top of page
Sorularla Tarih
24 Ocak 2025
Osmanlı'nın yükseliş döneminde hangi olaylar ve liderler etkili oldu?
Osmanlı İmparatorluğu, 13. yüzyılda Anadolu'da küçük bir beylik olarak ortaya çıkmış ve 16. yüzyıla kadar süren bir yükseliş dönemi yaşamıştır. Bu dönem, imparatorluğun hem topraklarını genişlettiği hem de kültürel ve idari yapılarını geliştirdiği bir zaman dilimidir. Osman Gazi'nin liderliğinde başlayan bu süreç, ilk olarak Bizans İmparatorluğu'nun Anadolu'daki topraklarını fethetmekle başladı. 1326 yılında Bursa'nın alınmasıyla Osmanlılar, ilk başkentlerini kurmuş oldular. Bu fetih, hem stratejik hem de sembolik öneme sahipti; çünkü Bursa, ticaret yolları üzerindeydi ve Osmanlıların gücünü gösteriyordu. Yükseliş döneminin belki de en önemli figürü, Fatih Sultan Mehmet'tir. 1453 yılında İstanbul'un fethi, sadece Bizans İmparatorluğu'na son vermemiş, aynı zamanda Osmanlı Devleti'ni bir cihan imparatorluğuna dönüştürmüştür. Bu olay, Doğu ve Batı arasındaki tarihi dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. İstanbul'un alınmasıyla, Osmanlılar, Akdeniz ve Karadeniz ticaret yollarının kontrolünü ele geçirmiş, bu da imparatorluğun ekonomik gücünü artırmıştır. Fatih Sultan Mehmet'in ardından Kanuni Sultan Süleyman dönemi, Osmanlı İmparatorluğu'nun altın çağı olarak anılır. Kanuni, doğuda Safevi İmparatorluğu'na karşı zaferler kazanmış, batıda ise Macaristan'ı fethetmiş ve Viyana kapılarına dayanmıştır. Bu dönemde Osmanlı, Avrupa'da saygı duyulan bir güç haline gelmiş, diplomatik ilişkileri ve kültürel etkileşimleri zirveye ulaşmıştır. Osmanlı'nın yükseliş dönemi, sadece askeri fetihlerle değil, aynı zamanda idari ve kültürel reformlarla da önem kazanmıştır. Devşirme sistemi sayesinde imparatorluk, yetenekli yöneticiler ve askerler yetiştirmiştir. Kanuni'nin yasaları, adaletin sağlanmasında etkili olmuş, toplumun her kesiminden insanın yaşamını düzenlemiştir. Kültürel olarak ise, bu dönem, mimari, edebiyat ve sanatın zirve yaptığı bir zaman dilimi olmuştur. Sinan'ın eserleri, Türk mimarisinin dünyadaki yerini sağlamlaştırmış, Osmanlı edebiyatı da klasik döneminin en parlak örneklerini vermiştir. Ancak, bu yükseliş dönemi, sürekli fetihler ve genişlemelerle sürdürülemez bir hal almış, 17. yüzyılda Osmanlı, Duraklama Dönemi'ne geçiş yapmıştır. Yine de, Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş dönemi, dünya tarihinde iz bırakan ve hala etkileri tartışılan bir zaman dilimidir.
2
dk.
20 Ocak 2025
Kara Ocak: Bakü Katliamı'nda neler yaşandı?
Kara Ocak ya da Azerice'de "Qara Yanvar", 1990 yılının Ocak ayında, Sovyet birliklerinin Bakü şehrine düzenlediği kanlı müdahaleyi anlatır. Bu olay, Sovyetler Birliği'nin çöküşüne giden yolda önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Bu yazıda, Kara Ocak olarak bilinen bu katliamın tarihsel arka planını, olayların seyrini ve sonuçlarını inceleyeceğiz. 1980'lerin sonuna doğru, Sovyetler Birliği'nde milliyetçi hareketler yükselişteydi. Azerbaycan'da, özellikle Dağlık Karabağ'ın statüsü konusunda Ermenistan ile yaşanan gerilim, bölgedeki etnik gerginlikleri alevlendirmişti. Azerbaycan halkı, Karabağ'ın Azerbaycan'a geri verilmesini talep ederken, Sovyet yönetimi bu talepleri bastırmaya çalıştı. Bu süreçte, Bakü'de büyük gösteriler ve protestolar düzenlendi. 19-20 Ocak gecesi Sovyet Ordusu, Bakü sokaklarına tanklarla, askerî zırhlı araçlarla ve silahlı birliklerle girerek sivillerin üzerine ateş açtı. Bu müdahale, Sovyetler Birliği'nin askerî gücünü göstermek ve Azerbaycan'daki milliyetçi hareketleri sindirmek amacıyla yapıldı. Resmi rakamlara göre, 147 sivil hayatını kaybetti, 800'den fazla kişi yaralandı. Ancak, bazı kaynaklar ölü sayısının çok daha fazla olduğunu iddia eder. Bu olay, Sovyet güçlerinin sivillere karşı toplu bir şiddet uygulaması olarak tarihe geçti. Olay, sadece Azerbaycan'da değil, tüm Sovyetler Birliği'nde büyük yankı uyandırdı. Azerbaycan halkı arasında Sovyet yönetimine karşı öfke ve direniş duyguları pekişti. Bu, bağımsızlık