top of page
Gündelik Yaşam Tarihi
29 Nisan 2022
Tedavüldeki Banknotlarımızın Arka Yüzleri
1. Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı 5 Türk Lirası banknotunun arka yüzünde “güneş sistemi, atomun yapısı, DNA ve ilk çağ mağara resimleri” gibi motiflerle birlikte kompozisyon içinde Aydın Sayılı'nın da portresi yer alır. Aydın Sayılı, Türkiye’de bilim tarihinin yerleşmesinde önemli pay sahibidir. Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi üzerine doktora yapmış ve bu alanda bir ilke sahip olmuştur. Akademik çalışmalarının yanında, 1947’de Türk Tarih Kurumu üyeliğine seçilen Sayılı, Atatürk Kültür Merkezi başkanlığı da yaptı. Kopernik, Aristo, Farabi, İbni Sina ve bunun gibi birçok ünlü filozofla ilgili çalışmaları bulunan Sayılı, 1980’de UNESCO Uluslararası Yazar Editör Komitesi’ne seçilmiş ve üstün hizmetlerinden ötürü 1990’da UNESCO Ödülü’nü almıştır. 2. Ord. Prof. Dr. Cahit Arf Cahit Arf matematik dünyasındaki özgün çalışmalarıyla bilinir. 10 Türk Lirası banknotunun arka yüzünde Cahit Arf portresi ve matematikle alakalı simgeler kullanılmıştır. Başarılı akademik kariyeri sayesinde yurtdışındaki birçok üniversiteye misafir akademisyen olarak davet edilmiştir. Tübitak'ın kurulmasında emeği fazla olan Arf aynı zamanda Tübitak Bilim Kolu'nun ve Türk Matematik Derneği'nin başkanlığını yaptı.1974 Tübitak Bilim Ödülü'nün sahibidir. Hasse-Arf Teoremi adı ile bilinen teoremi matematik dünyasına kazandırdı. Her sene onun anısına ODTÜ'de sempozyum düzenlenmektedir. 3. Mimar Kemaleddin Beyazıt Camii'nin muhtemel mimarlarından Kemaleddin Bey ile isim benzerliği vardır. Asıl adı Ahmed Kemaleddin'dir. 20 Türk Lirası banknotunun arka yüzünde “Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası”nın çizgisel bir çalışması ve Mimar Kemaleddin'in bir portresi yer alır. Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti adı altında Türkiye'deki ilk meslek odasını kurmuştur. Ünlü Filibe Garı çalışması başarılı olunca Selanik ve Edirne Garı tasarımına imza atmıştır. Mescid-i Aksa'nın restorasyon çalışmaları için bir süre Kudüs'te kalmıştır. Bugün hala ayakta olan birçok yapıda onun imzası vardır. Mimari üzerine görüşlerini içeren notlarını, İlhan Tekeli 1997 yılında "Mimar Kemalettin'in Yazdıkları" ismiyle kitaplaştırmıştır. 4. Fatma Aliye Topuz Tarihçi Ahmet Cevdet Paşa'nın kızı ve İlk Osmanlı kadın feministlerden Emine Semiye'nin ablasıdır. 50 Türk Lirası banknotunun arka yüzünde “hokka, tüy kalem, kâğıt ve kitap” gibi figürler ile kadın zerafetini simgeleyen “çiçek” motifleri ve Fatma Aliye Topuz'un bir portresi yer alır. Türk edebiyatının ilk kadın romancısı olarak akla gelen ilk isimdir. İlk resmi kadın derneklerinden olan Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti'ni kurmuştur. Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin de ilk kadın üyesidir. Siyasete de atılan Fatma Aliye Topuz resmi tarihe muhalif görüşlerinden dolayı bir süre edebiyat dünyasından dışlanır. Günümüz yazarlarından Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ''Uzak Ülke'' isimli eseriyle Fatma Aliye Topuz'un biyografik romanını yazmıştır. 