top of page

Biyografi

5 Soruda Bernard Lewis'in Hayatı

16 Nisan 2022

5 Soruda Bernard Lewis'in Hayatı

20. yüzyılın en önemli tarihçilerinden şarkiyatçı Bernard Lewis, İslam tarihi, Ortadoğu ve özellikle Türkiye üzerine yaptığı çalışmalarıyla ün saldı. Çok sayıda makale, akademik yayın ve kitaba imza atan Lewis 102 yıllık uzun yaşamı boyunca oldukça üretken oldu ve alanında tüm dünyada otorite olarak kabul edildi. Biz de bu önemli bilim insanını, Bernard Lewis kimdir, akademik alandaki faaliyetleri nelerdir, Bernard Lewis’in önemli eserleri hangileridir, Türklere bakışı nasıldır ve hangi ödüllere layık görüldü? gibi sorular ışığında sizlere tanıtmaya çalışacağız. 1. Bernard Lewis kimdir? 20. yüzyılın ilk yarısından itibaren, İslam tarihi, Ortadoğu ve özellikle Türkiye üzerine yaptığı çalışmalarıyla bilinen İngiliz şarkiyatçı ve tarihçi Bernard Lewis 1916 yılında Londra’da dünyaya geldi. Londra’da yaşayan orta sınıf bir Yahudi ailenin çocuğu olan Lewis, Küçük yaşlardan itibaren yabancı dillere ve tarihe ilgi duydu ve Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Araştırmaları Bölümü’nü tamamladı. Takip eden yılda Paris Üniversitesi’nde eğitim alarak Semitik İncelemeler Kürsüsü’nden mezun olan Lewis, henüz yirmili yaşların başlarındayken Latince, Yunanca, Eski Ahit İbranicesi ve Arapça’ya merak saldı, yüksek lisans eğitimi sırasında da Farsça ve Türkçeyi de öğrendi. Dillere ve tarihe gönül veren tarihçi, tarih bölümünde yüksek lisansını tamamladıktan sonra 1939 yılında Londra Üniversitesi İslâm Tarihi Kürsüsü’nden döneminin meşhur oryantalistlerinden H.A.R. Gibb’in danışmanlığında hazırlamış olduğu The Ori gins of Ismailism adlı teziyle doktor unvanını aldı. İkinci dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, Batı dillerinin yanı sıra Arapça, Aramice, İbranice, Latince, Farsça, Osmanlıca ve Türkçe gibi dilleri bildiği için 5 yıl boyunca İngiliz ordusu ve istihbaratında aktif rol aldı. Buradaki başarılarından dolayı Lyndon Larouche, tarafından İngiliz istihbaratının Ortadoğu hakkındaki akıl hocası olarak adlandırıldı. Özel hayatına dair bilgi vermek gerekirse, 1947 yılında Ruth Hélène Oppenhejm ile evlendi. Bu evliliğinden evlilikleri, biri erkek biri kız olmak üzere iki çocukları olduktan sonra 1974 yılında sona erdi. Bernard Lewis ise uzun süren bir ömrün ardından 19 Mayıs 2018 tarihinde vefat etti. 2. Akademik alandaki faaliyetleri nelerdir? Akademik hayatı boyunca üzerinde yoğunlaştığı İslam dünyasının tarihsel ve mevcut durumu, İslam siyaset teorisi, İslam-Batı ve İslam-Modernlik ilişkileri, Yahudilik ve Ortadoğu siyasi coğrafyası gibi konular onun akademik yaşantısının bütününü oluşturdu. İlgili araştırmalarının ilk adımı olan 1937-38 akademik yılında Kraliyet Asya Derneği’nin verdiği burs sayesinde Ortadoğu’ya ilk seyahatlerini gerçekleştiren Bernard Lewis, ilk ziyaretini Mısır’a gerçekleştirerek sahaya indi ve bir süre Kahire Üniversitesi’nde okutmanlık yaptı. Londra Üniversitesi’nde yardımcı öğretim üyesi olarak göreve başlayan Lewis İkinci Dünya Savaşı nedeniyle akademiye verdiği aradan sonra 1945 yılında Kahire Üniversitesi’ne geri döndü. Burada icra ettiği görevinin ardından ise 1949 yılında dönem itibariyle yeni kurulan Londra Üniversitesi’nin Yakın ve Ortadoğu Tarihi Kürsüsü’ne atandı. Aynı yıl içerisinde Ortadoğu’ya üçüncü ziyaretini gerçekleştiren Lewis, Türkiye, İran ve İsrail sahalarında çalışma fırsatı buldu. Çalışmaya İstanbul’dan başladı. Türk kütüphane ve arşivlerinden yararlanarak araştırmalar yaptı. Bu dönemde yaptığı çalışmalar akademik kariyerinde önemli bir basamak oldu. 1974 yılına kadar geçen süreçte de Londra Üniversitesi’nde eğitimler vermeye devam etti. Aynı yıl içerisinde ABD’ye taşınan Lewis, Princeton Üniversitesi’nde göreve başladı ve aynı zamanda Princeton İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde de görevde bulundu. Dönem Amerika’sının oryantalist araştırmaların yapılmasına uygun zemin sunması Lewis’in üretkenliğini arttırdı. 1982 yılında ABD vatandaşı olan Lewis 1986 yılına kadar Princeton Üniversitesi’nde görev yaptı ve emekli oldu. 1990 yılına kadar da Cornell Üniversitesi’nde hizmet verdi. Sonraki süreçte 1966 yılında kurucu üyeliğini yaptığı MESA (Kuzey Amerika Ortadoğu Araştırmaları Derneği - Middle East Association of North America)’da çalışmalarına devam eden Lewis, bu kuruma alternatif olarak düşünülen ASMEA (Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Derneğini - Association for the Study of the Middle East and Africa)’yı kurarak çalışmalarına burada devam etti. 3. Bernard Lewis’in önemli eserleri hangileridir? Yaşadığı dönem içerisinde çok sayıda esere imza atan ve Ortadoğu ve İslam tarihi alanlarında otorite kabul edilen Lewis’in eserlerinin neredeyse tamamı önem arz etmekte. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle akademiye verdiği araya kadar olan süreçte İsmaililiğin Kökeni, Bugünkü Türkiye ve Arap Araştırmalarında İngilizlerin Katlıları adlı çalışmaları yayımlayan Lewis, savaş sonrası süreçte çalışmalarına kaldığı yerden devam etti, 1947 yılında Diplomatik ve Siyasi Arapça El Kitabı’nı yayımladı. Takvim yaprakları 1950 yılını gösterdiğinde Tarihte Araplar adlı eseri yayımlayan Lewis, benzer zamanlarda Türkiye üzerine olan çalışmalarına yoğunlaştı. 1961 yılında yayımladığı meşhur kitabı Modern Türkiye’nin Doğuşu adlı kitabını yayımlamasının ardından İstanbul ve Osmanlı Medeniyeti adlı kitabı yayımlayan Lewis bu çalışmalarıyla önemli Türkiye uzmanları arasına girdi. 1960 yıllardaki üretkenliğini İslâm’da Irk ve Renk adlı kitabıyla süsledi. ABD’de bulunduğu süreçte verimliliği oldukça artan Lewis sırayla, Sırasıyla Tarih’te İslâm, Muhammed Peygamber’den İstanbul’un Alınışına Kadar İslâm, Hatırlanan, Kurtarılan ve İcad Edilen Tarih, Klasik ve Osmanlı İslâmı Çalışmaları, İslâm Dünyası, 16. Yüzyıl’da Filistin Kasabalarında Nüfus ve Varidat gibi önemli çalışmalara imza attı. 1980’li yıllar ise onun Yahudi çalışmalarına yöneldiği bir dönem oldu. Bernard Lewis’in Benjamin Braude ile birlikte editörlüğünü yaptığı Osmanlı İmparatorluğu’nda Hristiyanlar ve Yahudiler kitabı ilk adım olurken, İslam’ın Yahudileri ile Semitistler ve Anti Semitistler bu dönemde çıkan diğer kitaplardır. İran İslam Devrimi’nin oluşturduğu siyasal atmosfer nedeniyle de Müslümanların Avrupa’yı Keşfi ve İslâm’ın Siyasal Söylemi adlı kitapları yayımladı. 1990’lı yıllar yine Bernard Lewis’in dur durak bilmeden kitaplarını yayımladığı dönem olarak geçti. 11 Eylül sonrası kaleme almış olduğu eserlerde ise İslam ve İslam toplumuna dair olumsuz değerlendirmeler ilk defa göze çarpmaya başladı. İslâm’da Irk ve Kölelik, İslâm ve Batı, Avrupa’daki Müslümanlar, Modern Ortadoğu’nun Biçimlenmesi, Çatışan Kültürler, Ortadoğu, Ortadoğu’nun Çoklu Kimlikleri, Ortadoğu Mozaiği, Yanlış Giden Neydi? ve İslâm’ın Krizi adlı adlı kitaplar bu izlerin görüldüğü kitaplardır. 4. Türklere bakışı nasıldı? Bernard Lewis’in Türklere ve Türk coğrafyasına olan ilgisi yaptığı çalışmalarda görülmektedir. Ancak bu ilgisi yalnızca gerçekleştirdiği akademik çalışmalarla sınırlı değildir. Ermeni soykırımı iddiaları konusundaki söylemleri ve ortaya koyduğu tavır nedeniye Fransız mahkemelerince cezalandırılması onun Türk dostu olduğu algısını oluşturdu. Lewis, Türklerin bir Ermeni soykırımı gerçekleştirmediğini, bunun Ermeni saldırılarına verilmiş bir cevap olarak anlaşılması gerektiği üzerine görüşler beyan etti. Bunun yanında Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusunun kabul edilmesi yönünde fikir sundu. Bu düşüncesini de Türkiye’de Batı karşıtı ve antidemokratik akımların güçlenme riskinden dolayı Avrupa Birliği’ne kabul edilmesi gerektiği üzerinde durarak destekledi. Bununla birlikte AB’ye girmese dahi demokrasisi ve iyi Batılılaşması sayesinde Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri nezdinde öncü rolünü gölgelemeyeceği belirtir. 5. Hangi ödüllere layık görüldü? Çok sayıda bilimsel araştırmaya, makalelere ve önemli kitaplara imza atarak alanında dünyaca kabul gören bir otorite haline gelen Bernard Lewis, bu çalışmalarının karşılığında çeşitli ödüllere layık görüldü. Yaptığı çalışmalarda dolayı 1974 yılında Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’nden fahri doktora alan Lewis, 1978 yılında ise İsrail Teknoloji Enstitüsü’nün Harvey Lucturer in the Humanities ödülüne layık görüldü. Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu dünyanın ilk 100 entelektüeli listelerinde, 2005 yılında 34’üncü olan Lewis 2008 yılında ise 13. sırada yer aldı. Bunun yanında Bernard Lewis, yukarıda ifade edilen Türklere karşı yaklaşımlarından dolayı 1998 yılı Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in elinden aldı, 2002 senesinde Amerika Atatürk Toplumu Derneği (ASA) tarafından, “evrensellik ve barışı simgeleyen” Atatürk ödülüne lâyık görüldü.