hareketlerinin hız kazanmasına yol açtı. Kara Ocak olayı, Sovyetler Birliği'nin iç çelişkilerini ve otoriter yönetimin sürdürülemezliğini gözler önüne serdi. Bu olay, Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde önemli bir katalizör oldu. Azerbaycan, 1991 yılında bağımsızlığını ilan etti ve Sovyetler Birliği'nden ayrıldı. Kara Ocak, bu bağımsızlık sürecinin sembolik başlangıçlarından biri olarak görülür. Dünya kamuoyu, Sovyetler Birliği'nin bu vahşi hareketine tepki gösterdi. Olay, Sovyetler Birliği'nin insan hakları ihlallerine dair uluslararası eleştirilerin artmasına neden oldu. Her yıl, Azerbaycan'da 20 Ocak, "Kara Ocak" olarak anılır. Anma törenleri, kurbanların anısına düzenlenir ve bu olayın unutulmaması için çeşitli etkinlikler gerçekleştirilir. Bakü'de, olayda ölenler anısına bir anıt dikilmiştir. Kara Ocak, sadece Azerbaycan tarihi için değil, Sovyetler Birliği'nin son dönemi ve modern dünya tarihi için de önemli bir dönemeçtir. Bu olay, askeri güçle halkın taleplerini bastırmanın ne gibi sonuçlar doğurabileceğini gösterirken, aynı zamanda milliyetçi hareketlerin ve bağımsızlık arayışlarının ne denli güçlü olabileceğine dair bir örnektir. Kara Ocak, unutulmaması gereken bir trajedi olarak, gelecek nesillere barışın ve demokrasinin değerini hatırlatır.
2
dk.
29 Ekim 2024
28 Ekim 1923 akşamı neler yaşandı?
28 Ekim 1923 akşamı, Mustafa Kemal’in İzmir'den Ankara'ya gelmesiyle birlikte cumhuriyetin ilanına giden önemli olaylar yaşandı. Mustafa Kemal, İzmir'den Ankara'ya doğru yola çıktı. Bu yolculuk sırasında, cumhuriyetin ilanı konusunda fikirlerini netleştirdiği ve planlarını şekillendirdiği bilinmektedir. 28 Ekim gecesi Ankara'ya ulaştığında, Çankaya Köşkü'ne geldi. Burada İsmet İnönü, Fethi Okyar ve bazı bakanlarla birlikte cumhuriyetin ilanı hakkında son hazırlıkları yaptı. Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü'nde bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda, hükümet şeklinin cumhuriyet olarak değiştirilmesi kararını kesinleştirdi. Bu toplantıda, mevcut hükümet sisteminin saltanat ve hilafet odaklı yapısından kurtulup daha modern ve halka dayalı bir yönetim biçimine geçilmesi gerektiği konuşuldu. Toplantıdan sonra, ertesi gün yapılacak TBMM oturumunda bu kararların yasallaşması için gerekli hazırlıklar yapıldı. Mustafa Kemal, İsmet İnönü'ye yasa tasarısını hazırlama görevini verdi. Bu olaylar, 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin resmen ilan edilmesine öncülük etti. Bu tarihi akşam, Türkiye'nin modernleşme ve demokratikleşme yolunda önemli bir dönüm noktasını teşkil eder.
1
dk.
14 Temmuz 2024
Mezopotamya mitolojisinde yaratılmış ilk insan olan Adapa kimdir?
Adapa, Mezopotamya mitolojisinde yaratılmış ilk insandır. Adapa Sümer kralları listesinde ulusun ilk lideri olarak geçer. Farklı biçimlerinde Oanes ve Alulim olarak da anıldığı olmuştur. Akadca'da ismi Adamu, erkek insan anlamına gelir. Öykü İbrahimi dinlerde yer, alan yasak meyveden yiyen Adem ile Havva'nın cennetten atılması öyküsü ile ilişkilendirilmektedir. Adapa antik Eidug şehrinin kralıydı. Enki tarafından yaratıldığına inanılan Adapa bir bakıma Enki'nin oğlu olarak düşünülmüştür. Yarı faniydi ama ölümsüzlerin kuvvetine sahipti. Evrenin tüm bilgisinin üçte birine sahip olduğu, bu bilginin ona Enki tarafından öğretildiğine inanılırdı. İnsanlığa dili öğretenin Adapa olduğuna inanılır. Kral olarak görevlerinin yanı sıra bir din adamıydı. Öldükten sonra yarı tanrılar sınıfı olarak değerlendirilen yedi büyük bilgeden (Apkallu/Abgal) biri olmuştur. Adapa mitinin öyküsü Mite göre Adapa tanrısal soydan gelen bir fanidir. Balıkçı teknesini devirdiği gerekçesiyle Güney Rüzgarı'nın kanatlarını kırınca cennetin ve tanrıların tanrısı olan Anu'nun önünde hesaba çekilir. Adapa'nın koruyucu tanrısı olan Ea/Enki, cennetteyken yiyip içmemesi gerektiği konusunda onu uyarır. Bu aslında bir aldatmadır, böylece Adapa'nın ölümsüz olma şansını elinden almıştır. Bu mite göre ise insanların ölümlü oluşu Adapa'nın