan Gazi, İznik’i 2 Mart 1331’de fethetti. İznik’in fethi Osmanlılar’a büyük bir prestij kazandırdı. Burası Türkiye Selçukluları’nın ilk başkentiydi ve Birinci Haçlı Seferi sırasında kaybedilmişti. Selçuklular’ın ve diğer Anadolu beyliklerinin İznik’in Bizanslılar’dan alma teşebbüsleri de bir netice vermemişti. İznik’ten sonra 1337’de de İzmit fethedildi. Bursa’nın fethi, tek bir büyük savaştan ziyade sabırla yürütülen uzun bir kuşatmanın sonucudur. Osman Gazi döneminde başlayan ve tam 10 yıl süren bu kuşatmada, şehir çevresindeki kaleler tek tek ele geçirilerek Bursa’nın dış dünya ile olan lojistik bağı kesilmiştir. Osman Gazi, şehri doğrudan bir saldırıyla yıkmak yerine "açlık ve mahrumiyetle teslim alma" stratejisini izlemiştir. Şehrin kuzeyindeki Pınarbaşı mevkii ve doğusundaki stratejik noktalar kontrol altına alınmıştır. Nihayetinde 1326 yılında, babası Osman Gazi yatağında ağır hastayken, Orhan Gazi şehri barış yoluyla teslim almış ve Bursa, Osmanlı’nın ilk büyük payitahtı (başkenti) olmuştur. Bursa'dan sonra hedef, hem dini hem de siyasi açıdan büyük önemi olan İznik’ti. İznik de tıpkı Bursa gibi uzun süre kuşatma altında tutuldu. Ancak Bursa’dan farklı olarak, Bizans İmparatoru III. Andronikos şehri kurtarmak amacıyla bizzat ordusuyla harekete geçti. 1329 yılında gerçekleşen Pelekanon (Maltepe) Savaşı, Osmanlı ordusunun Bizans imparatorluk ordusunu mağlup etmesiyle sonuçlandı. Bu zafer, İznik’in dışarıdan yardım alma umudunu tamamen bitirdi. 1331 yılında açlık ve çaresizlik içindeki şehir teslim oldu. Orhan Gazi şehre girdiğinde halka can ve mal güvenliği sözü vermiş, hatta kenti terk etmek istemeyenlere müsamaha göstererek bölgeyi hızlıca bir Türk-İslam kültür merkezine dönüştürmüştür. Bu iki fethin ortak özelliği, yıkıp dökmek yerine koruyup dönüştürmeye dayalı bir "istimalet" (uzlaştırma) politikasının izlenmesidir. Bursa’nın fethiyle Osmanlılar bir devlet merkezi ve ekonomik güç kazanırken, İznik’in fethiyle de ilk Osmanlı medresesi açılarak ilmiye sınıfının temelleri atılmıştır. Bu iki şehir, Osmanlı’nın Anadolu’daki hakimiyetini perçinlemiş ve Balkanlar’a yapılacak olan büyük yürüyüşün lojistik üsleri haline gelmiştir.

2

dk.

Şehzâde Bâyezid’e “Yıldırım” ünvanı nasıl verildi?

29 Haziran 2021

Şehzâde Bâyezid’e “Yıldırım” ünvanı nasıl verildi?

Osmanoğulları’nın dördüncü hükümdarı olan I. Bâyezid gerek Osmanlı kaynaklarında, gerekse Batı kaynaklarında isminden ziyade “Yıldırım” lakabıyla anılır. Bazı Fransız yazarlar, bu lakabın yerine “L’Eclair” yani “Şimşek” kelimesini kullanırlar. Sultanın daha şehzâdeliği döneminden itibaren katıldığı savaşlarda gösterdiği cesaret ve süratli hareketlerinden dolayı kendisine verilen bu lakabın tam olarak ne zaman ve hangi vaka münasebetiyle kullanılmaya başlandığı hususunda farklı rivayetler vardır. Kimi yazarlar, I. Bâyezid’in “Yıldırım” ünvanını almasını, tahta geçer geçmez kardeşi Yakub Çelebi’yi katlettirmekteki süratine bağlarken, kimi yazarlar da sultanın 1397’de Karamanoğlu Ali Bey üzerine düzenlediği seferdeki cesur hareketlerine bağlarlar. Bu konuda en eski ve en kuvvetli rivayet ise I. Murad’ın 1387’de Karamanoğulları üzerine düzenlediği ve Şehzâde Bâyezid’in de katıldığı seferde cereyan eden hadiselerle ilgilidir. İki devlet arasında Frenk Yazısı mevkiinde yapılan savaşta Osmanlı ordusunun merkezini I. Murad, sol kanadını Şehzâde Bâyezid, sağ kanadını da Şehzâde Yakub Çelebi kumanda etmişti. Osmanlı kaynaklarında, Şehzâde Bâyezid ve Rumeli Beylerbeyi Kara Timurtaş Paşa’nın, gösterdikleri gayret ve kahramanlıklarla Osmanlılar’ın muharebe alanından galip ayrılmalarını sağladıkları ve bu münasebetle şehzâdeye “Yıldırım” ünvanı, Kara Timurtaş Paşa’ya da vezirlik yanısıra Rumeli Beylerbeyiliği’nin verildiği söylenir. Hayatı ve faaliyetleri incelendiğinde I. Bâyezid’in “Yıldırım” ünvanını, en az ismi kadar, taşımaya layık bir hükümdar olduğu görülür. Günümüz araştırmacıları için bu dönemin sağlam bir kronolojisini çıkartmak hemen hemen imkânsızdır ve bunda kaynak yetersizliği kadar sultanın şahsiyeti de belirleyici rol oynar. Zira Rumeli ovalarında at koştururken izlediğimiz Yıldırım’ın aynı yıl Anadolu bozkırlarında yeni bir seferde karşımıza çıkması, dönemin ulaşım imkânları göz önüne alındığında, akıllara durgunluk vermektedir. Yıldırım Bâyezid’in bir yıl içinde Anadolu’dan Rumeli’ye yedi defa geçtiği rivayet edilir.