4

dk.

Türkler tarafından Deli lakabıyla tanınan Çar I. Petro kimdir?

19 Şubat 2022

Türkler tarafından Deli lakabıyla tanınan Çar I. Petro kimdir?

I. Petro 7 Mayıs 1682'den 1725'teki ölümüne kadar Rusya Çarlığı'nı ve daha sonra Rus İmparatorluğu'nu, 1696'ya kadar üvey ağabeyi V. İvan ile birlikte yönetti. Ivan ile birlikte taç giymesi Bazı gelenekçi ve çağdışı sosyal ve politik sistemleri modern, bilimsel, Batılılaştırılmış ve Aydınlanma'ya dayalı sistemlerle değiştiren kültürel devrime öncülük etmiştir. Peter'ın reformları Rusya üzerinde kalıcı bir etki bıraktı ve Rus hükümetinin birçok kurumunun kökenleri onun hükümdarlığına kadar uzanmaktadır. Ayrıca 1917'ye kadar Rusya'nın başkenti olarak kalan Sankt-Peterburg şehrini kurması ve geliştirmesiyle de tanınmaktadır. Bununla birlikte yurt içinden yerel seçkin sınıfların oluşturulması onun asıl önceliği değildi ve ilk Rus üniversitesi ölümünden sadece bir yıl önce, 1724'te kuruldu. İkinci olanı ise ölümünden 30 yıl sonra kızı Elizabeth'in hükümdarlığı sırasında kuruldu. Hayatı Çar I. Aleksey'in ikinci eşi Natalya Narişkina'dan olan oğludur. 1682'de, zayıf ve hastalıklı üvey ağabeyi V. İvan'la birlikte tahta çıktı. Taht naipliğine üvey ablası Sofia Alekseyevna atandı; Sofia’nın aşığı başdanışman Vasili Vasilyeviç Golitsın; ülkenin yönetiminde etkindi. Petro, bu dönemde annesiyle birlikte Moskova’nın dışındaki “Alman mahallesinde” yaşadı. Rusya’ya gelen Avrupalılar ile yakınlık kurarak uygarlıkları hakkında bilgi sahibi oldu. Burada Avrupalı askerlerden topçuluk ve istihkam eğitimi aldı. 14 yaşından itibaren gemilere büyük ilgi duydu. 1689’da annesinin zoruyla Eudoxia Lapoukine ile evlendi; ertesi yıl Alexis adında bir oğlu oldu. Son derece muhafazakâr bir aileden gelen eşi ile hiç uyuşamadı. Petro 17 yaşında bir saray darbesiyle yönetimi ablasının ve Golitsın’in elinden aldı. 1694’te annesinin ölümü ile ülke yönetiminin tek hakimi oldu. Tahtı Ivan’la paylaşmayı sürdürüyordu ancak devlet işlerinde Ivan’ın hiçbir rolü yoktu. 1696’da Ivan’ın ölümü ile tahtın tek sahibi oldu. Azak Kalesi’nin alınması Devletini genişletmeyi, dünya hakimiyetini ele geçirmeyi düşleyen Petro, bu amaçlarına ulaşmak için ticareti geliştirmenin önemini kavramıştı. Ancak Rusya kuzeyinde buzlarla kaplı denizler, güneyinde Osmanlı Devleti denetimi altındaki Karadeniz arasında sıkışmış bir ülke konumunda idi, ticarete uygun limanları yoktu. Petro, ticaret için sıcak denizlere inme gereğini fark eden ilk kişi oldu. Petro’nun sıcak denizlere inme planını gerçekleştirmek için ilk girişimi Azak Kalesi’nin kuşatılması idi. 1695 yılında ani bir baskınla Azak Kalesi’ni almayı denedi ancak deniz kuvvetlerinden yoksun Rus ordusu 96 günlük bir kuşatmadan sonra çekilmek zorunda kaldı. Bu başarısızlık üzerine Petro 1695-1696 kışında Don nehri kıyısındaki Voronej’de bir nehir donanması oluşturdu; kaleyi karadan ve denizden 31.000 asker ve 170 topla kuşatarak 6 Ağustos 1696 tarihinde teslim aldı. Asıl amacı Karadeniz’e ve ardından Boğazlara kadar gidebilmekti. Bu amacından hiç vazgeçmemiş ve bu politika kendisinden sonra da sürdürülmüştür. Avrupa seyahati Azak Kalesi kuşatması, Çar I. Petro’ya donanmaya ve düzenli bir orduya sahip olmanın önemini göstermişti. Bu amaçla ülkeye yabancı uzmanlar davet etmek yerine soylu ailelerden seçilen gençlerin eğitim için İngiltere, İtalya ve Hollanda’ya gönderilmesini emretti. Avrupa’nın başarısının hangi koşullar altında geliştiği ve mümkün hale geldiğini öğrenmek; Avrupa’daki ilerlemeyi Rusya’ya taşımak istiyordu. Kendisi de denizcilik eğitimi için 1697’de kimliğini gizleyerek yurtdışına çıktı. Sırasıyla Almanya, Hollanda ve İngiltere’ye gitti. Marangozluk, tıp, gemi yapımcılığı üzerinde çalıştı. Bir yandan da Osmanlılar’a karşı Avrupa’daki müttefik arayışı içindeydi ancak bu arayışı sonuçsuz kaldı. Venedik’e gitmeyi planlarken Moskova’da çıkan Streltsy