hatasından kaynaklıdır. Enki (Ea), oğluna bilgelik vermiş, ama ölümsüz yaşamı vermemiştir. Bir gün Adapa'nın önüne ölümsüzlüğü elde etme şansı çıkar, ancak Adapa bunu reddeder. Tanrı Anu'nun huzuruna çağrılır. Ea, önceden ona orada ölüm için yiyecek ve içecek verileceğini, onlardan tatmamasını haber verir. Hüküm verileceği gün, öteki tanrılar onu tutarlar ve yumuşayan Anu, ölümsüzlük yiyecek ve içeceğini getirtir. Adapa bunları da almak istemez. Anu, şaşırıp nedenini sorar. Adapa şöyle yanıtlar: "Bir başkası yemeyeceksin, içmeyeceksin, dedi". Anu, buna bakıp Adapa'nın yeryüzüne atılmasını emreder. Günümüz inançlarına etkiler Yahudilerin Babil sürgünü sırasında Yahudi bilginleri tarafından diğer mitolojik unsurlarla birlikte kültürel hafızaya alınan Adapa öyküsü ilk insan ve insanlığın atası olarak Tevrat'ın yazımı sırasında Tevrat anlatımlarına (genesis) konu edilmiş, kültürel miras olarak Ortadoğu din ve inanışlarına aktarılmıştır. Adapa ve diğer Sümer mitolojilerine ait çok sayıda imgenin Adem ve tufan hikâyeleri gibi Tevrat anlatılarına aktarıldığı düşünülmektedir. Bunlardan bazıları Adem (Adam) ismi, sonsuz yaşam sürülen cennette yaşamaktayken yasak meyvelerden yeme ile bağlantılı bir şekilde Tanrı tarafından hesaba çekilme ve cennetten atılma, her şeyin isminin (bilgisinin) kendisine öğretilmiş olması, kendisinin ilk insan olmakla birlikte ilk din adamı (İbrahimi dinlerde ilk peygamber) oluşu, cennetten medeniyete ait sanat veya bilgileri getirmesi, Ea ile Eva (Havva) isim ve rollerine ait benzeşmelerdir.
2
dk.
20 Ocak 2025
İpek Yolu tarih boyunca nasıl bir rol oynamış ve bu yolun modern dünyaya etkileri nelerdir?
İpek Yolu, insanlık tarihinin en büyüleyici ticaret ağlarından biridir ve Çin'den başlayarak Avrupa'ya kadar uzanan geniş bir yol sistemini kapsar. Bu yol, sadece malların değil, kültürlerin, dinlerin, teknolojilerin ve fikirlerin de taşındığı bir köprü işlevi görmüştür. İpek Yolu'nun adı, Çin'de üretilen ve tüm dünyada büyük değer taşıyan ipekten gelir, ancak bu yol boyunca taşınan mallar çok çeşitlidir; baharatlar, değerli taşlar, metaller, kağıt, barut ve pusula gibi icatlar da bu yol üzerinden yayılmıştır. İpek Yolu'nun tarihi, Han Hanedanlığı döneminde başlar ve Tang, Song, Yuan hanedanlıkları döneminde altın çağını yaşar. Ancak zamanla, Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselişi ve deniz yollarının keşfi ile önemini yitirir. Bu yol, tek bir rota değil, kuzey ve güney rotaları da dahil olmak üzere birçok yoldan oluşur. Kuzey rotası Orta Asya bozkırlarından geçerek İran ve Anadolu üzerinden Avrupa'ya uzanırken, güney rotası daha ılıman iklimlerden Hindistan ve Arabistan üzerinden Akdeniz'e varır. Ayrıca, deniz yolları da Çin'den Akdeniz'e kadar uzanan önemli ticaret hatları oluşturmuştur. Bu ticaret yolunun en büyük etkisi, farklı medeniyetler arasında kültürel bir köprü kurmuş olmasıdır. İpek Yolu, Budizm, Hristiyanlık ve İslam gibi dinlerin yayılmasında, sanatın, müziğin, yemek kültürlerinin, bilim ve teknolojinin paylaşılmasında merkezi bir rol oynamıştır. Örneğin, kağıt yapımı, barut ve pusula gibi Çin icatları, Batı medeniyetlerine bu yol üzerinden ulaşmıştır. Avrupa'da Rönesans'ın başlamasında bu bilgi alışverişinin büyük payı vardır. İpek Yolu'nun etkileri modern dünyada da görülmektedir. Küreselleşme fikri, kültürel ve ekonomik etkileşimlerin erken bir örneği olarak bu yolun mirasıyla doğrudan bağlantılıdır. Günümüzde Çin'in "Bir Kuşak, Bir Yol" girişimi, İpek Yolu'nun modern bir versiyonunu oluşturmayı hedeflemektedir. Ayrıca, bu tarihi yollar, turistik ve tarihi bir öneme sahip olarak, kültürel mirasın korunması ve tanıtılması açısından büyük değer taşımaktadır. Sonuç olarak, İpek Yolu sadece ticaretin değil, insanlık tarihinin ve kültürel evrimin de bir sembolüdür. Bu yolun mirası, bugün hala yeni ticaret yolları, kültürel etkileşimler ve ekonomik iş birlikleri için ilham kaynağı olmaya devam ediyor.
2
dk.
17 Ocak 2025
Martin Luther öncülüğünde Protestanlık nasıl ortaya çıktı?