5. Buhurizade Mustafa Itri Çiçek ve meyve işleriyle meşgul olduğu için Itri mahlasını kullanıdığı rivayet edilir. 100 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde; notalar, kudüm ve ud gibi enstrümanlar ile Itri portresi bulunur. Mevlevi tarikatına katılmış ve sarayın fasıl heyetine girmiştir. Hâfız Post, Nasrullah Vakıf Halhali, Kasımpaşalı gibi dönemin ünlü isimleri onun ustaları arasındadır. Uzunca bir süre Enderun'da hocalık yapmıştır. Ünlü Segah bestesinin sahibidir. Padişahlara yakınlığından ötürü esirciler kethüdalığı yaparak o köleler sayesinde dünyanın başka yerlerindeki geleneksel müzik üzerine bilgiler edinmiştir. Unesco 2012 yılını Itri yılı ilan etmiştir. 6. Yunus Emre Doğumu, ölümü ve mezarı hakkında ihtilaflar vardır. 200 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde; anıt mezarı, dizelerinde yer verdiği gül motifi, barışı ve kardeşliği simgeleyen güvercin motifi ile felsefesini en iyi vurgulayan ‘Sevelim, Sevilelim’ dizesi ve Yunus Emre portresi bulunur. 14. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış bir şair, mutasavvıf ve erendir. Taptuk Emre'nin dervişidir. Arı bir dille yazdığı şiirlerinden dolayı Türkçe'yi en iyi kullanan şair olarak bilinir. Mevlana Celaleddin-i Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi Evran-ı Veli gibi ilim ve irfan önderleriyle birlikte Yunus Emre, Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşüncelerini, İslam tasavvufunu işleyerek yüceltmiştir. 1991 yılı UNESCO tarafından Yunus Emre'nin doğumunun 750. yılı olarak anılmıştır.
3
dk.
21 Mart 2022
Nevruz nedir?
Nevruz Bayramı ya da kısaca Nevruz Dünya çapında çeşitli halklar tarafından kutlanan geleneksel yeni yıl ya da doğanın uyanışı ve bahar bayramıdır. Yazılı olarak ilk kez 2. yüzyılda Pers kaynaklarında adı geçen Nevruz, İran ve Bahai takvimlerine göre yılın ilk gününü temsil eder. Günümüz İran'ında, her ne kadar İslami bir kökeni olmasa da bir şenlik olarak kutlanır. Bazı topluluklar bu bayramı 21 Mart'ta kutlarken, diğerleri Kuzey yarım kürede ilkbaharın başlamasını temsilen, 22 veya 23 Mart'ta kutlarlar. Aynı zamanda, Zerdüştlük, hem de Bahailer için de kutsal bir gündür ve tatil olarak kutlanır. Kürtlerde, Nevruz bayramının Kürt ve İran mitolojisindeki Demirci Kawa Efsanesi'ne dayandığına inanılır. Anadolu ve Orta Asya Türk halklarında da Göktürklerin Ergenekon'dan çıkışı anlamıyla ve baharın gelişi olarak kutlanır. 2010'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3000 yıldan beri kutlanmakta olan İran kökenli bu şenliği, Dünya Nevruz Bayramı ilan etmiştir. 28 Eylül-2 Ekim 2009 arasında Abu Dabi'de hükümetler arası toplanan Birleşmiş Milletler Manevi Kültür Mirası Koruma Kurulu, nevruzu Dünya Manevi Kültür Mirası Listesi 'ne dahil etmiştir. 2010'dan başlayarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 21 Mart'ı "Dünya Nevruz Bayramı" olarak kabul etmektedir.
1
dk.