1

dk.

Timur'un Doğu Roma’ya (Bizans) yaklaşımı nasıldı?

29 Haziran 2021

Timur'un Doğu Roma’ya (Bizans) yaklaşımı nasıldı?

Timur Bizans’la kavga etmiyor. Timur’dan önce Bizans’ı özellikle Marmara Bölgesi’ne iteleyen, güçsüzleştiren Osmanlı’ydı. Ayrıca onun Memluklarla da çatışmaya fırsatı olmadı. Timur’un Anadolu’ya yönelmesine neden olan şey ne Bizans ne de Batıydı. Onun asıl hedefi Osmanlı Türkleriydi. Bu da Türk tarihi için dönüm noktalarından biridir. Ama şunun üzerinde duralım; Timur’un Batı ile çok sıcak, dostane ilişki kurduğu da doğru değil. Muasır Özbek tarih yazıcılığının bazı mensuplarının ileri sürdüğü “Avrupa’yı Timur’un kurtardığı” iddiası doğru değildir. Özbek âlimler bir araya gelerek bu çerçevede bir bildiri de yayınladılar. Bu tabii aşırı bir görüştür, zamancı bir görüştür. Yani emik değil, etik bir yöntem ve yaklaşımdır. Dıştan bakışta bile kendi zamanına, kendi şartlarına göre biçimlendirilmiş bir yorumdur. Timur’un Bizans ile olan münasebetleri, Yıldırım Bâyezid’in İstanbul’u kuşattığı ve Osmanlı’nın Anadolu ile Rumeli’deki gücünü pekiştirdiği bir dönemde yoğunlaşmıştır. Bizans İmparatoru Manuel II Palaiologos, Osmanlı baskısı altında çaresiz kalınca, doğudan yükselen bu büyük gücü bir kurtarıcı olarak görmüştür. Timur da Batı’ya yönelirken Bizans’ı tamamen ortadan kaldırmak yerine, onları Osmanlı’ya karşı bir "içeriden müttefik" olarak konumlandırmayı tercih etmiştir. Bu yaklaşım, Timur’un rakiplerini zayıflatmak için çevreleme politikasının bir parçasıdır. Ankara Savaşı'na (1402) giden süreçte Timur ve Bizans arasında yoğun bir elçi trafiği yaşanmıştır. Timur, Bizans imparatorundan Osmanlı’ya ödediği vergiyi kendisine vermesini ve Bizans topraklarının kendisine tabi olmasını talep etmiştir. Bizans ise Osmanlı tehdidini bertaraf etmek adına Timur’un üstünlüğünü (vasallık statüsünü) kabul etmeye hazır olduğunu bildirmiştir. Timur’un bu süreçteki temel amacı, Hıristiyan dünyasıyla bir din savaşı başlatmak değil, Osmanlı’yı arkadan kuşatacak diplomatik kanalları açık tutmaktır. 1402’de Yıldırım Bâyezid’i mağlup eden Timur, Anadolu’da bir süre kalmış ve bu süreçte Hıristiyan dünyasına bir mesaj vermeyi ihmal etmemiştir. Osmanlıların yıllardır alamadığı, Rodos Şövalyeleri’nin elindeki İzmir’i kısa sürede fethederek "Gazi" unvanını pekiştirmiştir. Bu hamle, Bizans’a ve Avrupa’ya "Sadece Müslümanlarla değil, gerekirse sizinle de savaşırım" mesajı taşırken, aynı zamanda Bizans’ın hayatta kalmasını sağlayarak bölgedeki otorite boşluğunu kendi lehine yönetmiştir. Timur çekildikten sonra Bizans, Osmanlı’nın girdiği Fetret Devri sayesinde yarım asır daha ömrünü uzatabilmiştir.

