top of page
Gündem
29 Ekim 2024
28 Ekim 1923 akşamı neler yaşandı?
28 Ekim 1923 akşamı, Mustafa Kemal’in İzmir'den Ankara'ya gelmesiyle birlikte cumhuriyetin ilanına giden önemli olaylar yaşandı. Mustafa Kemal, İzmir'den Ankara'ya doğru yola çıktı. Bu yolculuk sırasında, cumhuriyetin ilanı konusunda fikirlerini netleştirdiği ve planlarını şekillendirdiği bilinmektedir. 28 Ekim gecesi Ankara'ya ulaştığında, Çankaya Köşkü'ne geldi. Burada İsmet İnönü, Fethi Okyar ve bazı bakanlarla birlikte cumhuriyetin ilanı hakkında son hazırlıkları yaptı. Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü'nde bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda, hükümet şeklinin cumhuriyet olarak değiştirilmesi kararını kesinleştirdi. Bu toplantıda, mevcut hükümet sisteminin saltanat ve hilafet odaklı yapısından kurtulup daha modern ve halka dayalı bir yönetim biçimine geçilmesi gerektiği konuşuldu. Toplantıdan sonra, ertesi gün yapılacak TBMM oturumunda bu kararların yasallaşması için gerekli hazırlıklar yapıldı. Mustafa Kemal, İsmet İnönü'ye yasa tasarısını hazırlama görevini verdi. Bu olaylar, 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin resmen ilan edilmesine öncülük etti. Bu tarihi akşam, Türkiye'nin modernleşme ve demokratikleşme yolunda önemli bir dönüm noktasını teşkil eder.
1
dk.
25 Ekim 2024
Kartaca (Pön) Savaşları nasıl gelişti?
Kartaca savaşları, ya da daha bilinen adıyla Pön Savaşları, MÖ 264 ile MÖ 146 yılları arasında Roma Cumhuriyeti ve Kartaca arasında gerçekleşen üç büyük savaş dizisidir. Bu savaşlar, Akdeniz'in kontrolü için yapılmış ve döneminin en geniş çaplı savaşları olarak kabul edilir. İşte bu savaşlara dair temel bilgileri sizlerle paylaştık. Birinci Pön Savaşı (MÖ 264-241) Nedenleri: Sicilya'nın kontrolü üzerine çıkmıştır. Messana (bugünkü Messina) şehri üzerindeki hakimiyet mücadelesi savaşı tetiklemiştir. Sonuçları: Roma, Kartaca'nın deniz gücüne rağmen, donanma konusunda kendini geliştirerek savaşı kazanmış ve Sicilya'yı ele geçirmiştir. Ayrıca, Kartaca Roma'ya savaş tazminatı ödemek zorunda kalmıştır. İkinci Pön Savaşı (MÖ 218-201) Nedenleri: İspanya'daki Kartaca yayılması ve Hannibal'in İtalya'ya yürüyüşü ile başlamıştır. Hannibal, Alpleri geçerek İtalya'ya sürpriz bir saldırı yapmıştır. Önemli Olaylar: Hannibal'in Cannae Muharebesi'ndeki (MÖ 216) ezici zaferi Roma için büyük bir yenilgi olmuştur. Ancak, Roma'nın stratejik sabrı ve Fabian taktiği (direkt çatışmadan kaçınma) sonucu, Hannibal İtalya'da tutunamadı ve geri çağrıldı. Sonuçları: Roma, Kartaca'nın gücünü kırmış, İspanya'yı ele geçirmiş ve Kartaca'yı ciddi bir savaş tazminatına mahkum etmiştir. Kartaca artık bir Akdeniz gücü olmaktan çıkmıştır. Üçüncü Pön Savaşı (MÖ 149-146): Nedenleri: Roma'nın, Kartaca'nın tekrar güçlenmesinden endişe duyması ve Kartaca'nın Roma'ya ödemesi gereken tazminatı aksatması üzerine çıkmıştır. Sonuçları: Roma, Kartaca şehrini tamamen yıkmış, halkını köle olarak satmış ve şehir topraklarına tuz ekerek bir daha yerleşim kurulamayacak hale getirmiştir. Bu savaşla Kartaca medeniyeti son bulmuştur. Bu savaşlar, Roma'nın Akdeniz'deki hakimiyetini pekiştirmiş ve Roma'yı tartışmasız bir süper güç haline getirmiştir.
1
dk.
12 Temmuz 2024
Bizans İmparatoru Herakleios ve İslam ilişkisi nasıldı?
Herakleios veya Heraklius, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun 610 - 641 yılları arasındaki imparatorudur. İslamiyet'in ortaya çıkışı ve yayılışı sırasında Bizans tahtında yer alması bakımından önemli görülmektedir. Herakleios'un döneminde İslam peygamberi Muhammed, Arabistan'ın birliğini sağlamayı başarmıştı. Hatta Muhammed peygamber, kendisine Dihye adındaki bir elçi aracılığıyla bir İslam'a davet mektubu gönderdi ancak Herakleios teklifi reddetti. 629 yılında, Muhammed peygamberin Bizans İmparatorluğu'na bağlı Busra kentinin valisine gönderdiği İslam'a davet mektubunu taşıyan elçi, Bizanslılar tarafından öldürülünce Muhammed peygamber, Busra valisi Şürahbil'in üzerine bir ordu göndermeye karar verdi. İmparator Herakleios da Konstantinopolis'ten büyük bir ordu hazırlayıp Müslümanların üzerine yürüyünce 629 yılında Mute Muharebesi yapıldı. Muhammed peygamber, bu savaş için Müslüman ordusunun başına kumandan olarak Zeyd bin Harise'yi tayin etti. 632 yılında Muhammed peygamberin ölümünden sonra Müslümanlar, Ömer bin Hattab önderliğinde 634'te Filistin ve Suriye'ye saldırdıklarında İmparator, savaşa gidemeyecek kadar hastaydı. 636'da gerçekleşen Yermük Savaşı'nda, Herakleios komutasındaki kalabalık Roma ordusu, Müslüman kumandan Halid bin Velid tarafından bozguna uğratıldı ve üç yıl içinde Suriye ve Filistin, Araplar tarafından ele geçirildi. Herakleios 641 yılında öldüğünde Mısır'ın da büyük bir kısmı elden çıkmıştı. Erken İslam ve Arap tarihlerinde Herakleios, uzun uzadıya tartışılan en popüler Roma imparatorudur. İslam'ın ortaya çıktığı dönemde Roma imparatoru olarak oynadığı rol nedeniyle, İslami hadis ve siyer gibi Arap edebiyatında anılır. Herakleios, Müslüman geleneğinde, yükselen İslami güçlerle doğrudan teması olan, büyük bir dindarlığın adil bir hükümdarı olarak görülüyor. 14. yüzyıl bilgini İbn Kesir daha da ileri giderek, "Herakleios en bilge adamlardan biriydi ve kralların en kararlı, kurnaz, derin ve düşünceli kişilerinden biriydi. Romalıları büyük bir liderlikle yönetti. Nadia Maria El-Cheikh ve Lawrence Conrad gibi tarihçiler, İslam tarihçilerinin, İslam'ı Hristiyanlıkla karşılaştırarak Herakleios'un İslam'ı "gerçek din" ve Muhammed'i onun peygamberi olarak kabul ettiğini iddia edecek kadar ileri gittiklerine dikkat çekiyorlar. İslam tarihçileri sık sık Herakleios'un Muhammed peygambere yazdığını iddia ettikleri bir mektuptan alıntı yaparlar: "Elçinizle birlikte mektubunuzu aldım ve Yeni Ahit'imizde bulunan Tanrı'nın elçisi olduğunuza tanıklık ediyorum. Meryem oğlu İsa sizi duyurdu." El-Cheikh'in bildirdiği Müslüman kaynaklara göre, imparatorluğun yönetici sınıfını kendi dinine döndürmeye çalıştı, ancak o kadar güçlü bir şekilde direndiler ki, rotasını tersine çevirdi ve sadece onların Hristiyanlığa olan inançlarını test ettiğini iddia etti. El-Cheikh, Herakleios'un bu anlatımlarının imparator hakkındaki tarihsel bilgimize çok az şey kattığını not eder; daha ziyade, Muhammed peygamberin bir peygamber olarak statüsünü meşrulaştırmaya çalışan İslami vaazlarının önemli bir parçasıdırlar. Batılı akademik tarihçilerin çoğu, bu tür gelenekleri taraflı, ilan edici ve çok az tarihsel değere sahip olarak görüyor. Ayrıca, Muhammed peygamber tarafından Herakleios'a gönderilen herhangi bir habercinin imparatorluk tarafından kabul edilmeyeceğini veya tanınmayacağını iddia ediyorlar. Kaegi'ye göre, İslami kaynaklar dışında Herakleios'un İslam'ı duyduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktur ve o ve danışmanlarının Müslümanları aslında Yahudilerin özel bir mezhebi olarak görmüş olmaları mümkündür.
2
dk.
2 Temmuz 2024
Madımak Katliamı'nın 31. yılı: 2 Temmuz 1993'te neler yaşandı?