18 Nisan 2022
İzmir’de Tarihe Doyacağınız 10 Mekan
İzmir’e gitmek istiyorsanız ancak nereye gideceğinizi bilemiyorsanız derlediğimiz gezi listesi tam size göre. Birbirinden önemli tarihi yapıları, arkeolojik eserleri ve tarihi şehirleri gezerek tarihe doyabileceğiniz listemiz hizmetinde. 1. Saat Kulesi İzmir denilince aklımızda ilk oluşan imge şüphesiz tarihi Saat Külesi’dir. Konak Meydanı’nda bulunan ve 1901 yılında II. Abdülhamit döneminde Alman mimarlar tarafından inşa edilen Saat Kulesi bu yönüyle resmi olmasa da İzmir’in gayriresmi sembolüdür. İzmir’i ziyaret edip anı fotoğrafı çekilmek isteyenlerin uğrak noktasıdır. Ha bu arada 25 metre uzunluğunda olan kulenin dört köşesinde birbirinden zarif çeşme de bulunmaktadır. 2. Tarihi Asansör Günümüzde asansör denen makinenin hayatımıza nasıl katkıda bulunduğunu biliyoruz. Ancak günümüz teknolojisiyle apartman asansörleri bizler için sıradandır. Bundan 100 yıl kadar önce uzun bayırın sonunda veya tepelik bir alanda oturduğunuzu düşünün. Ve buraya ulaşımı sağlamak için bir asansörün olduğunu düşleyin. Dönemine göre ileri bir teknoloji ve ferahlık olduğunda hemfikirizdir diye düşünüyoruz. İşte İzmir’in Karataş semtinde bulunan Tarihi Asansör 1907 yılında bu kolaylığı sağlamak için kuruldu. Mimarisi ve teknik yapısıyla dikkat çeken bu yapı yüzyılın başlarında Nesim Levi tarafından 155 basamaklı merdiveni çıkmakta zorlanan vatandaşlar için hayır amacıyla yapıldı. Bu yönüyle Nesim Levi Bey’in fazlasıyla sevaba girdiğini düşünüyoruz. Ziyaret etmeden geçmemenizi tavsiye ederiz. 3. Kadifekale İzmir’in en eski yerleşim alanlarından olan ve İzmir denilince akla gelen ilk yerlerden Kadife Kale, M.Ö. 4. yüzyılda kurulan kentte bugüne kadar varlığını koruyan önemli alanlardandır. O dönemden itibaren üzerinde kurulan farklı medeniyetlerin izlerini bünyesinde bulunduran alan Helen, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait kalıntılarla bezelidir. Ayrıca tepelik bir konumda bulunmasından dolayı da İzmir’i kapsayan eşsiz bir manzaraya sahiptir. 4. Kemeraltı Çarşı-pazar kültürünün halen daha canlılığını koruduğu, yüzyıllardır İzmir’de ticaretin odak noktası olan Kemeraltı, tarihi bir çarşı olmasının ötesinde geçmişte İzmir’in gözde yerleşim yerlerinden bir olarak konutların, ibadethanelerin ve diğer yaşam mekânlarının olduğu geniş bir alanı kapsar. Geleneksel ticari ilişkilerin yaşandığı ve daha çok yerlilere hizmet eden bu alanda Osmanlı Devleti’nin geleneksel “arasta” yapısını gözlemlemek mümkün. Ayrıca bu çarşıda Taşçılar içi, Mermerciler içi, Çiviciler içi, Şekerciler içi, Kavaflar içi, Kantarcılar içi, Yemiş Çarşısı gibi her sokağın isimle anıldığı, belli ürünlerde uzmanlaşmış yerler olduğunu görülebiliyor. Alışveriş yapmayı seviyorsanız ziyaret etmeden geçmemenizi tavsiye ederiz. 5. Agora Ören Yeri İddia ediyoruz! İzmir’de Agora Ören yerini gezerek tarihe doyacaksınız. Açık alan müzesi olarak faaliyet gösteren Agora Ören Yeri, M.S. 2. yüzyıl Roma Dönemi’nden kalmadır. Bu alan Hippodamos şehir planına göre merkeze yakın bir alanda üç katlı şeklinde inşa edildi. Ayrıca bu agora en iyi korunmuş agora olarak da ön plana çıkmaktadır. Ören yerinde Zeus sunağı, Tanrı Hermes, Dionysos, Eros, Herakles heykelinin yanı sıra pek çok erkek-kadın-hayvan heykeli, baş, kabartma, figürin vb. mermer, taş, kemik, cam, maden ve pişmiş topraktan eserler bulunmaktadır. 