2

dk.

Bu coğrafyaya başından beri Türkiye mi deniyordu?

29 Haziran 2021

Bu coğrafyaya başından beri Türkiye mi deniyordu?

Hayır, Otlukbeli Savaş’ına kadar, çoğunlukla Doğu Anadolu’ya bu adı verirler. Otlukbeli’nde, Selçuklu hâkimiyetinin Moğollar ve Timur’dan sonraki varislerinden biri olan Uzun Hasan yenilince, Akkoyunlu Devleti’nin aşiretleri İran yaylasına göçtüler ve Azerbaycan’a çekildiler. Onlardan boşalan yerlerde, zaten orada bulunan Kürtler ve bir takım yerleşik şehirlerde yaşayan Ermeniler ve Türkler kaldı. O dönemde Anadolu, boş bir bölgedir ve İran yaylasından akan nüfusun yerleşimine açık bir haldedir. Tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu topraklar, üzerinde yaşayan her toplulukla birlikte yeni bir isim kuşanmıştır. Bugün gururla kullandığımız "Türkiye" ismi, sanılanın aksine bizim kendimize verdiğimiz bir isimden ziyade, bu topraklara dışarıdan bakanların yakıştırdığı bir kimliktir. Anadolu’nun "Küçük Asya"dan "Turchia"ya dönüşümü, bin yıllık bir yerleşme ve kabullenilme öyküsüdür. Türklerin gelişinden önce bu coğrafya, Batılı kaynaklarda ağırlıklı olarak "Asia Minor" (Küçük Asya) olarak anılıyordu. Grek dünyası ise güneşin doğduğu yönü işaret ederek buraya "Anatolia" (Doğu/Güneşin Doğduğu Yer) ismini vermişti. Bizans döneminde de bu isimlendirmeler korunmuş, bölge bir Roma toprağı olarak görülmüştü. Ancak 1071 Malazgirt Zaferi ile başlayan büyük göç dalgası, sadece bölgenin demografisini değil, haritalardaki adını da kökten değiştirecekti. İlginç bir tarihsel paradoks olarak, bu topraklara "Türkiye" diyen ilk kesim Türkler değil, İtalyan tüccarlar ve Haçlı seferlerine katılan Batılılardı. 11. yüzyılın sonlarından itibaren Anadolu’nun içlerine giren Haçlılar, karşılarında buldukları yoğun Türk nüfusu ve askeri gücü karşısında burayı "Turchia" (Türklerin ülkesi) veya "Turcomannia" olarak adlandırmaya başladılar. Cenevizli ve Venedikli tüccarların ticaret rotalarında bu isim kalıcı hale geldi. Yani dünya bizi bizden önce "Türkiye" olarak tanımıştı. Türkler ise bu coğrafyaya yerleştiklerinde ona çok daha kapsayıcı ve politik bir isim verdiler: "Diyar-ı Rum" (Roma Toprağı). Selçuklu sultanları kendilerini "Sultan-ı Rum" olarak tanımlarken, aslında Roma (Bizans) mirasının üzerine oturduklarını ve o büyük medeniyetin yeni sahipleri olduklarını vurguluyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde de "Devlet-i Aliyye" (Yüce Devlet) ismi tercih edilirken, Batı dünyası haritalarında ısrarla "Empire of Turkey" (Türkiye İmparatorluğu) ifadesini kullanmaya devam etti. yüzyılın sonlarında gelişen Türkçülük akımıyla birlikte, "Türkiye" ismi entelektüel çevrelerde ve edebiyatta bir kimlik simgesi haline dönüştü. Kurtuluş Savaşı döneminde kurulan meclisin adının "Türkiye Büyük Millet Meclisi" olarak belirlenmesi, bu ismin artık resmi bir devlet kimliği olarak benimsendiğinin en somut kanıtıydı. 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla, dış dünyanın yüzyıllardır kullandığı bu coğrafi terim, ulus-devletin sarsılmaz ismi olarak tescillendi.

2

dk.

Osman Gazi 1304 Sakarya Seferi'nde nereleri fethetti?

29 Haziran 2021

Osman Gazi 1304 Sakarya Seferi'nde nereleri fethetti?