16. yüzyıl, Avrupa'nın dini ve sosyal yapısını kökten değiştiren birçok olaya sahne oldu. Bu dönemin en önemli dini hareketlerinden biri, Reformasyon'dur. Martin Luther'in başlattığı bu hareket, Katolik Kilisesi'ne karşı bir protesto olarak başladı ve Hristiyan dünyasında derin izler bıraktı. Bu yazıda, Martin Luther'in rolünü ve Reformasyon'un etkilerini ele alacağız. Martin Luther, 1517 yılında Wittenberg'de bulunan kilisenin kapısına 95 maddelik tezini çivileyerek, Katolik Kilisesi'nin yozlaşmış uygulamalarına karşı çıktı. Bu tezler, endüljans (günah affı) satışı, kilise hiyerarşisinin ahlaki durumu ve teolojik görüşler üzerineydi. Luther'in amacı, kiliseyi içten reforme etmekti, ancak bu hareket, daha geniş bir dini reformasyona dönüştü. Schlosskirche kapısı (kale kilise), Wittenberg. Luther, sadece 95 tezle yetinmedi; "Hristiyanlığın Özgürlüğü" ve "Alman Kilisesinin Babilli Esareti" gibi önemli eserler yazdı. Bu kitaplar, kilise reformu gerekliliğini ve kişisel inancın önemini vurguladı. Luther ayı zamanda İncil'i Almanca'ya çevirerek, halkın kutsal metinlere doğrudan erişimini sağladı. Bu, dini bilginin yaygınlaşmasında ve reformun halk tarafından benimsenmesinde büyük rol oynadı. Reformasyon, yeni Protestan mezheplerin (Luthercilik, Kalvinizm, Anglikanizm vb.) ortaya çıkmasına yol açtı. Bu, Hristiyan dünyasının bölünmesine ve Katolik Kilisesi'nin gücünün azalmasına neden oldu. Reformasyon, Avrupa'da din savaşlarını tetikledi; ancak aynı zamanda, dini özgürlüklerin ve ulusal kiliselerin gelişimini de beraberinde getirdi. Bu dönem, monarşilerin kilise üzerindeki kontrolünü artırmasına yol açtı. Luther'in eğitim reformları, okuryazarlığın yaygınlaşmasına katkıda bulundu. Okulların kurulması ve eğitimin teşvik edilmesi, bilimsel ve kültürel gelişmelere zemin hazırladı. Martin Luther'in başlattığı Reformasyon hareketi, sadece dini bir reform değil, aynı zamanda sosyal, politik ve kültürel bir dönüşüm oldu. Avrupa'nın dini haritasını yeniden çizdi ve modern dünyanın şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. Bu dönüşüm, bugün hala Hristiyan dünyasının temel taşlarından biri olarak kabul edilir.
1
dk.
29 Ekim 2024
Cumhuriyet Bayramı’nın tarihsel arka planı ve önemi nedir?
Her yıl 29 Ekim'de kutladığımız Cumhuriyet Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ve modern Türkiye'nin doğuşunu simgeleyen, ulusal bilincimizin ve bağımsızlığımızın en önemli göstergelerinden biridir. Bu yazıda, Cumhuriyet Bayramı'nın tarihsel arka planını, önemini ve bugünkü anlamını inceleyeceğiz. Cumhuriyet Bayramı, 1923 yılında, Türkiye'nin yeni bir devlet yapısına kavuştuğu günü anmak için kutlanır. Osmanlı İmparatorluğu'nun ardından gelen bu yeni dönem, Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde gerçekleşen Kurtuluş Savaşı'nın başarısının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile başlar. 29 Ekim 1923 tarihinde, TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) saltanatı kaldırarak cumhuriyeti ilan etti ve bu, Türk milletinin kendi kaderini tayin etme iradesinin bir göstergesi oldu. Cumhuriyet'in Önemi Demokrasi ve Laiklik: Cumhuriyet'in ilanı ile Türkiye, saltanattan demokratik bir yönetim biçimine geçiş yapmış, laiklik ilkesi devletin temel taşlarından biri haline gelmiştir. Bu, din ve devlet işlerinin ayrılması anlamına gelir ve herkesin inanç özgürlüğünü güvence altına alır. Toplumsal Dönüşüm: Cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi değişikliği değil, aynı zamanda eğitimden kadın haklarına, hukuktan ekonomiye kadar pek çok alanda köklü reformların başlangıcı olmuştur. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması, eğitimde fırsat eşitliği, alfabe değişikliği gibi devrimler, Türkiye'nin modernleşme sürecinde önemli adımlardır. Milletin Egemenliği: Cumhuriyet, halkın kendi kendini yönetmesi ilkesini benimser. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesi, Türk halkının kendi kaderini belirleme hakkını tescillemiştir. Ulusal Birlik ve Beraberlik: Cumhuriyet Bayramı, Türkiye'nin dört bir yanında farklı kültürlerden, inançlardan gelen insanları bir araya getirir ve ulusal birlik duygusunu pekiştirir. Bu bayram, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ortak sevincidir. Günümüzde Cumhuriyet Bayramı, sadece tarihi bir olayı anmak değil, aynı zamanda demokrasiye, özgürlüğe ve barışa olan bağlılığın yeniden teyit edildiği bir gündür. Resmî törenlerin yanı sıra, konserler, geçit törenleri, fener alayları gibi çeşitli etkinliklerle kutlanır. Bu kutlamalar, genç nesillere Cumhuriyet'in değerlerini aktarmanın bir yolu olarak görülür. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda ülkenin geçmişine saygı, bugününe sorumluluk ve geleceğine umutla bakmanın bir ifadesidir. Bu bayram, bizlere bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün ve demokrasimizin ne kadar değerli olduğunu hatırlatır. Cumhuriyet'in kuruluş felsefesini anlamak ve bu değerleri korumak, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının görevidir.