6. Efes Antik Kenti Bir zamanlar antik bir Yunan kenti olma özelliği taşıyan Efes Antik Kenti, Klasik Yunan döneminde İyonya’nın on iki şehrinden biriydi. İzmir’in yerleşim olarak en eski yerleşim yerlerinden biri olan bu alanın öz itibariyle kökeni M.Ö. 6000 gibi oldukça eski yıllara dayanır. Efes pek çok din ve ırktan insana ev sahipliği yapıyordu. Buradaki hoşgörü ortamına güvenen Aziz Yuhanna takriben MS. 36 yılında İsa’nın kendisine emanet ettiği annesi Meryem’i, İsa’nın Kudüs’te çarmıha gerilişinin ardından güvende olması için buraya getiriyor. Bugün Meryem Ana’nın yaşadığı ev dünyanın dört bir köşesinden gelen Hristiyanlar tarafından ziyaret edilen bir hac noktası. Helenistik çağda en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, günümüzde tarih severlerin mutlaka gezip görmesi gereken yerler arasında. 7. Meryem Ana Evi Meryem Ana Kilisesi olarak da bilinen Meryem Ana Evi tarihi ve dini değerleri bir arada taşıyan müstesna bir yapı olarak karşımıza çıkar. Efes civarında bulunan bu yapıya dair, Hz. Meryem’in Aziz John tarafından bu taş eve getirildiği ve cennete alınışına kadar burada yaşadığı inancı hakimdir. Bu nedenle de Katolikler bu alanı hacı olmak amacıyla düzenli olarak ziyaret eder. Tarihi ve manevi yönü ağır basan bu yapı Katolik hacılarla birlikte evrensel bir değer olarak her türlü inanca mensup ziyaretçilerini bekliyor. 8. St. Polycarp Kilisesi Büyük bir tarihsel derinliğe sahip İzmir şehrinin en eski dinsel yapılarından biri olan Polyvarp Kilisesi, Hristiyanlarca kutsal kabul edilen Küçük Asya'nın en ünlü yedi kilisesinden biridir. Osmanlı’nın farklı inançlara saygısının bir temsili olarak Kanuni Sultan Süleyman’ın özel izniyle 1630 yılında inşa edilen yapı, görkemli mimarisi ve iç yapısıyla ziyaretçileri kendisine hayran bırakıyor. 1688 İzmir depreminde ve daha sonra meydana gelen yangında hasar gördü. 1690-1691'de onarım geçirdi. 1763'teki yangında zarar gören kilisenin manastırı yok oldu. 1775'te Fransa Kralı XVI. Louis'nin katkısıyla restore edilen ve bir manastır ile mezarlık eklenen kilise, üç nefli bir bazilika hâline getirildi. 1820'de XIII. Louis onuruna kiliseye mermer bir plaka asıldı. 1892-1989 arasında gerçekleştirilen restorasyon sırasında şapellerin eklendiği kilise, Fransız mimar Raymond Charles Péré tarafından yapılan ve Polikarp'ın hayatını anlatan fresklerle dekore edildi. 1922 İzmir Yangını sonucu yıkılmaya yüz tuttu ve 1929'da yeniden inşa edildi. Ekim 2020'deki Ege Denizi depremi kilisede hasara neden oldu. Taş ve tuğla kullanılarak inşa edilen Aziz Polikarp Kilisesi, günümüzde üç nefi olan dikdörtgen bir bazilikadır. Doğu-batı doğrultusunda konumlanmıştır. Kilisenin güneybatısında sekizgen gövdeli bir çan kulesi vardır. 