2 Temmuz 1993, bir katliam tarihi olarak hafızalara kazındı. O gün, Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için Sivas'a giden aydın ve sanatçılardan 33'ü, kaldıkları otelin yakılması sonucu hayatını kaybetmişti. Olayda 2 otel görevlisi de yaşamını yitirmiş, 2 saldırgan da ölmüştü. Aydınlar, sanatçılar ve şairler 4 günlük şenlik programına katılmak, söyleşilere katılmak, kitaplarını imzalamak, şarkılarını söylemek için gitmişti Sivas'a. 1 Temmuz'da şenliğin açılışında konuşanlardan biri de yazar Aziz Nesin'di. Aziz Nesin, Behçet Aysan, Metin Altıok, Uğur Kaynar, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Asım Bezirci ve daha pek çok şair, yazar, sanatçı, düşünür şenlikler için kente gelmişti. 33 kişinin en yaşlısı 66 yaşındaki Asım Bezirci, en genci ise folklor gösterisi için Sivas'a giden 12 yaşındaki Koray Kaya'ydı. Katliamdan iki gün önce dağıtılan bir bildiri, 2 Temmuz'da neler yaşanacağının habercisi olmasa da, işaret gibiydi. Bildiride Aziz Nesin'in o sırada başyazarı olduğu Aydınlık gazetesinde yayımlanan Salman Rüşdi'nin "Şeytan Ayetleri" kitabından bahsedilmiş, Nesin hedef gösterilmişti. Bildiride dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin'in şenliklere ev sahipliği yapması eleştirilmiş, Nesin için "Şehirde adeta Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir" denmişti. 2 Temmuz 1993'te ne oldu? 2 Temmuz günü Cuma namazının ardından etkinliklerin yapıldığı kültür merkezinin önüne bir yürüyüş başladı. "Sivas laiklere mezar olacak" atılan sloganlardan biriydi. Saldırgan grubun bir kısmı yeni dikilen "Halk Ozanları" heykelini yıkıp, yerde sürüklerken; bir kısmı Valilik önünde Ahmet Karabilgin'i protesto etti. Valinin katliam sonrası İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği rapora göre, saldırganların sayısı her saat artmıştı. Yine aynı rapora göre, akşam saat 18.00'da Madımak Oteli'nin önünde o ana kadar hiçbir aşamada dağıtılmamış 15 bin kişi vardı. Otel önündeki araçlar ve sürüklenen heykel ateşe verilmiş, otelin camları kırılmıştı. Yaklaşık 2 saat sonra otel ateşe verildi, saldırgan kalabalık sloganlarına devam etti. Madımak Oteli'nin önünden çekim yapan İhlas Haber Ajansı'nın görüntülerinde otelin etrafını kuşatanların sloganları yanında sözleri de duyulmuştu. Biri otelin birinci katına çıkan saldırgana "Lan yakın" diye seslenirken, bir diğeri ilk alevin görünmesiyle "Cehennem ateşi işte!" diye seslenmişti. Kente davet edilen takviye kuvvetler ise zamanında gelmedi veya gelenler yetersizdi. 35 kişi otelde hayatını kaybetti. Turgut Özal'ın ölümünden sonra Cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel'in yerine göreve gelen Başbakan ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller görevi devralalı henüz bir hafta olmuştu. Çiller'in Madımak Oteli'nde yaşananların ardından söylediği sözler ise siyasi tarihin hafızasına yazıldı: "Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir." Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu ve Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olduğunu iddia ediyordu: "Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş... Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır... Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır." Dönemin başbakanı Tansu Çiller olaylar ardından, "Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir" açıklamasını yaptı. İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise Aziz Nesin'i hedef gösterdi: "Aziz Nesin'in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir." Temel Karamollaoğlu nasıl bir tavır sergiledi? Madımak Oteli'nden sağ kurtulan Aziz Nesin, dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu'nu "Gazanız mübarek olsun" diye bağırarak saldırgan grubu kışkırtmakla suçladı. O dönem bazı gazetelerde aracın üzerine çıkıp konuşma yapan ve daha sonra Nesin, itfaiye merdiveniyle otelden çıkartılırken onu tartaklayan bir kişinin fotoğrafları yayımlandı. Gazeteler, "provokatör" olarak nitelendirdikleri bu kişinin Belediye Başkanı Karamollaoğlu olduğunu öne sürdü. Karamollaoğlu, yangını başlatan kalabalığı azmettirdiği iddialarını hiçbir zaman kabul etmedi. Dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu bugün Saadet Partisi'nin Genel Başkanı. İlerleyen günlerde fotoğraflarda görülen ve halka "Gazanız mübarek olsun" sözlerini sarf eden kişinin Sivas Belediye Meclisi'nin Refah Partili üyesi Cafer Erçakmak olduğu ortaya çıktı. Karamollaoğlu'nun ilerleyen yıllarda, baştan itibaren olayları yatıştırmaya çalıştığını ve ölümlere çok üzüldüğünü söylemekle birlikte olayları katliam olarak nitelememesi ve oteldekilerin pencereleri açmamalarını vurgulaması tartışma yarattı. Karamollaoğlu, 24 Haziran seçimleri öncesinde Artı TV'de katıldığı programda Sivas'la ilgili bir soru üzerinde şunları söyleyecekti: "Katliam olarak vasıflandırmadım. Bu üzücü bir hadisedir. Bu, hakikaten çok acı olarak tarif edilir. Ancak; katliam demek kasıtlı olarak ben bu insanları öldürmek için şunu yaptım denirse olur. Onun adı katliam olur. Ama orada bir hadise meydana gelmiş; oteldeki perdeler yakılmış, arabalar yakılmış... Arkasında da ateş bacayı sarmış. İçeridekiler de, benim hâlâ anlayamadığım, pencereleri açmadıklarından dolayı insanlar ölmüş." İlk dava sürecinde ne oldu? Çeşitli mahkemelerde başlatılan soruşturmalar o dönem kapatılmamış olan Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) son buldu. Mahkeme ise görevsizlik kararı vererek dosyayı Yargıtay'a gönderdi. Yargıtay ise dosyaya bakması gereken yerin Ankara DGM olduğuna karar vererek dosyayı geri gönderdi. Ankara 1 Nolu DGM'ye sunulan iddianamede olayların nedeni, "şenliklere katılanlar" olarak gösterildi, Aziz Nesin'in varlığı "eylemin hazırlayıcı sebepleri" arasında sayıldı. İddianamede şu ifadeler yer alıyordu: "Hele hele Aziz Nesin'in İslam dinine karşı tutum, davranış ve açıklamaları, kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması, eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir." Eski DGM başsavcısı Nusret Demiral dava henüz sonuçlanmadan "Olayda örgüt yok, tahrik var" açıklaması yapmıştı. DGM Başsavcısı Nusret Demiral dava henüz sonuçlanmadan, "Olayda örgüt yok, tahrik var" açıklaması yaptı. Görülen davanın karar metninde de buna paralel bir yaklaşım göze çarpmıştı. Gerekçeli kararda Aziz Nesin vurgusu vardı: "...Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz Nesin'in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz Nesin'e yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz Nesin olmasına rağmen hedefte sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların…" Kararla birlikte 22 sanık hakkında 15'er yıl, 3 sanık hakkında 10'ar yıl, 54 sanık hakkında 3'er yıl, 6 sanık hakkında 2'şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Ancak bu karar temyiz edildi. Uzun süren hukuk süreci 2001 yılında sonuçlandı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin onadığı karar uyarınca, Cumhuriyet'e karşı örgütlü kalkışma girişiminde bulunan sanıklardan 33'ü ölüm cezası aldı; dördü 20 yıl, biri 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dava neden kapatıldı? Süren davalar, temyizler, müdahil avukatların talepleri yıllarca devam etti. Sivas Katliamı Davası 20 yılın ardından 2014'te zaman aşımı gerekçesiyle kapatıldı. Mağdur yakınları davanın zaman aşımına uğramasına tepki gösteriyor. Aralarında katliamda yakınlarını kaybedenlerin aileleri başta olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve partiler "insanlık suçlarında zaman aşımının kaldırılmasını" talep etti ancak talepleri bir karşılık bulmadı. Mahkeme Başkanı, "İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz ama bu suçu işleyenler kamu görevlisi değil sivil oldukları için davanın düşmesine karar verilmiştir" dedi. Karar üzerine dönemin başbakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun. Yıllar yılı içerde olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı" dedi. Erdoğan kararı ayrıca, "İdam kalktığı için 33 kişi ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum oldu. Bunlar hep gözden kaçıyor. Hedef saptırılıyor" diyerek yorumladı. Erdoğan ayrıca Sivas davasında mağdurlar olduğunu söyleyerek, "Sivas'a birçok gidişimde babalarının haksız yere, herhangi bir taksiratı olmadığı halde idama mahkum olduğu için ağlayan 15, 18, 19 yaşında kızlar var. Bunları göz ardı etmek suretiyle tek tarafa siyasi bir servis yapmayı doğru bulmuyorum. Gidip Ankara Adalet Sarayı'nın önünde gösteri yapmak suretiyle belli bir ideolojinin borazanlığını yapmanın doğru olduğuna inanmıyorum" diye konuştu. Sivas davası avukatlarından CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan zaman aşımı kararını temyiz etti. Dava sürecini BBC Türkçe'ye değerlendiren Sarıhan, "Bu olayın arkasındaki örgütlerin bulunmamış olması ve hiçbir zanlı hakkında gerekli aramanın yapılmamış oluşu bizi sadece olaydan sonra yakalanan insanlarla sınırlı bir davanın peşinde bıraktı. Bugün bu olayı yaratan örgütler bulunabilmiş değildir. Bu olayı yönlendirenler, tahrik edenler bulunmuş değildir. Bu nedenle tamamlanmamış bir dava ile karşı karşıyayız" diyor. Sivas ile ilgili "Yüreklerimiz Hâlâ Yangın Yeri" adlı araştırma kitabının yazarı Orhan Tüleylioğlu ise olanları "Sivas katliamı, Cumhuriyete, demokrasiye, özgür düşünceye ve en önemlisi insanın yaşama hakkına bir saldırıydı" şeklinde değerlendirdi. Sivas Katliamı'na ilişkin firari 3 sanığın yargılandığı son davada da karar 14 Eylül 2023'te çıktı. Mahkeme heyeti, davanın düşmesine karar verdi. Firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş'ın yargılandığı davada savcı 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın düşürülmesini talep etmişti. Son duruşma öncesi BBC Türkçe'ye konuşan avukatlar, dava konusunun insanlığa karşı suç olduğunu ve bu nedenle zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmemesi gerektiğini söylemişti. Katliamın yaşandığı Madımak Oteli'ne ne oldu? Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi Alevi örgütleri başta olmak üzere, her yıl olaylarla ilgili anma programı düzenleyen kurumlar, otelin 'Utanç Müzesi' olmasını talep ediyor. Ancak bu talep bugüne kadar hükümetler tarafından kabul edilmedi. Katliamı takip eden yıllarda otelin girişinde bir kebap lokantası açıldı. Bu, mağdur yakınlarının tepkisine neden oldu. Lokanta, tepkiler ardından 2009 yılında taşındı. Otel ise kamulaştırıldı, yenilendi ve 2011'de Bilim ve Kültür Merkezi olarak kullanıma açıldı. Merkezdeki anı köşesine, olaylarda ölen 33 aydın ve iki otel görevlisi yanında iki göstericinin de adının yer alması, katliam mağduru ailelerin tepkisini çekti. Sivas anmalarını düzenleyen kurumlar özellikle her yıl 2 Temmuz'da "Utanç Müzesi" taleplerini yineliyor. Kaynak: BBC News Türkçe
5
dk.
