Mao Zedong ve Modern Çin’in Doğuşu
- Editör

- 6 saat önce
- 2 dakikada okunur
1 Ekim 1949 tarihinde Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda Mao Zedong’un gür sesi yükselirken, sadece bir rejim değil, Asya’nın ve dünyanın jeopolitik dengeleri de kökten sarsılıyordu. "Çin halkı ayağa kalkmıştır!" beyanı, yüzyılı aşkın süredir dış güçlerin müdahaleleri, iç savaşlar ve feodal yapının ağırlığı altında ezilen bir devin yeniden doğuşunu simgeliyordu. Mao liderliğindeki Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) zaferi, basit bir hükümet değişikliğinden ziyade, binlerce yıllık imparatorluk geleneğinden kopuşun ve köylü sınıfına dayalı radikal bir toplumsal dönüşümün başlangıcıydı. Bu devrim, tarihin en kalabalık ulusunu marksist-leninist bir çizgiye taşırken, aynı zamanda 20. yüzyılın en kanlı ve en kararlı ideolojik mücadelelerinden birinin sonucuydu.

Devrime giden yol, 1920’lerde Kuomintang (Milliyetçi Parti) ile ÇKP arasındaki kırılgan ittifakın bozulmasıyla açılmıştı. Çan Kay-şek liderliğindeki Milliyetçiler şehir merkezlerini ve bürokrasiyi kontrol ederken, Mao Zedong klasik Marksizmden saparak devrimin asıl gücünün işçi sınıfından ziyade köylülerde olduğuna dair özgün bir kuram geliştirdi. Bu stratejik fark, 1934-1935 yıllarındaki meşhur "Uzun Yürüyüş" (Long March) ile somutlaştı. Kuomintang kuşatmasından kaçan komünistlerin yaklaşık 10 bin kilometrelik bu geri çekilişi, askeri bir yenilgiden ziyade ideolojik bir destana dönüştü. Mao, bu zorlu yolculuk sırasında partisinin tartışmasız lideri haline gelirken, uğranılan köylerde köylülerin desteğini kazanarak devrimin toplumsal tabanını sağlamlaştırdı.
1937 yılında patlak veren İkinci Çin-Japon Savaşı, iç çatışmaları geçici olarak dondursa da devrimin seyrini ÇKP lehine değiştiren bir kırılma noktası oldu. Japon işgaline karşı yürütülen gerilla savaşı, komünistlerin halk nezdindeki meşruiyetini artırırken, Milliyetçi hükümetin yolsuzluklar ve enflasyonla sarsılması halkın umudunu Mao’ya bağlamasına neden oldu. 1945’te Japonya’nın teslim olmasının ardından yeniden alevlenen iç savaş, Sovyetler Birliği’nin lojistik desteği ve ÇKP’nin disiplinli Kızıl Ordusu sayesinde kısa sürede sonuçlandı. Milliyetçiler Tayvan adasına sığınmak zorunda kalırken, Mao 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilan ederek ülkenin kontrolünü ele geçirdi.
Mao Devrimi, Çin toplumunun iliklerine kadar işleyen bir dönüşümü başlattı. İlk yıllarda yapılan toprak reformuyla mülkiyet köylülere dağıtıldı, kadın hakları konusunda radikal adımlar atıldı ve yüzyıllardır süregelen konfüçyüsçü hiyerarşi sarsıldı. Ancak bu süreç, "İleriye Doğru Büyük Atılım" ve sonrasındaki "Kültür Devrimi" gibi milyonlarca insanın hayatına mal olan trajedi ve kaos dönemlerini de beraberinde getirdi. Mao’nun devrimi, Çin’i bir sanayi ve askeri güç haline getirme yolunda devasa bir adım olsa da, bu dönüşümün bedeli toplumsal hafızada silinmez izler bıraktı. Bugünün küresel gücü olan Çin, 1949’da atılan o ideolojik ve siyasi temellerin üzerinde yükselmektedir; bu nedenle 1949 devrimini anlamadan, modern dünya siyasetini kavramak mümkün değildir.
.png)













Yorumlar