9. İzmir Arkeoloji Müzesi Tarih seyahati için İzmir’e gitmişken İzmir Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret etmeden olmaz. Birbirinden kıymetli eşyaları, seramik eşyaları ve taş eserleri bünyesinde barındıran müze, yönetiminin belirlediği saat ve gün aralarında misafirlerini ağırlamaya devam ediyor. Bayraklı (Smyrna), Efes, Bergama, Milet, Klazomenai, Teos ve İasos gibi Ege Bölgesi çeşitli bölgelerinde kazılarda ortaya çıkarılan ve Batı Anadolu tarihine ışık tutan buluntular müzede ve müze bahçesinde sergilenir. Taş Eserler Salonu, küçük bir Hazine Odası ve Ekrem Akurgal Seramik Eserler Salonu'ndan meydana gelmektedir. Taş eserler salonunda Roma dönemi ağırlıklı kadın ve erkek heykelleri mevcuttur. Dikkat çeken eserler arasında sağlık tanrısı Hygieia'nın tasviri büstü ve Bronz Koşan Atlet bulunmaktadır. Hazine Odasında ise Osmanlı ve Roma dönemlerinden kalma sikkeler kronolojik olarak sıralanmaktadır. Karşısında ise oldukça eski bir binada İzmir Etnografya Müzesi bulunmaktadır. Genel olarak üç katlı müze binasının ikinci ve üçüncü katlarında sergileme salonları, birinci katta idari bölümler, zemin katında, tüm eserlerin ayrı kategorilerde korunup saklandığı eser depoları, restorasyon laboratuvarı, kütüphane yer alır. 10. Hisar Camii Ege’nin incisi İzmir’in en büyük ve gösterişli camisi olarak bilinen Hisar Camii 1592 yılından beri Müslümanlara ibadethane olarak hizmet ediyor. Kalem işi süslemeler, hattatlar tarafından işlenmiş panolar ve mihrap-mimber işçiliği ile Türk sanat zevkini bizlere fazlasıyla hissettiren bu yapı bugünkü Kemeraltı çarşısında, Hisarönü mevkiindedir.
4
dk.
23 Ocak 2022
Osmanlı'da Bir Eğitim Geleneği: Amin Alayı
Osmanlı döneminde çocukların eğitime başlaması oldukça kıymetli bir andı. Bu önemli anın kıymetini arttırmak ve eğitime verilen anlamı daha özendirici kılmak adına da çocuğun okula başladığı ilk gün büyük törenler yapılır, bütün mahalle dolaşılıp eğlenerek eğitime başlanırdı. Bu etkinliğin adı ise Amin Alayı’ydı. 1. Osmanlı’da eğitimin ilk adımı olan Amin Alayı önemliydi, çünkü… Amin Alayı’nın ne olduğu ve nasıl düzenlendiği gibi konulara değinmek elbette önemlidir. Ancak bu konulara geçmeden evvel, Osmanlı’da eğitime başlamanın önemli bir folklorik unsuru olan Amin Alayı’nı neden kaleme alma ihtiyacı hissettiğimizi aktarmak bizce daha önemli. O halde başlayalım. Öncelikle Amin Alayı’nın Osmanlı’da okul eğitime başlayacak çocuklar hatta yetişkinler için okul bilincinin oluşmasını sağlayan önemli bir gelenek olduğunu söylemek gerekir. Bugün dahi eğitim hayatına başlayan öğrencilerin en tedirgin olduğu, ağladığı, annelerinden ayrılamadığı ilk gün tedirginliğini atlatmak, çocuğu okula ve eğitime ısındırmak maksadıyla düzenlenen, pedagojik açıdan oldukça değerli ve örnek alınası bir etkinliğin icra edilişi çağına göre oldukça kıymetli. Haliyle böylesi bir tarihsel aktiviteyi okurlarımıza aktarmak da bizim için ayrıca kıymetli. 2. Amin Alayı geleneğinin ortaya çıkışı Var olan her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi Osmanlı’da eğitime başlamanın önemli bir folklorik unsuru olan Amin Alayı’nın da elbette bir ortaya çıkış süreci bulunmaktadır. Ancak bu geleneksel etkinliğin tam olarak ne zaman ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir. Tören sırasında okunan ilahiler ve çocukların yüksek sesle “amin” diye bağırmalarından dolayı halk arasında Amin Alayı olarak nitelendirilen bu tören aynı zamanda “Bed-i besmele Cemiyeti” olarak da bilinmektedir. Tören genellikle pazartesi, perşembe veya kandil günlerinde düzenlenirdi. 