ayaklanması nedeniyle Rusya’ya döndü. Kendisini devirerek Sofiya'yı yeniden naibeliğe getirmek isteyen streltsıy'ı dağıttı. Yüzlerce askeri idam ya da sürgün ettirdi. Avrupa seyahatinin sonunda kimi Avrupa adetlerinin Rus adetlerinden üstün olduğuna kanaat getiren Petro, tüm saraylıların ve memurların sakallarını kesmesini; batılı giysiler giymelerini istedi. Bu durum sakalını kesmeyen Rus aristokrasisi içinde büyük sıkıntı doğurunca boyarlara yıllık 100 ruble sakal vergisi karşılığında müsamaha gösterildi. Böylece sakal tıraşı Rus modernleşmesinin simgelerinden biri hâline geldi. Yeni yıl kutlamalarını 1 Eylül’den 1 Ocak’a aldı. Geleneksel Rus takvimi yerine Protestan takvimini kabul etti. Petro hiç anlaşamadığı eşi Eudoxia Lapoukine’den bu seyahatten döndükten sonra 1698’de boşandı ve onu bir manastıra kapanmaya zorladı. Sakal tıraşı İstanbul Anlaşması Avrupa Devletleri ile 16 yıldır savaşmakta olan Osmanlı Devleti’nin gerek Azak Kalesi’ni kaybetmesi gerekse Venedik ve Avusturya karşısında aldığı yenilgiler nedeniyle barış istemesi üzerine savaşan taraflar arasında müzakereler başladığında Çar Petro ısrarla Kerç Kalesi’ni istedi. Bu istek kabul olmadığı için Karlofça’da Rusya, Osmanlı Devleti ile barış imzalamadı; iki yıllık bir ateşkes imzalandı. Barış Anlaşması 1700’de imzalandı. Ruslar, İstanbul’da sürekli elçiliğe sahip oldu. Azak Rus hakimiyetine girdi, Ortodoksların Kudüs haccı serbest bırakıldı. İsveç ile savaş Petro, Osmanlı İmparatorluğu ile ateşkes imzaladıktan sonra Baltık Denizi kıyılarına ulaşmak hedefine yöneldi. 1701'in şubat ayının sonuna doğru Biržai'de II. Augustus ile tanıştı. Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelip Kuzey İttifakı'nı kurarak İsveç’e savaş açtı. Rusya'nın ilk saldırısı 1700 yılında Narva Savaşı'nda eğitimsiz askerler dolayısıyla felaketle sonuçlandı. Savaş sırasında XII. Karl'ın orduları sisli kar fırtınasını kendi avantajlarına kullandılar. Petro, Narva’daki yenilgiden sonra ordusunu yeniden organize etmekle ve Avrupa şehirlerine benzer yeni bir şehir (Sankt Petersburg) kurmakla uğraştı. İsveç ile savaşı Polonya ve Litvanyalılar sürdürüyordu. 1708’de İsveç gözünü yeniden Rusya'ya çevirdi ve saldırıya geçti. 28 Eylül 1708’de gerçekleşen Lesnaya Savaşı, Büyük Kuzey Savaşı’nın kaderini belirledi. Yenilen İsveç Kralı Demirbaş Karl, Moskova’ya saldırıdan vazgeçip güneye hareket etti; Ukrayna’da iaşe sorununu giderdikten sonra tekrar Moskova’ya yürüdü ve büyük stratejik öneme sahip Poltova Kalesi’ni 1709 Mayıs’ında kuşattı. Petro, İsveç kralını Poltova Muharebesi'nde yendi. İsveç kralı yaralı olarak maiyetiyle birlikte Osmanlı toprakları yakınındaki Bender Kalesi’ne sığındı. Osmanlı Devleti ile savaş İsveç Kralı’nı takip eden Rus ordusunun Osmanlı sınırını geçerek tahribatta bulunması ile başlayan gelişmeler, İsveç Kralı Demirbaş Şarl'ın Bender Kalesi'nden İstanbul’a gönderdiği yardım dileyen mektuplarının da etkisi ile Osmanlılar’ın Rusya’ya savaş ilanına kadar vardı. Vezîriâzam Baltacı Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Petro’nun ordusunu 19 Temmuz 1711’de Prut Nehri kıyısında kuşattı. Rus ordugâhında büyük bir ümitsizlik hüküm sürmeye başladı. Teslim olunması fikrini onaylayan Petro, esir düşmesi hâlinde kendisini hükümdar olarak tanımamalarına dair senatoya hitaben bir emirnâme hazırladı. Ruslar’ın görüşme talebi, saldırı hazırlığındaki Baltacı Mehmed Paşa’nın yeniçerilere güvenmemesi nedeniyle kabul edildi ve görüşmeler beklenmedik bir seyir takip ederek 24 saat içinde sonuçlandı. 