İlk dönem Osmanlı tarihinin kronolojisi oldukça karışıktır. Ancak Osmanlı tarihçiliğinin en önde gelen isimlerinden Halil İnalcık’ın araştırmaları Osman Gazi’nin askerî faaliyetlerini aydınlatmıştır. Osman Gazi, Bapheus ve Dimbos zaferlerinden sonra 1304’te Sakarya üzerindeki Bizans kalelerine karşı bir sefer düzenledi. Bu seferden önce Karacahisar’a çağırılan Harmankaya Tekfuru Köse Mihal Müslümanlığa davet edilmişti. Sefer sırasında Leblebüci Hisarı, Çadırlu, Lefke (Osmaneli), Mekece tekvurları direnemeyeceklerini anladıklarından itaat ettiler. Geyve Tekfuru, kalesini boş bırakarak kaçmıştı. Ancak kaçan tekfur yakalandı. Geyve’den sonra Tekfur Pınarı fethedildi. Osman Gazi, 1304 seferindeyken Çavdar Tatarı, yani Moğollar Karacahisar’ı yağma etmişlerdi. Bu yüzden kendisi Karacahisar’da kalarak oğlu Orhan Bey ile Köse Mihal, Akçakoca, Konur Alp ve Gazi Rahman’ı 1305’te Kara Çepüş ve Kara Tigin kalelerini fethe gönderdi. Bizans İmparatoru da bölgeye yardım göndermişti. Orhan Gazi, Kara Çepüş Kalesi’ne geldiğinde ordusunu üçe bölmüş, bir kısmıyla kaleyi kuşatmış, bir kısmını kale yakınlarındaki dereye saklamış, bir kısmını da kalenin öbür tarafına geçirmişti. Orhan Gazi’nin kuvvetleri kaleye saldırdıktan sonra kaçtılar. Bunun üzerine kaleden çıkan tekfur, pusuya düşürülerek mağlup edildi ve kale alındı. Ardından Absuyu fethedildikten sonra Kara Tigin kalesi üzerine hareket edildi. Kara Tigin Tekfuru teslim olmayı reddedince kale kuşatılıp fethedildi. Osman Gazi fethedilen kaleleri komutanlarının idaresine vermişti. Kara Çepiş Kalesi’nin idaresi verilen Konur Alp, Akyazı ve Tuz Pazarı’nı da ele geçirdi. Daha sonra da Orhan Gazi devrinde Akyazı, Konrapa, Bolu ve Mudurnu’yu fethetti. Absuyu’na yerleşen Akça Koca, Osman Gazi’nin yeğeni Aktimur’la birlikte İzmit’e doğru Akova’ya akınlar yaptı.

1

dk.

Osman Gazi, ilk olarak nereleri fethetti?

29 Haziran 2021

Osman Gazi, ilk olarak nereleri fethetti?

Osmanlı İmparatorluğu’nun çekirdeğini oluşturan aşiret, Ertuğrul Gazi zamanında Söğüt ile Domaniç arasında bulunuyordu. Osmanlılar, bu dönemde çevrede bulunan ve bir kısmı Türkiye Selçuklu sultanına vergi veren tekfur adıyla anılan Bizans valileriyle barış içerisindeydiler. Bu dostluk o kadar ileriydi ki, aşiret yaylağa çıktığı zaman ağırlıklarını Bilecik’te emanet olarak bu şehrin tekfuruna bırakırlardı. Osman Bey aşiretin başına geçtiğinde, ilk yıllarında çevredeki tekfurlarla iyi ilişkileri devam ettirdi. Ancak Türkiye Selçukluları ve Moğollar’a karşı Anadolu’nun muhtelif yerlerinde Türkmen isyanları ile Sülemiş’in başlattığı ayaklanmanın yarattığı otorite boşluğu ve İnegöl Tekfuru’nun aleyhinde faaliyette bulunması üzerine Osman Gazi, 1284’te İnegöl’ü fethetmek için harekete geçti. İnegöl Tekfuru, Osman Gazi’nin üzerine doğru geldiğini haber alınca Ermeni Beli’nde (Pazarköy) pusu kurdu. Meydana gelen savaşta Osman Gazi’nin yeğeni Bay-Hoca şehid düştü. Osman Gazi, bu muharebeden kısa bir süre sonra İnegöl yakınlarındaki Kulaca Hisar’ı fethetti. Bu durum, İnegöl ve Karacahisar tekfurlarının Osmanlılar aleyhine birleşmelerine yol açtı. 1286’da İkizce yakınlarındaki Domalicbeli’nde meydana gelen muharebede Osman Gazi’nin kardeşi Saru-Yatı şehid düştü. Halil İnalcık’a göre bu mücadele, Osman Gazi’nin gerçekten ilk savaşı sayılmalıdır. Osman Gazi kısa bir süre sonra, İnegöl’e bir baskın yaparak tekfurunu öldürdü. Ardından da 1288’de Karacahisar’ı fethetti ve burayı kendisine merkez edindi. Osmanlı Beyliği’nin ilk merkezi, Eskişehir’e 7 kilometre uzaklıkta, sarp bir tepe üzerinde bulunan ve bugün mevcut olmayan Karacahisar Kalesi’dir. Osman Gazi, bu kaleyi fethetmekle İznik’ten İstanbul’a giden ana yola da hakim oldu. Ayrıca Karacahisar’ın fethiyle Halil İnalcık’ın tespitlerine göre, Türkiye Selçukluları’nın haraçgüzarı tekfurlarla savaş başlatıldı ve bölge bir gaza alanı olarak açıldı; Osman Gazi fiilen bir gazi bey durumuna; Osmanlı Beyliği de Çobanoğulları gibi Selçuklu sultanının sancak sahibi bir emirliği mertebesine yükseldi. 1299’da beyliğin merkezi yeni fethedilen Bilecik’e, ardından da, Yenişehir fethedildiğinde buraya kaydırıldı. Bursa, 1326’da fethedilinceye kadar, Yenişehir Osmanlı Beyliği’nin merkezi olarak kaldı. Osman Gazi, 1292’de Sakarya Nehri’nin kuzeyine akın yapıp, çevreyi yağmaladıktan sonra bir müddet barış içerisinde yaşadı. 1299’da harekete geçen Osman Gazi, kendi aleyhine düzenlenmiş bir tuzağı boşa çıkararak Bilecik ve Yarhisar’ı ele geçirdi. Komutanlarından Turgut Alp de İnegöl’ü zaptetti. 1301’de Yenişehir ve Yund Hisar, 1302’de Köprühisar fethedildi.