29 Ekim 2024
Cumhuriyet Bayramı’nın tarihsel arka planı ve önemi nedir?
Her yıl 29 Ekim'de kutladığımız Cumhuriyet Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ve modern Türkiye'nin doğuşunu simgeleyen, ulusal bilincimizin ve bağımsızlığımızın en önemli göstergelerinden biridir. Bu yazıda, Cumhuriyet Bayramı'nın tarihsel arka planını, önemini ve bugünkü anlamını inceleyeceğiz. Cumhuriyet Bayramı, 1923 yılında, Türkiye'nin yeni bir devlet yapısına kavuştuğu günü anmak için kutlanır. Osmanlı İmparatorluğu'nun ardından gelen bu yeni dönem, Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde gerçekleşen Kurtuluş Savaşı'nın başarısının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile başlar. 29 Ekim 1923 tarihinde, TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) saltanatı kaldırarak cumhuriyeti ilan etti ve bu, Türk milletinin kendi kaderini tayin etme iradesinin bir göstergesi oldu. Cumhuriyet'in Önemi Demokrasi ve Laiklik: Cumhuriyet'in ilanı ile Türkiye, saltanattan demokratik bir yönetim biçimine geçiş yapmış, laiklik ilkesi devletin temel taşlarından biri haline gelmiştir. Bu, din ve devlet işlerinin ayrılması anlamına gelir ve herkesin inanç özgürlüğünü güvence altına alır. Toplumsal Dönüşüm: Cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi değişikliği değil, aynı zamanda eğitimden kadın haklarına, hukuktan ekonomiye kadar pek çok alanda köklü reformların başlangıcı olmuştur. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması, eğitimde fırsat eşitliği, alfabe değişikliği gibi devrimler, Türkiye'nin modernleşme sürecinde önemli adımlardır. Milletin Egemenliği: Cumhuriyet, halkın kendi kendini yönetmesi ilkesini benimser. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesi, Türk halkının kendi kaderini belirleme hakkını tescillemiştir. Ulusal Birlik ve Beraberlik: Cumhuriyet Bayramı, Türkiye'nin dört bir yanında farklı kültürlerden, inançlardan gelen insanları bir araya getirir ve ulusal birlik duygusunu pekiştirir. Bu bayram, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ortak sevincidir. Günümüzde Cumhuriyet Bayramı, sadece tarihi bir olayı anmak değil, aynı zamanda demokrasiye, özgürlüğe ve barışa olan bağlılığın yeniden teyit edildiği bir gündür. Resmî törenlerin yanı sıra, konserler, geçit törenleri, fener alayları gibi çeşitli etkinliklerle kutlanır. Bu kutlamalar, genç nesillere Cumhuriyet'in değerlerini aktarmanın bir yolu olarak görülür. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda ülkenin geçmişine saygı, bugününe sorumluluk ve geleceğine umutla bakmanın bir ifadesidir. Bu bayram, bizlere bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün ve demokrasimizin ne kadar değerli olduğunu hatırlatır. Cumhuriyet'in kuruluş felsefesini anlamak ve bu değerleri korumak, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının görevidir.
2
dk.
15 Temmuz 2024
Geçmişten günümüze Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonları
Avrupa Futbol Şampiyonası, 1960'tan beri UEFA tarafından 4 yılda bir düzenlenen futbol turnuvasıdır. Orijinal adı Avrupa Uluslar Kupası adıyla kurulmuş olup, 1968 yılında şu anki ismini almıştır. Turnuva ülkelerin üst düzey millî futbol takımları arasında düzenlenir. Turnuvaya katılım göstermek için ev sahibi ülke dışında kalan takımlar ön eleme oynamak mecburiyetindedir. Avrupa Futbol şampiyonasını kazanan takım ayrıca FIFA Konfederasyonlar Kupasına katılma hakkı elde eder ancak bu turnuvaya katılım göstermek zorunlu değildir. Günümüze kadar oynanan 17 turnuvayı 10 farklı millî takım kazanmıştır: İspanya dört kez, Almanya üç kez, Fransa ve İtalya 2 kez, SSCB, Çekoslovakya, Hollanda, Danimarka, Yunanistan ve Portekiz birer kez turnuvayı birinci olarak tamamlayan ülkelerdir. 2008 ve 2012 yıllarında düzenlenen turnuvayı kazanma başarısı gösteren İspanya bu turnuvayı üst üste kazanabilen tek takım olma unvanını taşımaktadır. 1960 Avrupa Uluslar Kupası şampiyonu Sovyetler Birliği 1960 Avrupa Uluslar Kupası finali 10 Temmuz 1960'ta ilk Avrupa Futbol Şampiyonasına ev sahipliği yapan Fransa'nın başkenti Paris'te Sovyetler Birliği ile Yugoslavya arasında oynanan maçın normal süresi 1-1 tamamlanmış, Sovyetler Birliği, uzatmalarda Viktor Ponedelnik'in attığı golle kazanarak ilk Avrupa şampiyonu olmuştur. Dragoslav Šekularac ve Bora Kostić liderliğindeki Yugoslavlar, ilk yarıda daha etkili olan taraf oldu. Bu atakların bir sonucu olarak 43. dakikada Milan Galić'in yapılan ortaya vurduğu kafa, Yugoslavya'yı öne geçirdi. İkinci yarıda, Rus file bekçisi Lev Yaşin'in kritik kurtarışları SSCB'nin maça tutunmasını sağladı. İkinci yarının başında kaleciden dönen topu tamamlayan Slava Metreveli'nin beraberlik golü de Sovyet futbolcuların direncini arttırdı. Maçın normal süresi 1-1'lik skorla biterken, uzatma dakikalarında Viktor Ponedelnik'in attığı kafa golü, SSCB'nin ilk turnuvada kupaya uzanmasını sağladı. 1964 Avrupa Uluslar Kupası şampiyonu İspanya 1964 Avrupa Uluslar Kupası finali 21 Haziran 1964'te 2. Avrupa Futbol Şampiyonasına ev sahipliği yapan İspanya'nın başkenti Madrid'de ev sahibi İspanya ile Sovyetler Birliği arasında oynanan maçta İspanya, Jesús María Pereda ve Marcelino Martínez'in golleriyle maçı 2-1 kazanarak Avrupa şampiyonu olmuştur. José Villalonga'nın ekibi ve son şampiyon Sovyetler o dönemlerde favori gösterilen kadrolara sahip olsalar da 4 sene önce politik çatışmaların gölgesinde kalıp karşı karşıya gelememişlerdi. Maça son derece etkili başlayan İspanya, henüz 6. dakika geride kalırken Eduard Mudrik'in Luis Suárez'i kaçırması sonrasında oluşan pozisyonda Jesús Pereda'nın golüyle öne geçti. Ancak, İspanyolların bu sevinci kısa sürdü. Golden iki dakika sonra Ferran Olivella'nın kendisine yaptığı faul sonrasında frikik atışını kullanan Galimcan Hüseyinov, skora dengeyi getirdi. Bu golün ardından oyun başa baş devam etti. Sovyet savunma oyuncusu Albert Şesternev Pereda'yı düşürmesine rağmen penaltı çalınmadı ve bu pozisyona İspanyollar tarafından itiraz edildi. Maç boyunca orta sahada bir defansif oyuncuyla oynayan ve hücumda yaratıcılık eksikliği çeken Sovyetler karşısında, Suárez'in yeteneğiyle üstün gelen İspanya, Pereda'nın ortasında bitime altı dakika kala yaptığı kafa vuruşuyla ağları bulan Marcelino ile şampiyonluğu elde etmeyi başardı. 1968 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu İtalya 1968 Avrupa Futbol Şampiyonası finali, 8 ve 10 Haziran 1968'de 3. Avrupa Futbol Şampiyonasına ev sahipliği yapan İtalya'nın başkenti Roma'da ev sahibi İtalya ile Yugoslavya arasında oynanan maçlardır. İlk maç 1-1 beraberlikle bittiği için dönemin kuralları gereği ikinci bir maç yapıldı ve bu maçı 2-0 kazanan İtalya, Avrupa şampiyonu oldu. 1972 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu Batı Almanya 1972 Avrupa Futbol Şampiyonası finali 18 Haziran 1972'de 4. Avrupa Futbol Şampiyonasına ev sahipliği yapan Belçika'nın başkenti Brüksel'de Sovyetler Birliği ile Batı Almanya arasında oynanan maçta Batı Almanya, Gerd Müller ve Herbert Wimmer'in golleriyle maçı 3-0 kazanarak ilk kez Avrupa şampiyonu olmuştur. 