21 Temmuz’da imzalanan Prut Antlaşması’nı Petro 22 Temmuz’da tasdik etti. Rus ordusu serbest bırakıldı. Anlaşma sonucunda Azak tekrar Osmanlılara geçmiş ve Çar Deli Petro'nun Karadeniz'e açılma emelleri bir süre ertelenmiştir. Katerina ile evlilik Petro, 1712’de Ekaterina Aleksiyevna ile evlendi. Asıl adı Marta Elena Skavronska olan yeni eşi, 1703’te Çardan bir çocuk dünyaya getirdikten sonra Ortodoks olup adını değiştirmişti. Petro’nun bu evlilikten on bir çocuğu dünyaya geldi ancak içlerinden sadece Anna ve Yelizaveta adlı iki kızı yaşadı. St.Petersburg'un başkent oluşu Çar Büyük Petro, Avrupa şehirlerine benzeyen yeni bir şehri sıfırdan başlayarak inşa etme çabasını 1703’ten beri sürdürüyordu. Şehri, 1703’te Büyük Kuzey Savaşı sırasında İsveç’ten aldığı Neva Nehri deltasında kurmaya karar vererek Aziz Petro ve Pavel Kalesi’nin temelini 16 Mayıs 1703 günü atmıştı. 10 yıl boyunca Neva Nehri deltasında büyük bir bataklık alan ıslah edildi. Yeni şehrin ilk yapısı olan Aziz Petro ve Pavel Kilisesi’nden sonra birçok bina Amsterdam'da olduğu gibi çamura gömülmüş direkler ve tahtalar ile kuvvetlendirilmiş temeller üstüne yapıldı. Rusya'nın ağaç mimarisinden farklı olarak Avrupa'dan getirttiği mimarlara şehrin planlarını, kanalizasyonunu ve binaların dağılımını çizdirdi. Fransa'daki Versailles Sarayı ile boy ölçüşecek derecede ihtişamlı bir kışlık saray (bugünkü Hermitage Müzesi) ile çizimlerini bizzat kendisinin yaptığı bir yazlık saray inşa ettirdi. Petersburg, 1712’de başkent ilan edildi. St. Petersburg'un inşası Edirne Antlaşması Petro, Prut Antlaşması’nı imzaladıktan sonra anlaşma hükümlerini yerine getirmemişti. Osmanlı Devleti, anlaşma hükümlerinin yerine getirilmesi için Rusya’ya iki defa daha savaş ilân etti. Osmanlı padişahı III. Ahmet’in sefer kararı alarak İstanbul’dan Edirne’ye hareket etmesi üzerine Petro kaygıya kapılarak bir özür mektubu gönderdi ve hemen görüşmelere başlanmasını diledi. Edirne’de yapılan görüşmelerin sonunda 24 Haziran 1713’te imzalanan Edirne Antlaşması ile iki taraf arasındaki anlaşmazlıklara geçici olarak ara verildi. Kuzey Savaşı Petro, Edirne Antlaşması’ndan sonra yeniden tüm çabasını Kuzey Savaşı üzerine yoğunlaştırdı. Türk topraklarında beş yıl kalan İsveç Kralı XII. Karl 1714’te memleketine dönmüştü. Petro, o yıl denizlerdeki ilk büyük zaferini (Gangut Savaşı) kazandı. Bu arada Avrupa’ya geziler yaparak çeşitli başarılar elde etti. Ünlü bilim adamı Herman Boerhaave'yi görmek için 1716-1717 yıllarında Hollanda'yı ziyaret etti. Sonra Fransa'yı ziyaret etti. Prusya Krallığı ve Brunswick-Lüneburg Seçmenleri'nin desteğini aldı. Demirbaş Karl hala savaşı sürdürüyor, pes etmeyi reddediyordu. Ancak 1718'de gerçekleşen ölümünün ardında barış mümkün olabildi. Nystad Barış Antlaşması imzalandı ama hâlen süren gerginlik yüzünden ancak 1720'de imzalanabildi. Bu anlaşmadan dolayı senato Petro’ya “Büyük” ve “İmparator” sanlarını verdi. İran Seferi Orta Asya, Hazar ve Sibirya bölgelerine araştırma grupları gönderen Petro, 1722’de İran’ın zayıflığından faydalanarak Hazar bölgesine işgale başladı. Hazar Denizi’nin batı ve güney kıyılarını askeri yardım karşılığı İran’dan aldı. Bu sefer sırasında sağlığı bozuldu. Ölümü Petro, 1723 kışında idrar yolu ve mesanesiyle ilgili sorunlar yaşamaya başladı. 1724 yılında ağır bir mesane ve böbrek ameliyatına girdi. Ocak 1725'de üremi'ye yakalandı. Anlatılanlara göre Peter bilinçsizliğe girmeden önce bir kağıt ve kalem istedi ve "Artık hepsini bırak ..." yazan bitmemiş bir not karaladı. 8 Şubat 1725 sabahı öldü. Peter ve Paul Katedrali’ne defnedilmiştir. Otopsisinde mesanesine kangren bulaştığı açıklandı. Kişiliği 'Büyük Petro' olarak bilinen Rus hükümdar, Rönesans ve Reform döneminde yaptığı incelemeler ve deneyler sayesinde Rusya'nın Avrupa'nın gerisinde kalmasını önlemiştir. Sıcak denizlere inme planlarından dolayı daha çok denizcilik ve gemicilikle ilgili incelemeler yapan Petro; şanından öte bir gemide en alt rütbede çalışarak ilginç kişiliğini ön plana çıkarmıştır. Osmanlılar bu yüzden I. Petro'ya 'Deli Petro' lakabını takmıştır fakat söz konusu Prut Savaşı'nda Osmanlı'nın karşısına büyük ve dayanıklı gemilerle gelince Deli Petro'nun adı Büyük Petro olarak anılmaya başlanmıştır.