3. Çocukların okula başlaması ve Amin Alayı’nın düzenlenişi sosyo-ekonomik duruma göre değişiklik göstermekteydi Kişinin sosyoekonomik yapısı hayatının birçok noktasında kişiler arasında farklılaşmaya neden olduğu gibi bu suni ayrım kendini Osmanlı’da çocukların okula başlayışlarında ve Amin Alayı’nın düzenleniş şeklinde de göstermeyi sürdürdü. Bu hususta öncelikle Amin Alayı’na katılan öğrencilerin çoğunlukla varlıklı ailelerden olduğunu belirtmek gerekir. Bununla birlikte okula başlayan çocuk eğer bir tarikat şeyhinin çocuğu ise Amin Alayı’na dair düzen bu detayla birlikte yeniden şekillenirdi. Amin Alayı’na tarikatın sancağı ile dervişleri de katılır, ilahiler arasında zikirler çekilir ve tarikat ayini yapılırdı. Tarihçi Haluk Şehsuvaroğlu ise okula başlama törenlerini içeren bir yazısında bu durumu şu şekilde betimlemektedir: “… Çocuk fakir bir aileye mensup babası, anası yahut velisi tarafından civardaki mahalle mektebine götürülür, hocanın eli öptürülür ve okuyup yazmak öğretilmesi rica edilirdi. Orta halli ailelerde çocuk giydirilir, kuşatılır erkek ise fesine, kızsa saçlarına elmas, inci gibi süsler, boynuna şal ve klaptanlı bir cüz kesesi takılır, akraba ve tanıdıklarla beraber mektebe gidilir ve çocuk derse başlatılırdı. Hoca duasını eder, yeni talebenin velisi mektepteki çocuklara ikişer, üçer kuruş, hoca ile mübassıra, kalfaya ucuna birkaç mecidiye bağlanmış birer mendil verilirdi. Zengin çocukların törene başlaması ise bir merasime tabi idi…” 4. Tören nasıl gerçekleşiyordu? Eğitime başlangıç sürecinde heves arttırıcı bir etkinlik olarak karşımıza çıkan Amin Alayı’nın icra ediliş sürecini iki aşamada incelemek mümkün. İlk aşamada okul heyetince çocuk evden alınır ve mahallede gezdirilir. Etkinliğe dahil olan topluluğun en önünde ilahiciler bulunurken, arka tarafta ise sıraya dizilen ve edilen dualara amin diyerek eşlik eden çocuklar bulunurdu. Alayın yaklaştığını gören çocuk ve yakınları dışarı çıkar ve çocuk kendisi için hazırlanan faytona ya da midilliye bindirilirdi. Çocuk evinden alındıktan sonra ise ilahicibaşı gür bir sesle ilahiyi söylemeye koyulurdu. İlahicibaşı ilahinin ikinci mısrasını okuduktan sonra ise öğrenciler durarak amin diye bağırırdı. Amin Alayı bu şekilde önceden belirlenen mahalleleri dolaştıktan sonra çocuğun evinin kapısına giderek ilahiler okunup gülbenk denilen dualar edildikten sonra sona ererdi. Alaya katılan bütün kişiler çocuğun evine girerdi. İşin en son noktasında ise alaya yemek ya da lokma dağıtılır, hediyelerin verilmesi faslına geçilerek konukların ağırlanması tamamlanırdı. Törene katılan çocuklardan amincilere ve onlardan daha fazla miktarda ilahicilere para verilmekte, hoca ve kalfaya hem para hem de cübbelik ya da mintanlık kumaş hediye edilmesi bu adetler arasında yer almaktadır. Küçük bir not: Bu süreçte çocuk ilk dersini okulda aldığı gibi bazen de evde alırdı. 5. Alayda ilahi söyleme geleneği II. Abdülhamid döneminde kaldırıldı Amin Alaylarının vazgeçilmezi olan ilahiler, bu alayların eğitime heves kattığı ilk dönemlerden itibaren ayrılmaz bir bütünü haline geldi. Ancak bu ilahiler, II. Abdülhamit devrinde yasaklandı ve yerine “Padişahım çok yaşa” diye biten bazı neşideler okutulmaya başlandı. 