1976 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu Çekoslovakya 1976 Avrupa Futbol Şampiyonası finali 20 Haziran 1976'da 5. Avrupa Futbol Şampiyonasına ev sahipliği yapan Yugoslavya'nın başkenti Belgrad'da Çekoslovakya ile Batı Almanya arasında oynanan maç. Normal süresi ve uzatmaları 2-2 biten maçın ardından penaltı vuruşlarına geçilmiş ve Çekoslovakya penaltı atışlarını 5-3 kazanarak şampiyon olmuştur. Tek penaltı kaçıran oyuncu Batı Alman Uli Hoeneß olmuştur. 1980 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu Batı Almanya 1980 Avrupa Futbol Şampiyonası finali 22 Haziran 1980'de 6. Avrupa Futbol Şampiyonasına ev sahipliği yapan İtalya'nın başkenti Roma'da Batı Almanya ile Belçika arasında oynanan maçta Batı Almanya, Horst Hrubesch'in 10 ve 88. dakikalarda attığı gollerle maçı 2-1 kazanarak Avrupa'nın en büyüğü oldu. 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu Fransa 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası finali 27 Haziran 1984'te 7. Avrupa Futbol Şampiyonasına ev sahipliği yapan Fransa'nın başkenti Paris'te ev sahibi Fransa ile İspanya arasında oynanan maçta Fransa, 57. dakikada Platini'nin frikik ve 90. dakikada Bruno Bellone'in attığı gollerle 2-0 kazanarak Avrupa'nın en büyüğü oldu. 1988 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu Hollanda 1988 Avrupa Futbol Şampiyonası finali 25 Haziran 1988'de 8. Avrupa Futbol Şampiyonasına ev sahipliği yapan Almanya'nın Münih şehrinde Sovyetler Birliği ile Hollanda arasında oynandı. Avrupa'nın en büyüğünün belirlendiği maçı Hollanda Gullit ve Van Bastenin attığı gollerle 2-0 kazandı. 1992 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu Danimarka 1992 Avrupa Futbol Şampiyonası finali, 26 Haziran 1992'de, 1992 Avrupa Futbol Şampiyonası'nın şampiyonunu belirlemek amacıyla İsveç'in Göteborg şehrindeki Ullevi Stadında Danimarka ile Almanya arasında oynanan futbol maçı. Maça hızlı başlayıp ilk dakikalarda Karl-Heinz Riedle, Stefan Reuter ve Guido Buchwald ile pozisyonlar bulan Almanya, kaleci Peter Schmeichel'ı geçemedi. 19. dakikada John Jensen, 47 milli maç sonra ilk golünü kaydetti ve Danimarka'yı 1-0 öne geçirdi. Bu dakikadan sonra oyunu soğutarak kontrolü ele geçiren Danimarka, Kim Vilfort ile 78. dakikada farkı ikiye çıkardı ve Danimarka şampiyonluğa ulaştı. 1996 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu Almanya 1996 Avrupa Futbol Şampiyonası finali 30 Haziran 1996'da 10. Avrupa Futbol Şampiyonası'nın şampiyonunu belirlemek amacıyla oynanan futbol maçı. Final karşılaşması İngiltere'nin başkenti Londra'daki Wembley Stadyumu'nda Çek Cumhuriyeti ile Almanya arasında oynandı. Finalde karşılaşan iki takım arasında oynanan grup maçında Çek Cumhuriyeti, Almanya'ya 2-0 kaybetmişti. 58. dakikada Matthias Sammer'in Karel Poborský'ye faul yapmasının ardından penaltı kazanan Çek Cumhuriyeti, Berger'in golüyle öne geçti. Mehmet Scholl'ün yerine oyuna giren Oliver Bierhoff, 72. dakikada beraberlik golünü kaydetti. 90 dakikası berabere tamamlanan maçta uzatmalara geçildi. 95. dakikada Jürgen Klinsmann'ın asisti ve Bierhoff vuruşuyla gelen altın gol, kupayı Almanya'nın kazandığını ilan etti. 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu Fransa 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası finali, 2 Temmuz 2000'de 11. Avrupa Futbol Şampiyonası'nın şampiyonunu belirlemek amacıyla oynanan futbol maçı. Hollanda'nın Rotterdam şehrindeki De Kuip Stadı'nda Fransa ile İtalya arasında oynanan maçı İsveçli hakem Anders Frisk yönetti. İtalya 55. dakikada Marco Delvecchio'nun ayağından bulduğu golle normal sürenin sonuna kadar maçı önde götürdü. Sylvain Wiltord 90+4'e attığı golle maçı İtalya'nın olmak üzere olan maçı uzatmalara götürdü. Fransa uzatmalarda David Trezeguet'nin attığı altın golle ikinci kez kupanın sahibi oldu. 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu Yunanistan 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası finali, Portekiz ile Yunanistan arasında 4 Temmuz 2004'te Lizbon'daki Işık Stadyumu'nda oynanan ve 2004 Avrupa Futbol Şampiyonasının şampiyonunu belirleyen maç. Grup aşamasında da A Grubu'nda karşılaşan iki takım, turnuvanın açılış maçında da karşılaşmıştı ve o maçı Yunanistan 2-1 kazanmıştı. Buna rağmen turnuvanın ev sahibi olan Portekiz bu maça favori olarak çıkmış ancak Yunanistan Angelos Charisteas'ın 57.dakikada attığı golle maçı 1-0 kazanmış ve büyük bir sürprize imza atarak 2004 Avrupa Futbol Şampiyonasının şampiyonu olmuştur. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu İspanya 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası finali, 29 Haziran 2008 tarihinde Ernst Happel Stadyumu'nda oynandı. İspanya, Almanya'yı Fernando Torres'in 33. dakikada attığı golle 1-0 mağlup ederek kupanın sahibi oldu. Almanya 1996 yılından beri Avrupa Futbol Şampiyonası'nda finale çıkamıyordu. 1996 yılından sonra ilk defa finale çıkma başarısını gösterdi. Almanya dördüncü Avrupa şampiyonluğunu ararken, takım kaptanı Michael Ballack, sakatlığına rağmen maça ilk onbirde başladı. David Villa sakatlığı nedeniyle sahada yer alamazken, yerine Cesc Fàbregas sahaya çıkan ilk onbire alındı. 38 yaşında bir Avrupa Şampiyonası finalinde sahada yer alan en yaşlı oyuncu olan Jens Lehmann, Andrés Iniesta'nın şutunda harika bir kurtarışa imza attı. Ancak dakikalar 38'i gösterirken, Xavi'nin harika pasında hareketlenen Torres, topun dibine vurdu ve kalecinin üzerinden topu aşırtarak filelerle buluşturmayı başardı. İspanya mücadelede farkı artırabilecek pozisyonlar yakaladı, fakat Almanlar da pes etmeyip golle sonuçlanmayan birçok pozisyona girdiler. Maçın son anlarında Daniel Güiza'nın pasında Marcos Senna skoru 2-0 yapma şansı yakaladı ancak başarılı olamadı. 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu İspanya 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası finali, 1 Temmuz 2012 tarihinde Ukrayna'nın başkenti Kiev'de bulunan Olimpiyat Stadyumu'nda oynanan 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası final maçı. Maç Portekiz'i eleyen İspanya ve Almanya'yı eleyen İtalya arasında oynandı. Bir önceki turnuvanın şampiyonu olan İspanya unvanını korumak, İtalya ise kırk dört yıl aradan sonra tekrar kupaya sahip olmak için mücadele etti. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası ve 2010 FIFA Dünya Kupası şampiyonu olan İspanya bu maçı da kazanarak arka arkaya üç büyük uluslararası turnuvada şampiyonluğa ulaşan ilk milli takım oldu. Ayrıca bu final şampiyona tarihinde aynı grupta yer alan takımların finalde karşı karşıya geldiği dördüncü şampiyona finalidir. Bu durum daha önce 1988, 1996 ve 2004'te yaşanmıştı. Finali kazanan takım 2013 FIFA Konfederasyonlar Kupası'na da direkt olarak katılım hakkı elde etmektedir. Ancak İspanya'nın 2010 FIFA Dünya Kupası şampiyonluğu dolayısıyla zaten kupaya direkt katılım hakkı bulunduğundan ötürü İtalya finalist olduğundan dolayı yenildiği halde FIFA Konfederasyonlar Kupası'na direkt olarak katıldı. 