2
dk.
12 Temmuz 2024
Bizans İmparatoru Herakleios ve İslam ilişkisi nasıldı?
Herakleios veya Heraklius, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun 610 - 641 yılları arasındaki imparatorudur. İslamiyet'in ortaya çıkışı ve yayılışı sırasında Bizans tahtında yer alması bakımından önemli görülmektedir. Herakleios'un döneminde İslam peygamberi Muhammed, Arabistan'ın birliğini sağlamayı başarmıştı. Hatta Muhammed peygamber, kendisine Dihye adındaki bir elçi aracılığıyla bir İslam'a davet mektubu gönderdi ancak Herakleios teklifi reddetti. 629 yılında, Muhammed peygamberin Bizans İmparatorluğu'na bağlı Busra kentinin valisine gönderdiği İslam'a davet mektubunu taşıyan elçi, Bizanslılar tarafından öldürülünce Muhammed peygamber, Busra valisi Şürahbil'in üzerine bir ordu göndermeye karar verdi. İmparator Herakleios da Konstantinopolis'ten büyük bir ordu hazırlayıp Müslümanların üzerine yürüyünce 629 yılında Mute Muharebesi yapıldı. Muhammed peygamber, bu savaş için Müslüman ordusunun başına kumandan olarak Zeyd bin Harise'yi tayin etti. 632 yılında Muhammed peygamberin ölümünden sonra Müslümanlar, Ömer bin Hattab önderliğinde 634'te Filistin ve Suriye'ye saldırdıklarında İmparator, savaşa gidemeyecek kadar hastaydı. 636'da gerçekleşen Yermük Savaşı'nda, Herakleios komutasındaki kalabalık Roma ordusu, Müslüman kumandan Halid bin Velid tarafından bozguna uğratıldı ve üç yıl içinde Suriye ve Filistin, Araplar tarafından ele geçirildi. Herakleios 641 yılında öldüğünde Mısır'ın da büyük bir kısmı elden çıkmıştı. Erken İslam ve Arap tarihlerinde Herakleios, uzun uzadıya tartışılan en popüler Roma imparatorudur. İslam'ın ortaya çıktığı dönemde Roma imparatoru olarak oynadığı rol nedeniyle, İslami hadis ve siyer gibi Arap edebiyatında anılır. Herakleios, Müslüman geleneğinde, yükselen İslami güçlerle doğrudan teması olan, büyük bir dindarlığın adil bir hükümdarı olarak görülüyor. 14. yüzyıl bilgini İbn Kesir daha da ileri giderek, "Herakleios en bilge adamlardan biriydi ve kralların en kararlı, kurnaz, derin ve düşünceli kişilerinden biriydi. Romalıları büyük bir liderlikle yönetti. Nadia Maria El-Cheikh ve Lawrence Conrad gibi tarihçiler, İslam tarihçilerinin, İslam'ı Hristiyanlıkla karşılaştırarak Herakleios'un İslam'ı "gerçek din" ve Muhammed'i onun peygamberi olarak kabul ettiğini iddia edecek kadar ileri gittiklerine dikkat çekiyorlar. İslam tarihçileri sık sık Herakleios'un Muhammed peygambere yazdığını iddia ettikleri bir mektuptan alıntı yaparlar: "Elçinizle birlikte mektubunuzu aldım ve Yeni Ahit'imizde bulunan Tanrı'nın elçisi olduğunuza tanıklık ediyorum. Meryem oğlu İsa sizi duyurdu." El-Cheikh'in bildirdiği Müslüman kaynaklara göre, imparatorluğun yönetici sınıfını kendi dinine döndürmeye çalıştı, ancak o kadar güçlü bir şekilde direndiler ki, rotasını tersine çevirdi ve sadece onların Hristiyanlığa olan inançlarını test ettiğini iddia etti. El-Cheikh, Herakleios'un bu anlatımlarının imparator hakkındaki tarihsel bilgimize çok az şey kattığını not eder; daha ziyade, Muhammed peygamberin bir peygamber olarak statüsünü meşrulaştırmaya çalışan İslami vaazlarının önemli bir parçasıdırlar. Batılı akademik tarihçilerin çoğu, bu tür gelenekleri taraflı, ilan edici ve çok az tarihsel değere sahip olarak görüyor. Ayrıca, Muhammed peygamber tarafından Herakleios'a gönderilen herhangi bir habercinin imparatorluk tarafından kabul edilmeyeceğini veya tanınmayacağını iddia ediyorlar. Kaegi'ye göre, İslami kaynaklar dışında Herakleios'un İslam'ı duyduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktur ve o ve danışmanlarının Müslümanları aslında Yahudilerin özel bir mezhebi olarak görmüş olmaları mümkündür.
2
dk.
20 Ocak 2025
Kuantum fiziği nasıl ortaya çıktı ve zamanla nasıl gelişti?