6

dk.

Adil Giray Han Kimdir?

29 Haziran 2021

Adil Giray Han Kimdir?

Çok maceralı bir hayatı olmuştur bu Kırım Hanının. Babası Devlet Giraydan sonra 1577’de han olan kardeşi Semin Mehmet Giray'ın döneminde kalgay olan Adil Giray'ın parlak, etkileyici bir hayat hikâyesi var. Çok cesur ve iyi de bir asker aynı zamanda. Biliyorsunuz, III. Murad zamanında Safevîlere karşı yürütülen mücadelelerde onun mühim bir yeri var. Bu savaşlar sırasında başında olduğu Kırım kuvvetleri ile birlikte Kafkasları aşarak o sırada Şirvan’da bulunan Özdemiroğlu Osman Paşaya iltihak etmiş ve o arada çok zor durumda olduklarını bildiğimiz Osmanlılar bu sayede Safevîlere karşı iyi bir zafer elde etmişlerdi. Fakat muhtemeldir ki başarılarından dolayı biraz da ihtiyatsız olan Adil Giray, kalabalık bir düşman birliğinin hücumu esnasında, çok iyi bir direniş sergilemiş olsa da esir edildi. Kaynaklarımız, Safevî Şahı tarafından Kazvin’e götürülüp burada bir eve yerleştirildiğini ve her türlü ihtiyacınında karşılandığım kaydederler. Hatta İran Şahı bu kadarıyla da yetinmemiş, Adil Girayı kendisine damat yapmak için sarayına bile almıştır. Fakat orada bir gelişme oluyor, ne olduğunu pek anlamıyoruz. İşin esası, neredeyse şahın gözdesi olan Adil Giray birdenbire gözden düşüyor. İlginç bir şekilde bu süreç içerisinde şahın karısı ve kız kardeşleri ile zina yaptığı gerekçesiyle korucular tarafından katlediliyor. Yani böyle bir hikâyenin doğruluğuna ne kadar inanılabilir, üzerinde belki de derinlemesine bir araştırma yapmak lazım. Çünkü bu tip kopukluklar dönemin saray pratikleri ve âdederi içinde gelişebilecek durumlardan değil. Şahın mahremleri ile esir durumundaki bir Kırım hanının aşk maceraları böyle uluorta nasıl konuşulabilir o zaman, açıkçası yönetimin ahaliyi kontrolü açısından bu da karanlık bir nokta. Sonuçta böyle ilginç ve maceralı bir hayatı olmuştu Adil Giray'ın. Namık Kemal’in Cezmi isimli eserine ilham kaynağı olduğunu bildiğimiz Adil Giray, cesaret ve kahramanlığı ile ün salmıştı. Şiir ile de uğraşmış, kahramanlıkları Türk illerinde yayılmış ve halk destanlarının motiflerinden birini teşkil etmiştir.

2

dk.

Cezzar Ahmet Paşa kimdir?

11 Nisan 2022

Cezzar Ahmet Paşa kimdir?

Cezzar Ahmet Paşa, Napoleon Bonaparte'a karşı Akka Kalesi'ni savunarak büyük bir zafer kazanmıştır. Cezzar Ahmed Paşa, 1708 yılında Bosna'da doğdu. Gençliğinde İstanbul'a giderek Hekimoğlu Ali Paşa'nın hizmetinde bulundu. 1756'da onunla birlikte Mısır'a gitti. 1758 yılında Kahire seyhulbeledi Bulutkapan Ali Bey'in adamlarından Buhayre kaşifi Abdullah Bey'in hizmetine girdi. Cidde yöresinde isyan eden Bedevilere karşı savaşlara katıldı. Abdullah Bey'in isyancı Bedeviler tarafından öldürülmesi sonucu onun yerine Buhayre kaşifliğine getirildi. Misilleme olarak 70 kadar Bedevi'yi öldürdü. Bu nedenle kendisine Arapça'da "deve kasabı" manasına gelen Cezzar lakabı takıldı. Bulutkapan Ali Bey, Ahmet Paşa'nın isyanı bastırmadaki cesaretini beğenip kendisini beyleri arasına dahil etti. 1768'de Cezzar Ahmet Paşa Memlükler arasındaki entrikalara karıştı. Bu sırada hizmetinde bulunduğu Salih Bey'i öldürmekle görevlendirildi. Bulutkapan Ali Bey'den korkarak Kahire'de barınamayacağını anladı ve Cezayirli kıyafetiyle Anadolu'ya kaçtı. Bir ara gizlice Mısır'dan Buheyre'ye döndü ve Hunadî aşiretinden kız alıp kendini Bulutkapan Ali Bey'in gazabından korumaya çalıştı. Ali Bey'in baskısı üzerine Suriye'ye kaçtı. Orada yerel aşiretlerden Sibaboğullarına sığındı. Daha sonra Beyrut ve Sayda hakimi Emir Mansur'un, ardından da Şam muhafızı Osman Paşa'nın hizmetinde bulundu. Daha sonra Akka'ya yerleşti. Yörede Zahir Ömer tarafından başlatılan büyük ayaklanmanın bastırılmasında büyük rol oynadı. 1772 yılında sahil muhafızı oldu. Bu dönemde Rus donanmasına ve Zahir Ömer'e karşı Beyrut'u savunmakla görevlendirildi. Bu vazifesini yapmaktayken Beyrut'ta egemen bir ayan olmaya çalıştı. Fakat bu girişimleri sonuçsuz kaldı. Bu başarısızlık nedeniyle 1773'te Beyrut'u terk etmek zorunda kaldı. Akka civarında bulunan Zahir Ömer'e sığındı. Daha sonra bulduğu ilk fırsatta Şam'a kaçtı. 1775'te Akka muhafızlığına, kısa bir süre sonra da vezir olarak Sayda beylerbeyliğine getirildi. Lübnan, Ürdün ve Filistin'deki karışıklıkları yatıştırdı. Bu başarıları nedeniyle Şam Beylerbeyliği'ne atandı. Napoleon Bonaparte komutasındaki Fransız ordusu 1798'de Mısır'ı işgale başlayınca, Osmanlı Devleti Cezzar Ahmed Paşa'dan bölgede yığınak yapmasını istedi. Bu sırada Bonaparte, El-Ariş, Gazze ve Yafa'yı işgal etmiş, Mart 1799'da Akka önüne gelmişti. İki aydan fazla süren kuşatma, Osmanlı donanması ve Nizam-ı Cedid ordusundan destek gören Cezzar Ahmet Paşa'nın güçlü savunması karşısında başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun üzerine Napoleon Bonaparte, 21 Mayıs 1799 tarihinde Akka'dan çekilmek zorunda kaldı. Ahmed Paşa’nın karşısında ilk yenilgisini yaşayan Napolyon: ''Akka’da durdurulmasaydım, bütün Doğu’yu ele geçirebilirdim!'' sözünü söylemiştir. Cezzar Ahmed Paşa 7 Mayıs 1804 tarihinde vefat etti. Ölümüne kadar Akka Beylerbeyliği görevini yürütmüştür.