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu Portekiz UEFA Euro 2016 Finali, UEFA'nın millî takımlar düzeyinde dört yılda bir düzenlediği Avrupa Futbol Şampiyonası turnuvasının 15. edisyonu olan Euro 2016'nın final maçıdır. Final maçı 10 Temmuz 2016 tarihinde Paris'te bulunan Fransa Stadyumu'nda oynanmış ve Portekiz ile Fransa'yı karşı karşıya getirmiştir. Final maçı 75.688 seyirci tarafından takip edildi ve İngiliz hakem Mark Clattenburg tarafından yönetildi. İlk yarının ortalarına doğru Portekizli Cristiano Ronaldo sakatlığından ötürü oyundan alınıp yerine Ricardo Quaresma oyuna dahil oldu. Değişikliğin sonucu olarak Nani hücum bölgesinde tek başına oynamaya başladı. İlk yarı golsüz beraberlikle bitti ve iki takım devre arasında oyuncu değişikliği hakkını kullanmadı. Her iki takımın da skor üretmek için fırsatları olsa da, normal süre 0-0 bitti ve uzatmalara geçildi. Maç golsüz devam ederken ikinci uzatma devresinin bitimine üç dakika kala Raphaël Guerreiro'nun yaklaşık 20 metreden kullandığı serbest vuruş Fransa kalesinin üst direğine çarptı. Bir dakika sonrasında Portekiz, Éder'in attığı golle öne geçti; yaklaşık 20 metre mesafeden çektiği alçak şutta Fransa kalecisi Hugo Lloris'i geçmeyi başardı. İki dakikalık uzatma periyotunun sona ermesiyle hakem bitiş düdüğünü çaldı ve Portekiz rakibini 1-0 mağlup edip tarihindeki ilk büyük turnuva şampiyonluğuna erişti. 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu İtalya 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası finali, 11 Temmuz 2021 tarihinde İngiltere'nin Londra şehrinde bulunan Wembley Stadyumu'nda oynanan 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası final maçıdır. Final maçı, 12 Temmuz 2020 tarihinde yapılacaktı, fakat turnuva koronavirüs salgını nedeniyle 2021 yılına ertelendi. Normal süresi 1-1 biten maçı penaltı vuruşları ile 3-2 kazanan İtalya kupanın sahibi olmuştur. 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası şampiyonu İspanya 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası finali, 14 Temmuz 2024 tarihinde Almanya'nın Berlin şehrinde bulunan Berlin Olimpiyat Stadyumu'nda İspanya ile İngiltere arasında oynanan 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası final maçıdır. Maçı 2-1 kazanan İspanya, 4. kez Avrupa şampiyonu olmuştur.
7
dk.
8 Temmuz 2024
Hünkar İskelesi Antlaşması neden imzalandı?
Hünkâr İskelesi Antlaşması 8 Temmuz 1833 tarihinde İstanbul'un Beykoz ilçesinde bulunan Hünkar Kasrı'nda imzalanmıştır. Kasrın denize açılan kapısına da Hünkâr İskelesi denir. Antlaşmanın adı da buradan gelmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun Rus İmparatorluğu ile imzaladığı bir karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşmasıdır. Hünkar Kasrı (Beykoz Mecidiye Kasrı) günümüzde Milli Saraylara bağlı bir müze olarak kullanılmaktadır. Sultan II. Mahmud 1829 yılında Rusya'yla yapılan savaşı sonuçlandıran Edirne Antlaşması'nı imzaladı. Bu arada Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ayaklandı. Fransa, Mehmet Ali Paşa'yı destekliyor, İngiltere ise tereddütlü kalıyordu. Osmanlı İmparatorluğu isyanı bastırmak için Rusya'dan yardım istemek zorunda kaldı. Padişah, Tuna kıyılarındaki otuz bin kişilik Rus birliğinin İstanbul'u korumak üzere gönderilmesini istedi. Rusya bu isteği kabul edince Padişah, Mehmet Ali Paşa ile anlaşmak için yeni çareler aramaya başladı. Fakat Fransa bu çabaları etkisiz kıldı. Bunun üzerine Amiral Lazanev'in komutasında dokuz savaş gemisinden kurulu Rus filosu, Boğaz'ı geçerek Büyükdere önünde demirledi. Rusya'nın Mısır'a baskısı ve durumun çıkarlarına uygun olmadığını gören Fransa ve İngiltere'nin girişimleri sonucu 14 Mayıs 1833'te Osmanlılarla Mehmet Ali Paşa arasında Kütahya Antlaşması yapıldı. Kütahya Antlaşması, Mısır valisi ile olan anlaşmazlıkları çözümleyecek ilkelerden çok uzaktı. II. Mahmud barışı sağlamış olmakla birlikte kendini güvencede hissetmiyordu. O yüzden Rusya'yla bir karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşması yapmaya karar verdi. Rusya yardımlarının mükafatını almak için bir antlaşma yapmak istiyordu. Süresi 8 yıl olan antlaşmanın gizli bir maddesine göre boğazlar bir harp durumunda diğer devletlere kapalı ancak Rus donanmasına açık olacaktı. Böylece Hünkar İskelesi Antlaşması imzalandı. II. Mahmut kendisini valisi karşısında küçük düşüren ve önemli toprak kaybına neden olan Kütahya Antlaşmasını kabullenememişti. İlk fırsatta Mehmet Ali Paşa’dan Suriye, Filistin ve hatta mümkünse Mısır’ı geri almayı istiyordu. Yani Kütahya Antlaşması aslında Sultan ile Mısır Valisi arasında sorunları çözen bir barış değil, her an sonlanabilecek bir mütarekeydi. Bu durumun farkında olan İngilizler muhtemel bir savaşı engellemek için çaba harcadılar. Antlaşmaya adını veren Hünkar İskelesi Antlaşmanın içeriği 8 Temmuz 1833’te imzalanan antlaşma, bir önsöz, altı açık ve bir gizli maddeden meydana geliyordu. Antlaşmanın ön sözünde, Osmanlılar ile Ruslar arasında kurulmuş olan barış sistemi ve bu antlaşmanın savunma düşüncesiyle hazırlandığına işaret ediliyordu. Birinci maddede, iki devletin sadece savunma kaygısıyla bu antlaşmayı yaptıkları, huzur ve güvenlikleri için birbirlerine yardımda bulunacakları belirtiliyordu. İkinci maddede, 1829 Edirne Antlaşması ile bu antlaşmada geçen diğer maddeleri yeniden onanmaktaydı. Üçüncü maddede, Osmanlılar, Rusya'dan yardım istedikleri takdirde, Rusya'nın karadan ve denizden, iki taraf arasında kararlaştırılacak sayıda bir kuvvetle yardım edeceğine ilişkindi. Dördüncü maddeye göre, yardım isteyen taraf, yardıma gelen tarafın bütün masraflarını karşılayacaktı. Beşinci maddeye göre, antlaşma süresi sekiz yıl olarak tespit ediliyordu. Altıncı madde, bu savunma antlaşmasının iki ay içinde onanacağı ve onanmış nüshalarının İstanbul'da karşılıklı olarak değiştirileceği ile ilgiliydi. Antlaşmanın gizli maddesine göre, Rusya ile batı devletlerinden biri arasında savaş olursa, Osmanlı Devleti, Çanakkale Boğazı'nı Rusya ile savaşan devletin donanmasına kapayacak; buna karşılık Rusya'nın dostu olduğu için, Rus gemileri boğazlardan serbestçe geçebilecekti. Fransa ve İngiltere antlaşmanın imzalandığını öğrenir öğrenmez antlaşmayı protesto ettiler. Bir İngiliz donanması İzmir önlerine geldi. Avusturya, Hünkar İskelesi Antlaşması'nın sakıncaları konusunda Çar'ı ikna etti. Çar I. Nikolay antlaşmayı bozmamakla birlikte, şartlarını yerine getirmeyeceğini söyleyerek ortamı yumuşattı. Daha sonra da Avusturya ve Prusya ile 18 Eylül 1833'te Munchergratz Antlaşması'nı yaptı. Hünkar İskelesi Antlaşması, Boğazlar Sorununun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Boğazlar Sorunu 1841'deki Londra Boğazlar Konferansı'nda tekrar ele alınmıştır.
2
dk.