2

dk.

Bizans ordusu Eskihisar (Pelekanon) Muharebesi’nde nasıl mağlup edildi?

29 Haziran 2021

Bizans ordusu Eskihisar (Pelekanon) Muharebesi’nde nasıl mağlup edildi?

Osmanlılar, Bursa’dan sonra İznik’i de ele geçirmek üzereydi. Bizans, İznik’i kurtarmak üzere harekete geçti. Bunu haber alan Orhan Gazi, çok hızlı hareket ederek Eskihisar’daki tepeleri ele geçirdi. 1329 yılının Mayıs sonu Haziran başında Eskihisar (Pelekanon)’da mey dana gelen muharebede, Orhan Gazi savaşın başında stratejik üstünlüğü eline geçirmişti. Bizanslılar, Osmanlılar’ı tepelerden düzlüğe çekmeden savaşa girmenin aleyhlerine olacağını fark ettiler. Muharebe tepelerde olursa savaşa girmemeyi kararlaştırmışlardı. Ancak Orhan Gazi de, Bizans ordusuyla düz bir arazide değil, tepelerde karşılaşmayı planlamıştı. Bir kısım kuvvetini de vadide, pusuya yatırmıştı. 1 Haziran 1329’da Orhan Bey, Bizans ordusunu üzerine çekmek için 300 kişilik bir birliği Bizanslılar’ın üzerine gönderdi. Bizans ordusunu ok yağmuruna tutan Osmanlı gazileri kaçmaya başladılar. Bizans kuvvetlerini üstlerine çekmek istiyorlardı. Fakat Bizanslılar onları takip etmeyerek, bu oyuna gelmedi. Ertesi gün Osmanlı kuvvetleri aynı saldırıyı tekrarladı. Bu defa Bizans birliklerinin bir kısmı gazilerin üzerine saldırınca, Orhan Gazi, kardeşi Pazarlu Bey komutasında yardım gönderdi. Bizans ordusu harekete geçince asıl muharebe başladı. Bizans İmparatoru okla yaralanınca, ordu sunda panik başladı. Yaralı imparatorun gayretine rağmen, Bizans ordusu dağıldı. Çevredeki kalelere sığınmaya çalışan Bizans kuvvetleri yok edildi. Bizans ordusunun bir kısmı ise gemilere binerek kaçtı. Bu zafer Osmanlı Beyliği’nin artık Bizans’la rahatlıkla baş eden ve onu tehdit eden bir güç olduğunu belgeliyordu. Viladimir Mirmiroğlu, bu savaşın Hammer’den itibaren Maltepe Muharebesi diye adlandırılmasının yanlış olduğunu, Pelekanon’un Maltepe’den oldukça uzakta, Gebze-Eskihisar bölgesinde olduğunu söyler.

1

dk.

Osman Gazi’nin kaç oğlu vardı?