2

dk.

Onur Anıtı'nın heykeltıraşı Heinrich Krippel kimdir?

4 Şubat 2022

Onur Anıtı'nın heykeltıraşı Heinrich Krippel kimdir?

Türkiye’de gerçekleştirdiği anıt heykeller ile tanınan Avusturyalı heykeltıraş, aynı zamanda ressam, bakır oymacısı ve illüstratör olarak eserler vermiştir. 27 Eylül 1883'te Viyana’da dünyaya geldi. Sanat eğitimini Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nde Profesör Hemler atölyesinde tamamladı. Daha çok portre, büst ve mezar taşları üzerinde çalıştı ve tanındı. I. Dünya Savaşı’na topçu subayı olarak katıldı. 1925 yılında Atatürk anıtları yaptırılmak amacı ile Türk hükûmetinin davetlisi olarak Türkiye’ye geldi. 1938’e kadar on üç yıl Türkiye’de kalarak Atatürk heykelleri gerçekleştirdi. Atatürk, sanatçıyı köşkte misafir ederek hazırlayacağı tüm heykeller için kendisine poz vermiştir. Krippel, bu heykel ve anıtların ön çalışmaları ve taslaklarını Türkiye’de hazırladı. Bu taslaklardan tasarlanarak hazırlanan heykel kalıpları, sanatçının Viyana’daki atölyesinde üretildi ve Viyana Birleşik Maden işletmelerinde bronza döküldü. Bu heykeller daha sonra parçalar halinde Türkiye’ye getirildi ve yerlerinde monte edildi. Sanatçı, Viyana’ya dönmeden Ulus’ta Martin Elsaesser tarafından projelendirilerek inşa edilen Sümerbank binasında taştan bir Atatürk heykeli gerçekleştirdi ve 1938 yılında yeniden Türkiye’ye gelebilmek umudu ile Viyana’ya döndü. Krippel, II. Dünya Savaşı’nın başlaması nedeni ile bir daha Türkiye’ye dönemedi ve 5 Nisan 1945’te Viyana’da bir mide ameliyatı sonrası hayatı sona erdi.

1

dk.

Ca’ber Kalesi’nin yakınlarındaki türbede yatan Süleyman Şah kimdir?

29 Haziran 2021

Ca’ber Kalesi’nin yakınlarındaki türbede yatan Süleyman Şah kimdir?

20 Ekim 1921’de TBMM hükümetiyle Fransa hükümeti arasında imzalanan Ankara İtilâfnâmesi’nin dokuzuncu maddesi gereğince Ca’ber Kalesi ve kuzey batı eteklerindeki “Türk mezarı” diye anılan türbenin bulunduğu bölge (8.797 m2), Anadolu Türkleri için manevî bir önemi olmasından dolayı Türkiye’ye bırakıldı. Türkiye Cumhuriyeti toprağı sayılan bu bölgede bulunan jandarma karakolu Türk bayrağını dalgalandırmaktaydı. 1974’te Tabya barajının suları altında kalacağı anlaşılan mezar, Suriye ile yapılan antlaşma uyarınca kuzeydeki Karakozak mevkiine nakledilerek, yeni bir türbe yapıldı. Burada yatan Süleyman Şah’ın kim olduğu belli değildir. Aşıkpaşazâde, Neşrî, Oruç gibi bazı Osmanlı tarihçileri Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah’ın, Urfa tarafında bulunduktan sonra Fırat’ı geçerken boğulduğunu ve Ca’ber Kalesi’ne gömüldüğünü anlatırlar. Enverî ise bu Süleyman Şah’ın, Türkiye Selçukluları’nın kurucusu olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah olduğunu belirtir. Selçuklu tarihinin önemli uzmanlarından Osman Turan ise Ca’ber Kalesi’nde yatan kişinin Kutalmışoğlu Süleyman Şah olmadığını belirtir. Kutalmışoğlu’nun mezarı Halep Kapısı’ndadır ve o öldüğünde Ca’ber Kalesi Selçuklular’ın eline geçmemişti. Osmanlı tarihlerindeki nehri geçerken boğulma ile ilgili rivayetler de Süleyman Şah’a değil, oğlu Kılıçarslan’ın Habur Irmağı’nda boğulmasına uygundur. Anadolu’nun fatihleri olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Kılıçarslan hakkındaki Anadolu Türkleri arasında yaşayan hatıralar Osmanlılar’a intikal etmiş, bu yüzden bazı Osmanlı tarihçileri Süleyman Şah’ı kendi cedleri gibi kabul etmişlerdir. Ancak son yapılan araştırmalara göre Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah değil, Gündüz Alp isimli birisidir. Enverî, Karamanlı Mehmed Paşa, Ahmedî gibi Osmanlı tarihçileri Osman Gazi’nin dedesi olarak Gündüz Alp ismini verirler. Öyleyse Ca’ber Kalesi’nde yatan kimdir? Bu sorunun cevabını bugün için verebilecek durumda değiliz. Belki de burada yatan Süleyman Şah, Osmanlılar’ın atalarından birisidir. Orhan Bey’in oğluna Süleyman adını vermesi, ataları arasında bu isimde birinin olabileceğini düşündürtmektedir.