2 Temmuz 2024
Dyatlov Ge çidi Vakasının Gizemi
1959 yılında Ural Politeknik Enstitüsü'nden bir grup Sovyet Rus kaşif, açıklanamayan bir şekilde kamplarından ayrılarak Ural Dağları'nda hayatlarını kaybettiler. Birçok kişi bu deneyimli kaşiflerin çadırlarını terk edip kamplarını çok az ekipmanla terk etmelerine ve fiziksel travma ile sert doğa koşullarının bir karışımı sonucu gizemli bir şekilde ölmelerine neyin sebep olduğunu merak ediyor. Bugüne kadar birçok kişi, olayın kötü niyet, hükümet müdahalesi veya açıklanamayan bir nedenden kaynaklandığına inanıyor. Geçiş İçin Hazırlık Ural Politeknik Enstitüsü'nde öğrenim gören 23 yaşındaki Igor Dyatlov, Ural Dağları'nın kuzeyinde kayak gezisine katılmak için dokuz arkadaşından oluşan bir ekip oluşturdu. Sefer üyeleri hem yürüyüş hem de kayak konusunda eğitim aldılar ve bu yürüyüşü tamamladıktan sonra her iki alanda da daha yüksek bir sertifika alacaklardı. Yerel hükümet grubun rotasını onayladı ve sefer yılın en zor mevsiminde gerçekleşti. Igor Dyatlov, Yuri Doroshenko, Lyudmila Dubinina, Yuri Krivonishenko, Alexander Kolevtov, Zinaida Kolmogorova, Rustem Slobodin, Nikolai Thibeaux-Brignolles, Semyon Zolotaryov ve Yuri Yudin, Ocak ayının sonlarında sefere çıktılar. Yuri Yudin, bir yaralanma nedeniyle yolculuğun beşinci gününde geri dönmek zorunda kaldı. Geriye kalan sefer ekibi üyeleri Ural Dağları'nda dört gün daha yolculuklarına devam ettiler. Beklenmedik Bir Çıkış 1 Şubat 1959 gecesi, keşif grubu Ural Dağları'nın kuzey kesimindeki Kholat Syakhl'ın dibinde kamp kurdu. Bir şey, dokuz keşif üyesinin gece çadırdan kaçıp çok da uzakta olmayan ağaç sınırına doğru yönelmesine neden oldu. Çadır hızlı bir çıkış için kesilmişti ve yürüyüşçüler çevrelerine uygun olmayan kıyafetlerle kaçtılar. Yoğun kar yağışına ve aşırı düşük sıcaklıklara rağmen yürüyüşçüler ince kıyafetlerle hatta bazıları ayakkabısız bir şekilde kaçtıkları tespit edildi. Keşif ekibinin dokuz üyesi kamp alanının yakınında cansız bulundu. Ölümlerinin nedeni hemen anlaşılamadı. Ölüm raporlarının sonuçlarına rağmen, bireylerin hikayeyi daha da karmaşıklaştıran tuhaf yaralar aldıkları tespit edildi. Keşif ekibini kamp alanından çıkarıp kesin felaketin kollarına iten şeyin ne olduğu bugün bile hala belirsizliğini koruyor. Göz Açıcı Bir Araştırma Olayın soruşturması, olayın kendisi kadar tuhaf olarak görülebilir. 1959'dan günümüze kadar, yeni bilgiler hala keşfediliyor. Soruşturma, ilk beş ceset bulunduktan hemen sonra başladı. Yasal bir soruşturma, ölümlerinin nedeni konusunda kesin olmayan bir tıbbi muayeneyi tetikledi. İlk olarak bulunan ilk beş kaşifin de hipotermiden öldüğüne karar verildi. Hikaye, dört ay sonra dört ceset daha bulunduğunda hızla değişti. İlk beş cesedin aksine, bu ikinci grup derenin dibinde ve akan suya maruz kalmış halde bulundu. Dört kişi de yüksek hızlı araba kazalarında alınanlara benzer yüksek etkili yaralanmalar geçirmişti. 26 Şubat 1959'da kurtarma ekipleri tarafından bulunan çadır Bu yürüyüşçülerin kafatasında ve göğsünde ölümcül yaralanmalar vardı, ancak bu ikincil soruşturmanın en tuhaf kısmı her yürüyüşçünün maruz kaldığı yumuşak doku hasarıydı. Adli tabibe göre, her yumuşak doku yarası ölümden sonra meydana geldi. Bir yürüyüşçünün kaşları eksikti, bir diğerinin ise gözbebekleri yoktu. Üçüncü yürüyüşçü Dubinina'nın gözleri, dili, dudakları ve kafatasının parçaları eksikti. Bu yaralanmalar ve ilk kampın konumu nedeniyle, Mansi kabilesinin sorumlu olduğu tahmin ediliyordu. Mansi halkı, kaşiflerin bulunduğu yerin yakınında, Ural Dağları'nın kuzey kesiminde yaşadığı bilinen, ren geyiği çobanlarından oluşan yerli bir kabileydi. Ancak Mansi halkıyla yapılan birkaç görüşme ve kamp alanına daha yakından bakılması sonucunda dağda yaşananlardan Mansi Kabilesi'nin sorumlu olmadığı belirlendi. İlk soruşturmanın en ilgi çekici yönlerinden biri, üç yürüyüşçünün nasıl öldürüldüğüydü. Bu yürüyüşçülerin üçü de yumuşak dokularına zarar vermeden büyük iç darbelerle öldü. Bu, soruşturmacıların bu darbelerin insan eliyle değil, doğal bir kuvvetle meydana geldiğine inanmalarına yol açtı. Tanımlanabilir bir suçlunun olmaması nedeniyle soruşturma kapatıldı ve tüm deliller ve dava dosyaları neredeyse altmış yıl boyunca gizli bir arşivde saklandı. 1997 ile 2019 yılları arasında birkaç küçük soruşturma daha gerçekleşti. Soruşturmacının yakınlarından biri, yürüyüşçülerden birinin daha önce hiç görülmemiş film negatiflerini yayınladı. Daha sonra, Zolotarev adlı başka bir yürüyüşçünün cesedi çıkarıldı ve yürüyüşçünün DNA'sının yaşayan akrabalarından hiçbiriyle eşleşmediği iddia edildi. Yüz rekonstrüksiyonundan sonra gazeteciler, kalıntıları Zolotarev'in olaydan önce çekilmiş fotoğraflarıyla eşleştirebildiler. 2019'da Rus yetkililer, 1959'daki o gecede ne olduğuna dair soruşturmayı yeniden açtı. Ancak yetkililer, bir suç işlendiğine dair iddiaları hemen yalanladı. Resmi raporda, soruşturmanın dikkate aldığı tek açıklamaların çığ, kasırga ve diğer doğal afetler olduğu belirtiliyor. O Dağda Gerçekte Neler Oldu? Resmi soruşturmanın tamamlanması bir yıldan biraz fazla sürdü ve dokuz kaşifin yaklaşan bir çığdan kaçmak için aceleyle çadırlarından çıktıkları sonucuna vardı. Araştırmacılar, deneyimli yürüyüşçülerin çığın habercisi olan sesleri duyduklarına ve hızla çadırlarından çıkıp karda koşarak güvenli bir yere ulaşmak zorunda kaldıklarına inanıyor. Şahısların yaralanmaları, cesetlerin pozisyonları ve bir dizi bilgisayar simülasyonu göz önüne alındığında, resmi nedenin çığ olduğu belirlendi. Resmi neden olarak kabul edilmesine rağmen, birçok kişi hala çığın gerçek bir neden olduğundan emin değil. Çelişkili kanıtlar, çığın en olası veya makul cevap olmayabileceğini gösteriyor. Tüm olayın en yürek parçalayıcı ayrıntısı, 1959'daki orijinal soruşturma sırasında çığa dair fiziksel bir işaret olmamasıdır. Ayrıca Ural Dağları'nın aynı bölgesine yüzlerce keşif gezisi düzenlendi ve hiçbirinde çığ benzeri bir durum bildirilmedi. Dyatlov grubu son gecelerini geçirmek üzere çadırı hazırlıyor. Bu çelişkili kanıt, Dyatlov Geçidi'ndeki yürüyüşçülere ne olduğu konusunda birçok teoriye yer bırakıyor. Teoriler makul olandan tamamen inanılmaz olana kadar uzanıyor, ancak gizem herkesin ne olduğunu merak etmesine neden oluyor. Popüler bir teori, nadir görülen bir katabatik rüzgarın, partiyi daha fazla koruma için ağaç sınırına kaçmaya zorladığıdır. Katabatik rüzgar, yüksekten alçak irtifaya doğru yüksek yoğunluklu bir rüzgar akışıdır ve muazzam bir basınç ve kuvvete neden olabilir. Bu tür bir rüzgar, bölgenin topografyası içinde olasıdır ve kaşifleri çadırlarından çıkarıp siper almak için ormana zorlamış olabilir. Daha az kanıtlanmış bir iddia ise yürüyüşçülerin Sovyet silah testlerinin yolunda bilmeden kamp kurmuş olmalarıdır. Teoriler sarsıntı mayınlarından, ultrasonik patlamalara ve radyolojik silahlara kadar uzanmaktadır. Bu iddiaların her birini desteklemek için kullanılan küçük kanıt parçaları vardır. Birçok teorisyen, hükümetin kurumlara müdahalesi ve ardından gelen soruşturma nedeniyle kanıtların tam olarak eşleşmediğine inanmaktadır. Bir diğer ilginç teori ise keşif ekibinin yerel efsanelerdeki büyük gizemli yaratıklardan biri olan Yeti ile karşılaşmış olmasıdır. Bu iddiayı destekleyecek çok az fiziksel kanıt olmasına rağmen, birçok kişi yaralanmalara neden olan çarpma kuvvetinin doğaüstü bir güçten başka bir şey olamayacak kadar büyük olduğuna inanıyor. Bu teori eğlenceli olsa da, Yeti'nin olayın nedeni olması pek olası değil. Kayıpları Anma Dyatlov Vakfı, seferin başladığı şehirde bir müze ve anıt plaketle hayatını kaybeden yürüyüşçüleri anmaya devam ediyor. Dyatlov Vakfı, Dyatlov Geçidi olayıyla ilgili soruşturmaları finanse etmeye devam ediyor. Olayın büyüleyici doğasına rağmen, Dyatlov Vakfı kitlelere kurbanların çözülmemiş bir gizemde hayatlarını kaybeden gerçek insanlar olduğunu hatırlatmak için çalışıyor . Dokuz kişinin hepsi yirmili yaşlarının başındaki öğrencilerdi ve bilinmeyen bir gücün elinde muhtemelen korkunç ve acı verici bir son yaşadılar. Dyatlov Geçidi Vakası ve Popüler Kültür Olayı çevreleyen gizem, kitaplarda, filmlerde, televizyon dizilerinde ve video oyunlarında yaratıcı yorumlama fırsatı sunmuştur. 1990 yılında Anatoly Gushchin'in Devlet Sırlarının Bedeli Dokuz Candır adlı romanı yayınlanmış ve keşif partisinin sonunun ayrıntılarına yönelik yaygın ilgiyi yeniden canlandırmıştır. National Geographic, Discovery Channel ve History Channel, olayın kanıtlarına derinlemesine dalan ve tüm olası nedenleri inceleyen belgesel dizileri üretti.