29 Haziran 2021

Osman Gazi’nin kaç oğlu vardı?

Osman Gazi’nin Orhan, Alaeddin, Pazarlu, Hamid, Melik Bey, Savcı Bey ve Çoban Bey isimlerinde yedi oğlu ve Fatma isimli bir de kızı vardı. Osman Bey öldüğünde üç oğlu hayattaydı. Büyük oğlu Orhan Bey babası hayattayken, Osman Bey’in hastalığından dolayı beyliğin yönetimini fiilen ele almıştı. Bu yüzden babasının ölümünden sonra tahta çıkması zor olmadı. Tahta çıktığında da kardeşi Alaeddin derviş olup, devlet işlerine karışmadı. Diğer kardeşi Pazarlu Bey de ağabeyinin hükümdarlığını tanıyarak, onunla beraber fetihlere katıldı. Hamid, Melik Bey ve Çoban Bey isimli şehzâdeler hakkında isimlerinden başka bir bilgi yoktur. Osman Gazi’nin kaç oğlu olduğu konusu, dönemin kaynaklarının azlığı nedeniyle tarihçiler arasında küçük farklılıklar gösterse de, genel kabul gören kroniklere göre Osman Bey'in yedi oğlu olduğu bilinmektedir. Bu isimler; Orhan, Alâeddin, Pazarlı, Çoban, Hamid, Melik ve Savcı beylerdir. Bu kardeşler arasında tarihsel olarak en çok öne çıkanlar, kendisinden sonra tahta geçen Orhan Gazi ve devletin idari teşkilatlanmasında büyük rol oynayan Alâeddin Paşa’dır. Osman Gazi'nin vefatından sonra beyliğin başına, askeri başarılarıyla öne çıkan Orhan Gazi geçmiştir. Ancak büyük oğlu olduğu düşünülen Alâeddin Paşa, bazı rivayetlere göre taht üzerinde hak iddia etmemiş, aksine kardeşine sadakatle hizmet ederek devletin ilk "veziri" olmuştur. Alâeddin Paşa, Osmanlı’nın ilk askeri düzenlemelerini yapmış, ordunun kıyafetinden teşkilat yapısına kadar pek çok yeniliğe imza atmıştır. Bu durum, Osmanlı hanedanının ilk yıllarında kardeşler arası iş birliğinin ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Pazarlı, Çoban, Hamid, Melik ve Savcı beyler hakkında elimizdeki bilgiler daha sınırlıdır. Ancak bu şehzadelerin, babaları Osman Gazi’nin fethine çıktığı bölgelerde birer "uç beyi" veya yönetici olarak görevlendirildikleri tahmin edilmektedir. Örneğin, isimleri çeşitli vakfiyelerde veya yer isimlerinde yaşayan bu şehzadeler, fütüvvet geleneği içinde beyliğin sınırlarını genişleten ve sosyal yapıyı güçlendiren figürler olarak yer almışlardır. Özellikle Savcı Bey'in ismi, Osman Gazi’nin kardeşi olan ve şehit düşen Savcı Bey ile karıştırılsa da, oğullarından birinin adının da Savcı olduğu kaydedilmiştir.

2

dk.

Osmanlıların Rumeli'ye geçişleri nasıl gerçekleşti?

29 Haziran 2021

Osmanlıların Rumeli'ye geçişleri nasıl gerçekleşti?