6. Pedagojik açıdan büyük öneme sahiptir Birçok bilim dalı gibi kendisine 20. yüzyılda araştırma sahası bulmaya başlayan ve çocukların duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimleri üzerine araştırma yapan pedagoji bilimine dair Osmanlı’daki izleri bu tarihten çok daha önce görmek mümkün. Özellikle de eğitimde pedagojik eğilimlerin en çok ön plana çıktığı uygulama Amin Alayı’dır. Bu etkinliklerin pedagojik değer taşıdığı ve bilhassa çocuklarda önemli derecede okuma arzusu uyandırdığı konu üzerine kaleme alınan metinlerde açıkça görülmektedir. Kaynakça Mustafa Öcal, Amin Alayı, Diyanet İslam Ansiklopedisi, 1991, cilt.3 sf.63 Mehmet Üstünipek, Şeyda Üstünipek, Amin Alayı ve Resimlerde Ele Alınışı, Art-Sanat Dergisi, Sayı.1, 2014 Münire Baysan, Kütahya’da Bedi Besmele ya da Amin Alayı Geleneği, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı.62, 2017 Yavuz Demirtaş, 19. Yüzyıl İstanbul Sosyal Hayatında Dini Musiki, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt.13, Sayı,2, 2008
3
dk.
4 Nisan 2022
Orta Çağ’da Cadılar neden kadınlarla özdeşleşti?
Bu konuda özellikle Cadı–Kadın eşleşmesinde aslında antikçağlardan beri süre gelen batıl inançların büyük etkisi vardır. Eskiden beri kadınlar, yaşanılan tüm felaketlerin sebebi ve Tanrı’nın laneti olarak görülmekteydi. Hatta tüm olumsuzluklar, kendini şeytana adayan cadıların bir işareti olarak kabul edilmekteydi. Bu noktada büyü ve kadın da birbiriyle özdeşleşmiş olup bunun temelini oluşturmuştu. Bu da o dönemlerde kötülüklerden ve hastalıklardan arınmak için ak büyü ile bitkilerin şifasına başvuran kadınların yakılması gibi çok üzücü olan kanlı olaylara zemin hazırlamıştır. Yani büyü ve kadın, batıl inançların bir bütünü olarak görülmekteydi.
“Malleus Maleficarum” adlı eser, Engizisyon döneminde cadı avcılarına yol göstermeyi amaçlamaktaydı. Bu eserdeki tüm soru ve cevaplar ile şeytan ve kadın birlikteliği ve dönemin kadın düşmanlığı yansıtılmaktadır. Şöyle ki; kadınları düşündüğümüzde ilk akla gelen neden böyle bir hainliğin erkekten çok daha kırılgan bir cinsiyette arandığı ve özellikle batıl inanç ve büyücülük konusunda kadınların seçildiğidir. Tüm bunların sebebi, kadınların zayıf varlıklar olarak görülmeleridir. Yaratılış olarak sahip oldukları farklılıklar, onların zayıflığı olarak kabul edilmiştir. Çünkü genel anlamda toplum, eril bir yapıdadır.
Kutsal Kitap İncil de bile “Efsuncu kadını yaşatmayacaksın” ya da Timotheus’a I.Mektup’ta yer alan “Kadın, kesinlikle birine bağımlı olarak sessizce öğrensin. Kadının öğretmesine ya da erkeğe egemen olmasına izin vermem. Kadın, sessiz kalmalıdır. Çünkü önce Adem yaratıldı, sonra Havva. Üstelik Adem kandırılmadı; ama kadın, kandırılarak suç işledi” tarzındaki ifadeler, kadının toplumdaki yerine ve acizliğine kanıt olarak görülmüştür. Cadı avı olarak adlandırılan dönemlerde XI.-XVIII. yüzyıllar arasında pek çok kadın, bu yüzden mahkûm edilmiştir. Orta Çağ’daki Cadı Avı süreci de çok sayıda yoksul ve savunmasız kadınının şeytanın kölesi olarak ölüme yürümesine neden olmuştur.
1
dk.
bottom of page
.png)