Kuantum fiziği, 20. yüzyılın başlarında doğmuş ve evrenin en temel yapı taşlarını anlamamızı sağlayan devrim niteliğinde bir bilim dalıdır. Bu yazıda, kuantum fiziğinin tarihsel gelişimini, önemli bilim insanlarını ve dönüm noktalarını inceleyeceğiz. 1. Başlangıç ve Planck'ın Kuantum Hipotezi (1900): Kuantum fiziğinin kökeni, Alman fizikçi Max Planck'ın kara cisim ışıması üzerine yaptığı çalışmalara dayanır. Planck, 1900 yılında enerjinin sürekli değil, belirli enerji paketleri (kuantalar) halinde yayınlandığını öne sürerek "kuantum hipotezi"ni ortaya attı. Bu, klasik fiziğin temel varsayımlarını sarsan bir adımdı. 2. Einstein ve Fotoelektrik Etki (1905): Albert Einstein, Planck'ın kuantum hipotezini bir adım ileri taşıdı ve 1905'te fotoelektrik etkiyi açıklarken ışığın da kuantumlar, yani fotonlar şeklinde davrandığını gösterdi. Bu teorisiyle, ışığın hem dalga hem de parçacık özellikleri gösterdiği "dalga-parçacık ikiliği" kavramı doğdu. 3. Bohr ve Atom Modeli (1913): Niels Bohr, Rutherford'un atom modelini geliştirerek elektronların enerji seviyeleri arasında sıçrayarak enerji yaydığını veya absorbe ettiğini öne sürdü. Bohr'un modeli, hidrojen atomunun spektral çizgilerini açıklayarak kuantum teorisinin atomik düzeydeki uygulamalarını sergiledi. 4. Kuantum Mekaniğinin Doğuşu (1920'ler): Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi (1927): Werner Heisenberg, bir parçacığın konumunu ve momentumunu aynı anda kesin olarak bilmenin imkansız olduğunu belirten belirsizlik ilkesini ortaya koydu. Bu, klasik fizikteki kesinlik anlayışına bir meydan okumaydı. Schrödinger'in Dalga Denklemi: Erwin Schrödinger tarafından geliştirilen bu denklem, parçacıkların dalga fonksiyonları ile tanımlanabileceğini gösterdi. Bu denklem, kuantum mekaniğinin matematiksel temelini oluşturdu. 5. Kuantum Teorisinin Gelişimi: Pauli'nin Dışlama İlkesi: Wolfgang Pauli'nin 1925'te sunduğu bu ilke, aynı kuantum durumunda iki fermiyonun bulunamayacağını belirtir, bu da atomların elektron dizilimini açıklar. Dirac ve Kuantum Elektrodinamiği: Paul Dirac, 1920'lerin sonlarında ve 1930'ların başında kuantum mekaniği ile özel görelilik teorisini birleştirerek kuantum elektrodinamiğini geliştirdi. 6. Kuantum Fiziğinin Modern Uygulamaları: Kuantum fiziği, bugün bilgisayar teknolojisi (kuantum bilgisayarlar), tıp (MRG taramaları), ve enerji (kuantum noktalar) gibi alanlarda devrim yaratmaktadır. Ayrıca, kuantum dolanıklık ve kuantum teleportasyon gibi kavramlar, bilgi teorisi ve iletişim sistemlerinde yeni kapılar açmaktadır. Kuantum fiziği, bize evrenin nasıl işlediğine dair derinlemesine bir bakış sunar ve hâlâ keşfedilmeyi bekleyen birçok gizem barındırır. Her yeni buluş, bilimsel anlayışımızı genişletir ve teknolojik ilerlemeye katkıda bulunur. Kuantum fiziğinin tarihi, insan zekasının ve merakının ne kadar sınırsız olabileceğinin bir kanıtıdır.
2
dk.
5 Kasım 2024
Osmanlı'da Devşirme Sistemi nasıl işliyordu?