Osmanlıların Rumeli’ye ilk geçişleri ile ilgili şöyle bir hikâye anlatılır; “Gaziler ay ışığında indiler Eceabat’a... Oradaki öküzleri avlayıp kestiler. Kestikleri öküzlerin postlarını şeritlere ayırdılar. Sonra etraftaki ağaçları kestiler. Bu ağaçları öküz postlarının şeritleriyle birbirlerine bağlayıp sallar oluşturdular. Bu sallarla da Rumeli’ye geçtiler”. Bu pek güzel bir hikâyedir. O asrın insanı için söylenmiş bir hikâyedir; gelin görün ki, iş bu kadar romantik ve kolay olmamıştır. Osmanlı için Rumeli’ye geçiş; sabır isteyen, askerî ve diplomatik hassasiyet gerektiren bir hadise olmuştur. İlk önce BizanslIlarla ittifak halinde olan Venedik’e, Cenova’ya, İtalyan şehirlerine ve başka unsurlara karşı savaşılmıştır. O yıllarda bir depremde Rumeli’deki bazı kalelerin hasar görüp yıkılması, Osmanlı’nın Rumeli’ye geçişini kolaylaştırmıştır. Osmanlı tamir ettiği kalelere yerleşmiştir. Osmanlıların Rumeli’ye kalıcı olarak yerleşmesi, tesadüfi bir fetihle değil, Bizans iç siyasetindeki taht kavgaları sayesinde başlamıştır. Bizans İmparatoru Kantakuzenos, kendisine karşı ayaklananlara karşı Orhan Gazi’den askeri yardım istemiştir. Bu yardımın karşılığında, 1353 yılında Gelibolu Yarımadası’nda bulunan Çimpe Kalesi Osmanlılara bir askeri üs olarak verilmiştir. Bu küçük kale, Türklerin Avrupa topraklarındaki ilk mülkü ve ileride yapılacak olan büyük fetihlerin lojistik merkezi olmuştur. Orhan Gazi’nin oğlu, "Rumeli Fatihi" olarak anılan Süleyman Paşa, Çimpe Kalesi’ne yerleştikten sonra bölgenin stratejik önemini hızla kavramıştır. Bizans’ın kale yardımı karşılığında burayı geri istemesine rağmen, Süleyman Paşa bölgedeki Türk nüfusunu artırmış ve Gelibolu Yarımadası’ndaki diğer stratejik noktaları ele geçirmeye başlamıştır. 1354 yılında meydana gelen büyük bir depremin Gelibolu surlarını yıkması, Osmanlıların şehre girmesini kolaylaştırmış ve böylece Rumeli’de geri dönülemez bir hakimiyet süreci başlamıştır. Osmanlı’nın Rumeli’deki başarısı sadece askeri güçle sınırlı kalmamıştır. Ele geçirilen yerlerin kalıcı olmasını sağlamak amacıyla sistemli bir İskân Politikası (yerleştirme) uygulanmıştır. Anadolu’daki konar-göçer Türkmen aşiretleri, yeni fethedilen Rumeli topraklarına yerleştirilerek bölgenin demografik yapısı değiştirilmiştir. Bu sayede fethedilen yerler kısa sürede "vatan" haline getirilmiş, bölge halkına sağlanan adil yönetim (İstimalet politikası) sayesinde ise halkın devlete olan bağlılığı artırılmıştır.

2

dk.

I. Murad, oğlu Yıldırım Bâyezid’e nasıl bir miras bıraktı?

29 Haziran 2021

I. Murad, oğlu Yıldırım Bâyezid’e nasıl bir miras bıraktı?

Osmanlı Beyliği’nin ilk dönemlerindeki askerî kuvvetleri Edirne’nin fethinden sonra, imparatorluğun artan askerî ihtiyacını karşılamamaya başlamıştı. Ayrıca Osmanlı Beyliği yavaş yavaş merkezileşmeye başlıyordu. Bütün bu ihtiyaçlar merkezde bulunacak daimi bir ordu tarafından karşılanabilirdi. I. Murad devrinde Çandarlı Kara Halil ile Kara Rüstem, Hristiyan esirlerden merkezî bir ordu için istifade edilmesi düşüncesini ileri sürdüler. Bu teklif üzerine Rumeli’de akınlarda bulunan beylere haber salınıp alınan esirlerin beşte birinin devlet hissesi olarak ayrılması emredildi. Devlete verilen esirler belirli bir eğitimden geçirildikten sonra asker olarak kullanılmaya başlandı. Böylece yeniçerilerin de içinde yer aldığı Kapıkulu Ocakları’nın temeli atıldı. I. Murad devrinde kurulan Kapıkulu sistemi, Yıldırım Bâyezid’in zamanındaki merkezîleşme çabalarıyla birlikte oldukça büyük bir gelişme gösterdi. I. Murad, Balkan devletleri ile mahalli senyörleri vasal hâline getirerek, vasal devletlerden mürekkep bir imparatorluk kurmuştu. Onun hükümdarlığı zamanında Osmanlılar, beylikten devlete geçtiler. I. Bâyezid, babasının vasal prenslik ve beyliklerden oluşan devletini, merkeziyetçi bir imparatorluk hâline getirmeye kalkışacak, ancak bu teşebbüsü Timur’un vurduğu darbe ile yarım kalacaktır. I. Murad’ın bıraktığı en somut miras, devasa bir coğrafi genişlemedir. Tahta geçtiğinde yaklaşık 95.000 km² olan devlet topraklarını, vefat ettiğinde yaklaşık 500.000 km²’ye çıkarmıştır. Edirne’yi fethederek payitaht yapmış, Balkanlar’da kalıcı bir Türk hakimiyeti kurmuştur. Yıldırım Bâyezid, babasından Tuna Nehri’ne kadar uzanan, Bizans’ı adeta bir ada gibi çevreleyen ve Anadolu’da ise birçok beyliği nüfuzu altına almış, stratejik olarak kusursuz bir konumda olan bir devlet devralmıştır. I. Murad, sadece toprak fethetmemiş, bu toprakları yönetecek sistemi de inşa etmiştir. Yıldırım Bâyezid’e devredilen en büyük miraslardan biri, merkezi otoriteyi güçlendiren "Ülke hükümdar ve oğullarının ortak malıdır" anlayışıdır. Bu kural, taht kavgalarını bir nebze olsun düzene sokma amacı taşımıştır. Ayrıca, Osmanlı ordusunun vurucu gücü olacak Yeniçeri Ocağı’nın temellerinin atılması ve Rumeli Beylerbeyliği’nin kurulması, Bâyezid’in hem askeri hem de idari açıdan güçlü bir bürokrasiyi hazır bulmasını sağlamıştır. I. Murad, devletin prestijini uluslararası arenada zirveye taşımıştır. Kosova’da Haçlı ordularına karşı kazanılan zafer, Osmanlı’nın Balkanlar’dan kolay kolay atılamayacağını tüm dünyaya ilan etmiştir. Bu askeri başarı, Yıldırım Bâyezid’e Müslüman dünyasında büyük bir meşruiyet ve "gazi" hükümdar imajı bırakmıştır. Bâyezid bu mirası kullanarak, daha sonra halifeden "Sultan-ı İklim-i Rum" unvanını alacak ve Anadolu Türk birliğini kurma yolunda bu otoriteyi sonuna kadar kullanacaktır.