4
dk.
27 Ekim 2024
İstanbul'da Gezilecek 9 Tarihi Yer
İstanbul, tarihin ve kültürün bir araya geldiği, dünyanın en büyüleyici şehirlerinden biridir. Bu şehir, hem Doğu'nun hem de Batı'nın izlerini taşır ve her köşesi ile ziyaretçilere bir zaman yolculuğu sunar. İşte İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken tarihi yerler: 1. Ayasofya Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından 532-537 yıllarında yaptırılmış, Osmanlı döneminde camiye çevrilmiş, 1935'te müze, 2020'de yeniden cami olarak hizmete açılmıştır. Hem Hristiyanlık hem de İslam dünyası için önemli bir yapı. Mühendislik harikası kubbesi ve mozaikleri ile ünlüdür. 2. Topkapı Sarayı 1460-1478 yılları arasında Sultan Mehmed II tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun 400 yıl boyunca merkezi olmuş bu saray, zengin koleksiyonları ve bahçeleri ile ziyaretçilerini büyüler. 3. Sultanahmet Camii (Mavi Cami) 1609-1616 yıllarında I. Ahmed tarafından yaptırılmıştır. 6 minaresi ile tanınır ve iç dekorasyonda kullanılan İznik çinileri sayesinde "Mavi Cami" olarak da adlandırılır. 4. Kapalı Çarşı 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet'in emriyle kurulmuştur. Dünyanın en eski ve en büyük kapalı çarşılarından biri. Binlerce dükkân ile alışveriş ve tarih tutkunları için bir cennet. 5. Galata Kulesi 1348 yılında Cenevizliler tarafından inşa edilmiştir. İstanbul'un panoramik manzarasını izlemek için ideal bir nokta. Ayrıca, kulenin tarihi de oldukça ilgi çekicidir. 6. Süleymaniye Camii 1550-1557 yılları arasında Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman için yapılmış bu cami, sadeliği ve zarafeti ile öne çıkar. Ayrıca, içindeki kütüphane ve türbeler de ilgi çeker. 7. Yerebatan Sarnıcı 6. yüzyılda Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminde inşa edilmiştir. Kullanılan Medusa başları ve sütunların arasındaki mistik atmosferi ile ziyaretçilerine eşsiz bir deneyim sunar. 8. Dolmabahçe Sarayı 1843-1856 yıllarında Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı'nın Batılılaşma sürecinde inşa edilmiş, Avrupa tarzı saray. Zengin iç dekorasyonu ve Atatürk'ün hayatının son yıllarını geçirdiği yer olmasıyla da önemlidir. Kariye Müzesi (Chora Kilisesi) Bizans döneminden kalma, 11. yüzyılda inşa edilmiş, 14. yüzyılda büyük ölçüde yenilenmiştir. Mozaik ve freskleri ile dünyaca ünlüdür. Bizans sanatının nadide örneklerini barındırır. İstanbul, her adımında tarih kokan bir şehir. Bu tarihi yerler, sadece İstanbul'un değil, tüm insanlık tarihinin birer parçasıdır. Bu mekânları ziyaret etmek, geçmişin ihtişamını ve kültürel zenginliğini hissetmek için mükemmel bir fırsat sunar. İstanbul'a gelen herkesin, bu tarihi mekânlara zaman ayırması, bu büyüleyici şehrin hikayesini daha derinden anlamasını sağlayacaktır.
2
dk.
14 Temmuz 2024
Mezopotamya mitolojisinde yaratılmış ilk insan olan Adapa kimdir?
Adapa, Mezopotamya mitolojisinde yaratılmış ilk insandır. Adapa Sümer kralları listesinde ulusun ilk lideri olarak geçer. Farklı biçimlerinde Oanes ve Alulim olarak da anıldığı olmuştur. Akadca'da ismi Adamu, erkek insan anlamına gelir. Öykü İbrahimi dinlerde yer, alan yasak meyveden yiyen Adem ile Havva'nın cennetten atılması öyküsü ile ilişkilendirilmektedir. Adapa antik Eidug şehrinin kralıydı. Enki tarafından yaratıldığına inanılan Adapa bir bakıma Enki'nin oğlu olarak düşünülmüştür. Yarı faniydi ama ölümsüzlerin kuvvetine sahipti. Evrenin tüm bilgisinin üçte birine sahip olduğu, bu bilginin ona Enki tarafından öğretildiğine inanılırdı. İnsanlığa dili öğretenin Adapa olduğuna inanılır. Kral olarak görevlerinin yanı sıra bir din adamıydı. Öldükten sonra yarı tanrılar sınıfı olarak değerlendirilen yedi büyük bilgeden (Apkallu/Abgal) biri olmuştur. Adapa mitinin öyküsü Mite göre Adapa tanrısal soydan gelen bir fanidir. Balıkçı teknesini devirdiği gerekçesiyle Güney Rüzgarı'nın kanatlarını kırınca cennetin ve tanrıların tanrısı olan Anu'nun önünde hesaba çekilir. Adapa'nın koruyucu tanrısı olan Ea/Enki, cennetteyken yiyip içmemesi gerektiği konusunda onu uyarır. Bu aslında bir aldatmadır, böylece Adapa'nın ölümsüz olma şansını elinden almıştır. Bu mite göre ise insanların ölümlü oluşu Adapa'nın hatasından kaynaklıdır. Enki (Ea), oğluna bilgelik vermiş, ama ölümsüz yaşamı vermemiştir. Bir gün Adapa'nın önüne ölümsüzlüğü elde etme şansı çıkar, ancak Adapa bunu reddeder. Tanrı Anu'nun huzuruna çağrılır. Ea, önceden ona orada ölüm için yiyecek ve içecek verileceğini, onlardan tatmamasını haber verir. Hüküm verileceği gün, öteki tanrılar onu tutarlar ve yumuşayan Anu, ölümsüzlük yiyecek ve içeceğini getirtir. Adapa bunları da almak istemez. Anu, şaşırıp nedenini sorar. Adapa şöyle yanıtlar: "Bir başkası yemeyeceksin, içmeyeceksin, dedi". Anu, buna bakıp Adapa'nın yeryüzüne atılmasını emreder. Günümüz inançlarına etkiler Yahudilerin Babil sürgünü sırasında Yahudi bilginleri tarafından diğer mitolojik unsurlarla birlikte kültürel hafızaya alınan Adapa öyküsü ilk insan ve insanlığın atası olarak Tevrat'ın yazımı sırasında Tevrat anlatımlarına (genesis) konu edilmiş, kültürel miras olarak Ortadoğu din ve inanışlarına aktarılmıştır. Adapa ve diğer Sümer mitolojilerine ait çok sayıda imgenin Adem ve tufan hikâyeleri gibi Tevrat anlatılarına aktarıldığı düşünülmektedir. Bunlardan bazıları Adem (Adam) ismi, sonsuz yaşam sürülen cennette yaşamaktayken yasak meyvelerden yeme ile bağlantılı bir şekilde Tanrı tarafından hesaba çekilme ve cennetten atılma, her şeyin isminin (bilgisinin) kendisine öğretilmiş olması, kendisinin ilk insan olmakla birlikte ilk din adamı (İbrahimi dinlerde ilk peygamber) oluşu, cennetten medeniyete ait sanat veya bilgileri getirmesi, Ea ile Eva (Havva) isim ve rollerine ait benzeşmelerdir.
2
dk.
6 Temmuz 2024
İbrahimi dinlerde ilk insan olarak kabul edilen Adem kimdir?