Osmanlı İmparatorluğu, tarih boyunca birçok yenilikçi yönetim ve idari sistemler geliştirmiştir. Bu sistemlerden belki de en dikkat çekici olanı, devşirme sistemidir. Bu sistem, Osmanlı'nın askeri ve bürokratik yapısında önemli bir rol oynamış ve imparatorluğun gücünün artmasında etkili olmuştur. Devşirme Sistemi Nedir? Devşirme sistemi, Osmanlı İmparatorluğu'nun Hristiyan tebaasından genç erkek çocuklarını alarak, onları İslam dinine geçirip askeri ve idari elitler olarak yetiştirdiği bir sistemdir. Bu çocuklar, genellikle Balkanlar ve Anadolu'daki Hristiyan köylerinden toplanırdı. Bu uygulama, özellikle XIV. yüzyıldan itibaren, Osmanlı'nın güçlenmesi ve yayılması ile birlikte giderek daha sistematik hale geldi. Sistemin İşleyişi: Seçim ve Toplama: Devşirme, belirli aralıklarla uygulanırdı. Osmanlı memurları, belirlenen bölgelerde uygun yaştaki (genellikle 8-20 yaş arası) ve sağlıklı çocukları seçerdi. Bu seçimler sırasında, çocukların zeka, fiziksel kuvvet ve potansiyeli göz önünde bulundurulurdu. Eğitim ve Yetiştirme: Seçilen çocuklar, İstanbul'a getirilir ve burada sünnet edilir, İslam dinine geçirilir ve Türkçe öğrenirdi. Eğitimleri ise iki ana yolda ilerlerdi: Acemi Ocağı: Askeri eğitim alanları. Burada askeri disiplin, savaş taktikleri ve silah kullanımı öğretilirdi. Bu çocuklar, zamanla Yeniçeri ordusunun temelini oluştururdu. İç Oğlanları ve Enderun: Daha zeki ve yetenekli bulunanlar, sarayda eğitilir, burada hem askeri hem de idari eğitim alırlardı. Enderun, Osmanlı'nın en yüksek bürokratlarını yetiştiren bir okuldu. Sistemin Etkileri: Sosyal ve Kültürel: Devşirme sistemi, Osmanlı'da sosyal hareketliliği artırdı. Hristiyan kökenli birçok kişi, imparatorluğun en üst kademelerine kadar yükselebildi. Bu, Osmanlı'nın çok kültürlü yapısının bir yansıması olarak da görülebilir. Askeri Güç: Yeniçeriler, Osmanlı ordusunun bel kemiğini oluşturdu. Avrupa'da disiplinli ve korkusuz askerler olarak tanındılar. Bürokratik Sistem: Enderun'dan çıkan devşirmeler, imparatorluğun idari sisteminde önemli görevler üstlendi. Bu, devletin merkeziyetçi yapısını güçlendirdi. Tartışmalar ve Eleştiriler: Devşirme sistemi, modern insan hakları perspektifinden bakıldığında eleştirilere maruz kalır. Çocukların ailelerinden zorla alınması, günümüzde etik olmayan bir uygulama olarak değerlendirilir. Ancak, o dönemin bağlamında, bu sistem Osmanlı'nın genişlemesine ve idari yapısının güçlenmesine katkı sağlamıştır. Devşirme sistemi, Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş döneminde önemli bir rol oynamıştır. Bu sistem, imparatorluğun askeri, idari ve sosyal yapısına derin etkiler bırakmıştır. Ancak, zamanla Osmanlı'nın zayıflaması ile birlikte, bu sistemin de işlevselliği ve uygulanabilirliği azalmıştır. Bugün, devşirme sistemi, tarihsel bir fenomen olarak, Osmanlı'nın karmaşık ve zengin idari yapısının bir parçası olarak incelenmektedir.
2
dk.
25 Ekim 2024
Kartaca (Pön) Savaşları nasıl gelişti?
Kartaca savaşları, ya da daha bilinen adıyla Pön Savaşları, MÖ 264 ile MÖ 146 yılları arasında Roma Cumhuriyeti ve Kartaca arasında gerçekleşen üç büyük savaş dizisidir. Bu savaşlar, Akdeniz'in kontrolü için yapılmış ve döneminin en geniş çaplı savaşları olarak kabul edilir. İşte bu savaşlara dair temel bilgileri sizlerle paylaştık. Birinci Pön Savaşı (MÖ 264-241) Nedenleri: Sicilya'nın kontrolü üzerine çıkmıştır. Messana (bugünkü Messina) şehri üzerindeki hakimiyet mücadelesi savaşı tetiklemiştir. Sonuçları: Roma, Kartaca'nın deniz gücüne rağmen, donanma konusunda kendini geliştirerek savaşı kazanmış ve Sicilya'yı ele geçirmiştir. Ayrıca, Kartaca Roma'ya savaş tazminatı ödemek zorunda kalmıştır. İkinci Pön Savaşı (MÖ 218-201) Nedenleri: İspanya'daki Kartaca yayılması ve Hannibal'in İtalya'ya yürüyüşü ile başlamıştır. Hannibal, Alpleri geçerek İtalya'ya sürpriz bir saldırı yapmıştır. Önemli Olaylar: Hannibal'in Cannae Muharebesi'ndeki (MÖ 216) ezici zaferi Roma için büyük bir yenilgi olmuştur. Ancak, Roma'nın stratejik sabrı ve Fabian taktiği (direkt çatışmadan kaçınma) sonucu, Hannibal İtalya'da tutunamadı ve geri çağrıldı. Sonuçları: Roma, Kartaca'nın gücünü kırmış, İspanya'yı ele geçirmiş ve Kartaca'yı ciddi bir savaş tazminatına mahkum etmiştir. Kartaca artık bir Akdeniz gücü olmaktan çıkmıştır. Üçüncü Pön Savaşı (MÖ 149-146): Nedenleri: Roma'nın, Kartaca'nın tekrar güçlenmesinden endişe duyması ve Kartaca'nın Roma'ya ödemesi gereken tazminatı aksatması üzerine çıkmıştır. Sonuçları: Roma, Kartaca şehrini tamamen yıkmış, halkını köle olarak satmış ve şehir topraklarına tuz ekerek bir daha yerleşim kurulamayacak hale getirmiştir. Bu savaşla Kartaca medeniyeti son bulmuştur. Bu savaşlar, Roma'nın Akdeniz'deki hakimiyetini pekiştirmiş ve Roma'yı tartışmasız bir süper güç haline getirmiştir.
1
dk.
8 Temmuz 2024
Hünkar İskelesi Antlaşması neden imzalandı?