2

dk.

Osmanlıların böylesine güçlü olduğu Balkanlardaki gerilemesi ne zaman başladı?

29 Haziran 2021

Osmanlıların böylesine güçlü olduğu Balkanlardaki gerilemesi ne zaman başladı?

Türklerin Avrupa’daki hâkimiyetinin çözülüşü ise hiç şüphesiz ki, II. Viyana Kuşatması sonrasında başlamıştır. Hıristiyanların çoğunlukta olduğu vilayetler kaybedilmiş, ondan sonra da 1774 ve 1783’ten itibaren imparatorluğun Müslüman ve Türk eyaletleri elden çıkmıştır. Nihayet 19. asrın sonundan itibaren, özellikle Rumeli’deki vatan topraklarının kaybıyla, Türk İmparatorluğu'nun parçalanması süreci başlamış, bu durum gittikçe belirginleşmiştir. Osmanlı'nın Balkanlar'daki mutlak üstünlüğünün sarsıldığı asıl tarihsel eşik, 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması başarısızlığıdır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa önderliğindeki ordunun Viyana önlerinde aldığı bu ağır yenilgi, Avrupa'da "Türklerin yenilemez olduğu" algısını yıktı. Bu durum, Avrupalı devletlerin bir araya gelerek "Kutsal İttifak"ı kurmalarına ve Osmanlı'yı Balkanlar'dan tamamen atmak için topyekûn bir karşı saldırı başlatmalarına zemin hazırladı. 16 yıl süren uzun savaşların ardından 1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşması, Osmanlı tarihinin ilk büyük toprak kaybını simgeler. Bu antlaşma ile Macaristan’ın büyük bir bölümü ve Erdel gibi stratejik noktalar kaybedildi. Karlofça, Osmanlı’nın artık taarruz eden değil, savunma yapan bir güç haline geldiğinin resmi belgesiydi. Balkanlar üzerindeki psikolojik ve askeri kontrol bu tarihten itibaren geri dönülemez bir şekilde zayıflamaya başladı. Osmanlı'nın Balkanlar'daki gerilemesi sadece dış askeri baskılarla değil, içten gelen milliyetçilik dalgalarıyla da hızlandı. 1789 Fransız İhtilali'nin yaydığı milliyetçilik fikirleri, Balkanlar'daki Hristiyan tebaayı derinden etkiledi. 1804'teki Sırp İsyanı ve ardından 1821'deki Yunan İsyanı, merkezi otoritenin bölge üzerindeki hakimiyetini ciddi şekilde sarstı. Bu isyanlar sonucunda kurulan bağımsız veya özerk yapılar, Osmanlı’nın bölgedeki varlığını sadece askeri bir işgale dönüştürdü ve toplumsal bağları kopardı. Gerileme sürecinin artık bir "dağılma" evresine girdiği dönem, tarihimizde 93 Harbi olarak bilinen büyük savaştır. Bu savaşın sonunda imzalanan Berlin Antlaşması ile Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlıklarını kazandı, Bulgaristan ise özerk bir prenslik haline geldi. Bu tarihten sonra Osmanlı'nın Balkanlar'daki varlığı, sadece 1912 Balkan Savaşları ile tamamen sona erecek olan dar bir şeride hapsoldu.

2

dk.

sanal tarih yeni logo (1).png
bottom of page