Adem, İbrahimî dinlere göre Tanrı tarafından yaratılan ilk insandır. Bunun yanı sıra Adem, tüm insanlığın ve onların yaratıcılarıyla olan ilişkilerinin bir sembolü olarak da görülebilir. Hristiyanlığa göre günah, Adem aracılığıyla dünyaya girmiştir. O, insanlığı doğası gereği günahkar yapardı. Bu nedenle Tanrı, insanları vaftiz ve çarmıha gererek özgür kılmak için İsa şeklinde Cennetten indi. İslam genellikle günahın dünyaya insanlar aracılığıyla girdiği fikrine bağlı kalmaz. İslam'a göre Adem, Allah tarafından Cennette günah işlemesi için yaratıldı, böylece insanlar yeryüzünde yaşayabilsinler. İnsanlar Allah'ın bütün sıfatlarını yeryüzünde yaşayabilirler. Ancak insanın Cennet fikrini oluşturabilmesi ve geri dönüşü özleyebilmesi için önce cennette yaratılmış olması gerekir. İnsan soyunun izini Adem'e kadar götürmeye çalışan İncil'de verilen gerçek tarihler, Yaratılışçılığı doğurmuştur. İnsan ırkının Adem'e kadar dayandığı fikri, ayrıca İslam'a Kur'an ayetleri ile girmiştir. Michelangelo'nun Adem'in Yaratılışı freski Mitolojik köken ve Etimoloji Babil sürgünü, Tevrat anlatılarının dili ve kaynakları konusunda özel bir öneme sahiptir. Tevrat'ta kullanılan dilin kök ve kaynağının Sümer uygarlığına dayandığı ifade edilir. Sami ırkın Mezopotamya bölgesine gelmesi ve varlığını sürdürmesiyle Yahudi ve Hristiyanların kutsal kitaplarına Mezopotamya uygarlıklarına ait bir takım düşünce, inanış ve mitler de girmiştir. Yaratılış mitosu ve Tufan öyküsünde görülebileceği gibi Kitab-ı Mukaddes’te yer alan anlatımlarda net bir şekilde Mezopotamya'ya ait mitolojik unsurlar görülmektedir. Ancak Kitab-ı Mukaddes yazarları Mezopotamya’ya ait mitleri aynı şekilde değil, değiştirerek, eklemelerde bulunarak ve bir takım mitleri birbirine katarak, eklektik şekilde bir araya getirmişlerdir. İbranicede “kızıl toprak” anlamına gelen Adam, Sanskritçede “Ada-Nath”dır ve “ad” kelimesi o dilde bütün kelimelerin önüne geldiğinde ilk anlamına gelmektedir. Türkçede ata diye kullanılan kelime pek çok eski kültürde aynı ses yapısıyla ve aynı anlamda kullanılmıştır (örneğin Samoa dilinde tata, Siyu dilinde atey). Sümer mitolojisinde yaratılmış ilk insan ve ilk kral olan Adapa'nın diğer bazı unsurlarla birlikte isimsel olarak da Adem anlatılarının kökenini oluşturduğu düşünülmektedir. Adem'in çamurdan, eşinin ise kaburga kemiğinden yaratılması (Nin-Ti), cennetten kovuluş, yasak meyve, yılan, Adem’in bin yıla yakın yaşaması vb. temaları Sümer efsaneleri ile örtüşen motiflerdir. Hristiyanlıkta Adem Adem kıssası Eski Ahit'in Tekvin (Yaratılış) bölümünde anlatılır. Hristiyanlıkta Adem'in cennette işlediği o ilk günah, büyük bir öneme sahiptir. Aynı zamanda insanın ölüm sebebi olduğuna inanılır. Daha sonra Batılı din dışı filozofları da etkilemiş ve kapitalizmin temel önermelerinden biri haline gelmiştir. Adem'in eylemi, Hristiyan öğretilerine göre, insanların doğuştan günah işleme arzusu olduğunu gösterir. Adem'in günahı yüzünden tüm çocukları kusurlu bir tabiatla doğarlar. Hristiyan inanışına göre Adem'in günahı tüm insanlığa geçmiştir ve İsa, bu günahı kaldırmak için gelen "Tanrı Kuzusu"dur, kendisini bu günah için feda etmiştir. Onun ölümüyle, insanlar artık günahlarının bir sonucu olarak ölmek zorunda kalmayacaklardı. Hristiyanlığın ilk yıllarında, Adem'in günahı nedeniyle insanların şeytana ait olduğuna inanılıyordu. İsa kendini feda ederek Şeytan'a fidye ödemiş olur ve insanlık yeniden özgür olur. (fidye teorisi). Alternatif olarak, "Tatmin edici teori", insanların ahlaki düzeyde Tanrı'ya borçlu olduğunu belirtir. Tanrı mükemmel olduğu ve insanlar olmadığı için, insanlar ve Tanrı birlikte yaşayamazlar. İnsanlar bu fidyeyi ancak canlarını vererek ödeyebilirdi. Tanrı ölümden kaçınmak için İsa kılığında yeryüzüne indi ve onun yerine öldü. İnsan olduğu için fidyeyi ödeyebildi ve Tanrı olduğu için ölümden sağ çıkabildi.(memnuniyet teorisi). Hristiyanlar Adem’in yasaklanan ağaca yaklaştığı için büyük günah işlediğine, Tanrı’nın öfkesiyle karşılaştığına, günahının yeni doğan her çocuğa geçtiğine, bu sebeple günahkar olarak doğduklarından dolayı ancak vaftiz ve çarmıh edilerek cehenneme girmekten kurtulduklarına inanırlar. Bu günah inancı, Hristiyan felsefesi ve kültürünün ana fikrini oluşturur. Hristiyanlık inancında insan kötülüklerin içerisinde rehbersiz, günahı ile baş başa bırakılmıştır. İlk Günah fikri, Hobbes gibi batılı seküler düşünürleri de etkiledi. İnsanların doğaları gereği kötü olacağı ve herkese karşı genel bir hareket etme dürtüsüne sahip olacağı fikri (herkesin herkesle savaş/bellum omnium contra omnes) ilk günah fikrine dayanmaktadır. İslam'da Adem Müslümanlar, Adem'in yaratılmış ilk insan ve ilk peygamber olduğuna inanırlar. Kur'an'da, Adem'in çamurdan yaratıldığına, Allah'ın ona diğer varlıklara öğretmediği isim koymayı, manalarını bulmayı öğrettiğine inanılır. Sonra bedenine ruhu üflediğini söylenir. Allah, meleklerin ona karşı secde etmesini istemiş, fakat İblis kibrinden ötürü ona secde etmemiştir. İblis bu yüzden cennetten kovulur. Kur'an'da Adem ile eşinin aynı nefsden yaratıldığı ifade edilir. Adem ve Havva cennette Allah'ın kendilerine yaklaşmalarını yasakladığı yasaklanmış bir ağaçtan Şeytan'in onlara yalan söyleyerek kandırmasıyla meyve yerler. Bunun üzerine cennetten kovulurlar. Cennet bahçesinin ahiretteki cennetle aynı olup olmadığı ulema arasında tartışılır. Kısas-ı enbiyâ göre, yaşamakta oldukları Adn cennetinden Adem Serendip adasına (Srilanka), Havva ise Etiyopya’ya indirilir. Daha sonra Mekke'de Arafat dağında buluşurlar. Bu kıssa, İslam kültüründe önemli bir yer kapsamaktadır. Adem'in 1000 veya 2000 yıl yaşadığına dair Yahudilerin inancı Kur'an'da zikredilmez, İslamiyet'e hadislerle girmiştir. Buhari ve Müslim gibi güvenilen hadis kaynaklarına göre Adem'in boyu 60 ziradır (yaklaşık 35-48 metre). Tevrat'a göre Adem'in soyağacı.
3
dk.
4 Mayıs 2024
1 Mayıs Neden İşçi Bayramı olarak kutlanır?
1 Mayıs İşçi Bayramı, işçi ve emekçilerce tüm dünyada ve Türkiye'de birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadeleye karşı ses çıkarma günü olarak kutlanmaktadır. Dünya'da İlk olarak 1856'da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, 8 saatlik iş günü talebi için kentin üniversitesinden Parlamento Evi'ne dek yürüdüler. 1 Mayıs 1886'da ise ABD İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler, günde 12 saat - haftada 6 gün olan çalışma düzenine karşı, günde 8 saatlik çalışma istemiyle iş bıraktılar. Chicago (Şikago)'da düzenlenen gösterilere yaklaşık yarım milyon işçi katıldı. Türkiye'de Türkiye'de 1 Mayıs'ların tarihi İkinci Meşrutiyete (1908) kadar uzanır. İlk 1 Mayıs 1909’da Üsküp’te kutlanırken, 1910’da diğer Rumeli şehirlerinde de kutlanmaya başlanmıştır. İstanbul’da ise ilk 1 Mayıs’ın 1912’de kutlandığı belirtilmektedir. Resmi olarak ise 1923 Yılında toplanan İzmir İktisat Kongresi 1 Mayıs’ın Türkiye İşçileri Bayramı olmasını benimsedi bunun yanında tarım dışı işlerde çalışma süresinin 8 saat olması kabul edildi. Akabindeki yıllarda dünyada ve ülkemizde kutlanmaya devam etmiştir. Türkiye’de zaman zaman kısıtlamalara uğramakla beraber kanlı olaylara sahne olmuştur. Türkiye’de 2008 yılında ‘’Emek ve Dayanışma Günü’’ olarak kutlanması kabul edilmiş, 22 Nisan 2009 yılında TBMM’de kabul edilip çıkan yasayla resmi tatil ilan edilmiştir.
1
dk.
bottom of page
.png)