Hünkâr İskelesi Antlaşması 8 Temmuz 1833 tarihinde İstanbul'un Beykoz ilçesinde bulunan Hünkar Kasrı'nda imzalanmıştır. Kasrın denize açılan kapısına da Hünkâr İskelesi denir. Antlaşmanın adı da buradan gelmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun Rus İmparatorluğu ile imzaladığı bir karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşmasıdır. Hünkar Kasrı (Beykoz Mecidiye Kasrı) günümüzde Milli Saraylara bağlı bir müze olarak kullanılmaktadır. Sultan II. Mahmud 1829 yılında Rusya'yla yapılan savaşı sonuçlandıran Edirne Antlaşması'nı imzaladı. Bu arada Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ayaklandı. Fransa, Mehmet Ali Paşa'yı destekliyor, İngiltere ise tereddütlü kalıyordu. Osmanlı İmparatorluğu isyanı bastırmak için Rusya'dan yardım istemek zorunda kaldı. Padişah, Tuna kıyılarındaki otuz bin kişilik Rus birliğinin İstanbul'u korumak üzere gönderilmesini istedi. Rusya bu isteği kabul edince Padişah, Mehmet Ali Paşa ile anlaşmak için yeni çareler aramaya başladı. Fakat Fransa bu çabaları etkisiz kıldı. Bunun üzerine Amiral Lazanev'in komutasında dokuz savaş gemisinden kurulu Rus filosu, Boğaz'ı geçerek Büyükdere önünde demirledi. Rusya'nın Mısır'a baskısı ve durumun çıkarlarına uygun olmadığını gören Fransa ve İngiltere'nin girişimleri sonucu 14 Mayıs 1833'te Osmanlılarla Mehmet Ali Paşa arasında Kütahya Antlaşması yapıldı. Kütahya Antlaşması, Mısır valisi ile olan anlaşmazlıkları çözümleyecek ilkelerden çok uzaktı. II. Mahmud barışı sağlamış olmakla birlikte kendini güvencede hissetmiyordu. O yüzden Rusya'yla bir karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşması yapmaya karar verdi. Rusya yardımlarının mükafatını almak için bir antlaşma yapmak istiyordu. Süresi 8 yıl olan antlaşmanın gizli bir maddesine göre boğazlar bir harp durumunda diğer devletlere kapalı ancak Rus donanmasına açık olacaktı. Böylece Hünkar İskelesi Antlaşması imzalandı. II. Mahmut kendisini valisi karşısında küçük düşüren ve önemli toprak kaybına neden olan Kütahya Antlaşmasını kabullenememişti. İlk fırsatta Mehmet Ali Paşa’dan Suriye, Filistin ve hatta mümkünse Mısır’ı geri almayı istiyordu. Yani Kütahya Antlaşması aslında Sultan ile Mısır Valisi arasında sorunları çözen bir barış değil, her an sonlanabilecek bir mütarekeydi. Bu durumun farkında olan İngilizler muhtemel bir savaşı engellemek için çaba harcadılar. Antlaşmaya adını veren Hünkar İskelesi Antlaşmanın içeriği 8 Temmuz 1833’te imzalanan antlaşma, bir önsöz, altı açık ve bir gizli maddeden meydana geliyordu. Antlaşmanın ön sözünde, Osmanlılar ile Ruslar arasında kurulmuş olan barış sistemi ve bu antlaşmanın savunma düşüncesiyle hazırlandığına işaret ediliyordu. Birinci maddede, iki devletin sadece savunma kaygısıyla bu antlaşmayı yaptıkları, huzur ve güvenlikleri için birbirlerine yardımda bulunacakları belirtiliyordu. İkinci maddede, 1829 Edirne Antlaşması ile bu antlaşmada geçen diğer maddeleri yeniden onanmaktaydı. Üçüncü maddede, Osmanlılar, Rusya'dan yardım istedikleri takdirde, Rusya'nın karadan ve denizden, iki taraf arasında kararlaştırılacak sayıda bir kuvvetle yardım edeceğine ilişkindi. Dördüncü maddeye göre, yardım isteyen taraf, yardıma gelen tarafın bütün masraflarını karşılayacaktı. Beşinci maddeye göre, antlaşma süresi sekiz yıl olarak tespit ediliyordu. Altıncı madde, bu savunma antlaşmasının iki ay içinde onanacağı ve onanmış nüshalarının İstanbul'da karşılıklı olarak değiştirileceği ile ilgiliydi. Antlaşmanın gizli maddesine göre, Rusya ile batı devletlerinden biri arasında savaş olursa, Osmanlı Devleti, Çanakkale Boğazı'nı Rusya ile savaşan devletin donanmasına kapayacak; buna karşılık Rusya'nın dostu olduğu için, Rus gemileri boğazlardan serbestçe geçebilecekti. Fransa ve İngiltere antlaşmanın imzalandığını öğrenir öğrenmez antlaşmayı protesto ettiler. Bir İngiliz donanması İzmir önlerine geldi. Avusturya, Hünkar İskelesi Antlaşması'nın sakıncaları konusunda Çar'ı ikna etti. Çar I. Nikolay antlaşmayı bozmamakla birlikte, şartlarını yerine getirmeyeceğini söyleyerek ortamı yumuşattı. Daha sonra da Avusturya ve Prusya ile 18 Eylül 1833'te Munchergratz Antlaşması'nı yaptı. Hünkar İskelesi Antlaşması, Boğazlar Sorununun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Boğazlar Sorunu 1841'deki Londra Boğazlar Konferansı'nda tekrar ele alınmıştır.
2
dk.
bottom of page
















.png)