1

dk.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski kimdir?

27 Şubat 2022

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski kimdir?

Ukrayna Anayasası'nın 102. maddesine göre, Ukrayna Cumhurbaşkanı devlet başkanı, devlet egemenliği, Ukrayna'nın toprak bütünlüğü, Ukrayna Anayasası'na uyulması, insan ve sivil haklar ve özgürlüklerin garantisidir. Ukrayna Anayasası ve Ukrayna yasalarına dayanarak ve bunlara göre, Cumhurbaşkanı Ukrayna topraklarını bağlayıcı kararlar ve emirler çıkarır. 2019 Ukrayna cumhurbaşkanlığı seçimi sonucunda Volodımır Zelenskyi, 20 Mayıs 2019'dan beri Ukrayna'nın başkanıdır. Ukrayna Cumhurbaşkanı, senarist, oyuncu ve yönetmendir. Aday olduğu 2019 Ukrayna cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura kaldı ve kazandı. Adaylığını açıkladığı 31 Aralık 2018'den altı ay öncesinde yapılan anketlerde bile adı ilk sıralarda geçiyordu. Zelenski 2015'te Halkın Hizmetkârı adlı televizyon dizisinde Ukrayna cumhurbaşkanını canlandırdı. Halkın Hizmetkârı partisi ise Mart 2018'de dizinin yapımcı şirketi Kvartal 95 tarafından kuruldu. Zelenski, 25 Ocak 1978'de Yahudi bir ailede doğdu. Babası Oleksandr Zelenski Kriviy Rig Ekonomi Enstitüsü'nde profesör olarak çalışırken annesi Rimma Zelenska mühendistir. Liseye başlamadan önce babasının işi nedeniyle dört yıl Moğolistan'ın Erdenet şehrinde yaşadı. Kiev Ulusal Ekonomi Üniversitesi'nin Kriviy Rig kampüsünde hukuk eğitimi aldı ancak profesyonel olarak bu alanda çalışmadı. Zelenski, 2015'te Halkın Hizmetkârı adlı televizyon dizisinde Ukrayna cumhurbaşkanını canlandırdı. Dizide canlandırdığı karakter, bir viral videoda yolsuzluk karşıtı açıklamalar yaptıktan sonra cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan otuzlu yaşlarında bir lise tarih öğretmeniydi. Zelenski, 2013-2014 Yevromaydan hareketini, Donbass Savaşı sırasında da Ukrayna Ordusu'nu destekledi. Ağustos 2014'te Ukrayna Kültür Bakanlığı'nın Rus sanatçıların ülkeye girişini yasaklama kararına karşı çıktı. 2018'de başrolünde yer aldığı romantik komedi filmi Love in the Big City 2 ülkede yasaklandı. Halkın Hizmetkârı partisi Mart 2018'de aynı adlı dizinin yapımcı şirketi Kvartal 95 çalışanları tarafından kuruldu. Zelenski, Mart 2019'da Der Spiegel'e verdiği röportajda siyasetçilere olan güveni yeniden tesis etmek için siyasete girdiğini, "profesyonel, düzgün insanları yönetime getirmek" ve "siyaset kurumunun havasını olabildiğince değiştirmek" istediğini söyledi. Zelenski, 31 Aralık 2018'de 2019 Ukrayna cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olduğunu açıkladı. Adaylık açıklamasından altı ay öncesinde yapılan anketlerde bile Zelenski'nin adı ilk sıralarda geçiyordu. Kampanya dönemi boyunca Kvartal 95 ile gösterilere devam etti. Seçilmesi durumunda bir dönem başkanlık yapacağını açıkladı.

2

dk.

Osmanlı'nın ilk fotoğrafçıları Abdullah Biraderler kimdir?

29 Ocak 2022

Osmanlı'nın ilk fotoğrafçıları Abdullah Biraderler kimdir?

Osmanlı Devleti’nin ilk fotoğrafçıları olan Abdullah Biraderler 1. Meşrutiyet sonrası İstanbul’unu fotoğraflama faaliyetleriyle bilinirler. Bir dönem Abdullah Freser adıyla da bilinen Kevork ve Vichen kardeşlerin doğum yerleri Diyarkabır’dır. Kevork Venedik’te resim, kardeşi Vichen ise Osmanlı’nın başkenti İstanbul’da fildişi üzerine minyatür çalışmaları yaptı. Alman kimyager Rabach’ın açtığı fotoğrafhanede çalışmaları ise onlar için dönüm noktası oldu. Rabach’ın Almanya’ya dönüşü üzerine stüdyoyu devralan kardeşler kısa zamanda şöhret kazandılar. Bu ünleri onları 2. Abdülhamid tarafından saray fotoğrafçısı olarak atanmalarına vesile oldu. Saraydan gördükleri ilgi ve himaye karşısında ise Müslüman olarak Abdullah Biraderler adını aldılar. 1867 yılında Paris Uluslararası Fuarı’na katılan kardeşler, sınır ötesine açıldıkları bu ilk sergide İstanbul manzarasını içeren iki fotoğrafla onur mansiyonu aldılar. Bu dönemlerde İngiltere Kralı VII. Edward, Alman İmparatoru III. Fredrick, Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph ve birçok tanınmış kişilerin fotoğraflarını çektiler. Abdullah Biraderler birkaç kuşak boyunca, İstanbul’daki insan tipleri ve manzaralarını fotoğraflayarak belgelediler. Bu açıdan sanatla aktüaliteyi birleştiren belgesel anlamda ilk fotoğraf çeken sanatçılar oldular.

1

dk.

sanal tarih yeni logo (1).png
bottom of page