top of page
Onur Şişman
17 Ekim 2026
Gök Tanrı İnancı Nedir? Türklerin İslamiyet Öncesi İnancı ve Tengricilik
Eski Türkler neye inanıyordu? Göğe bakarak dua eden atalarımızın evren, yaşam ve ölüm tasavvuru nasıldı? Bu videomuzda; İslamiyet öncesi Türklerin kadim inanç sistemi olan Gök Tanrı (Tengricilik) inancını tüm detaylarıyla masaya yatırıyoruz. Kök Tengri kavramından kut anlayışına, Umay Ana ve Erlik Han gibi yardımcı ruhlardan Orhun Yazıtları'ndaki felsefi ifadelere kadar Tengricilik hakkında merak edilen her şeyi inceliyoruz. Ayrıca yolcunun ardından su dökmekten tahtaya vurmaya kadar bugün bile farkında olmadan sürdürdüğümüz birçok geleneğin kökenine ışık tutuyoruz. Keyifli seyirler! Videoyu beğenmeyi, düşüncelerinizi yorumlarda paylaşmayı ve yeni videolardan haberdar olmak için kanala abone olmayı unutmayın.
1
dk.
17 Ekim 2026
Roma'yı Tir Tir Titreten Kartacalı: Hannibal Barca
Roma'yı kendi evinde vuran, Alpleri savaş filleriyle aşan ve askeri tarihe adını altın harflerle yazdıran bir dahi: Hannibal Barca. 9 yaşında babasına ettiği intikam yeminiyle büyüyen, 26 yaşında ordunun başına geçen ve Roma Cumhuriyeti'ne tarihinin en ağır yenilgisini (Cannae Muharebesi) yaşatan Kartacalı komutan Hannibal Barca’nın tüm serüvenini inceliyoruz. İtalya topraklarında 15 yıl boyunca tek bir meydan savaşı kaybetmeden nasıl hayatta kaldı? Düşmanını ayna gibi inceleyen Scipio Africanus, Zama Muharebesi’nde Hannibal’ı kendi silahıyla nasıl mağlup etti? Ve bu efsanevi komutanın yolu Anadolu’ya, günümüz Kocaeli/Gebze topraklarına nasıl düştü? Antik dünyanın en büyük askeri satrancına ve bir imparatorluğun uykularını kaçıran komutanın hayatına dair her şey bu videoda!
1
dk.
17 Ekim 2026
Rusya’yı Bataklıktan İmparatorluğa Çeviren Çar I. Petro
Osmanlıların Deli, Batı dünyasının ise Büyük olarak andığı I. Petro, tarihin gördüğü en sıra dışı ve radikal liderlerden biriydi. Tersanelerde sıradan bir işçi gibi marangozluk yapan, soyluların sakallarını bizzat kesen, sarayında dişçilik ve cerrahi operasyonlar yürüten bu devasa adam; izole bir bozkır çarlığını bataklıkların üzerine kurduğu St. Petersburg ile modern bir dünya imparatorluğuna dönüştürdü. Bu videoda; I. Petro’nun kimliğini gizleyerek çıktığı Avrupa seyahatini, İsveç Kralı XII. Karl’ı hezimete uğrattığı Poltava Muharebesi’ni, Osmanlı ile olan Prut mücadelesini ve tarihe geçen tuhaf takıntılarını tüm detaylarıyla inceliyoruz.
1
dk.
31 Temmuz 2026
Dünyanın Tek Demir Kilisesi Sveti Stefan
İstanbul’un Kalbinde 500 Tonluk Metal Mucize: Sveti Stefan Demir Kilisesi! Önünden defalarca geçtiğimiz Balat sahiline bugün çok farklı bir gözle bakıyoruz! Dünyada ayakta kalan TEK dökme demir kilise olan Sveti Stefan'ın arkasında; padişahın koyduğu imkansız süre kuralı, Viyana’dan Tuna Nehri üzerinden İstanbul’a getirilen 500 tonluk demir parçalar ve mühendislik sınırlarını zorlayan muazzam bir hikaye var. Onur Şişman anlatımıyla hazırladığımız bu bölümde; korsanlar gibi saklanan tarihsel gerçeklerden, Viyana'da dökülüp Balat'ta bir Lego gibi birleştirilen bu eşsiz yapının sırlarına yolculuk yapıyoruz.
1
dk.
17 Ekim 2026
Payitahtın En Karanlık Günleri: İşgal Altındaki İstanbul ve Mustafa Kemal’in Gizli Planı
13 Kasım 1918 sabahı Boğaz’a demirleyen 61 parça işgal zırhlısı, teslimiyet fermanları ve sokaklarda devriye gezen düşman askerleri... İstanbul, tarihinin en karanlık 5 yılını yaşarken arka planda neler oluyordu? Bu videoda, İstanbul’un fiili işgalinden Şehzadebaşı baskınına, Beyoğlu’nun lüks eğlencelerinden Müslüman mahallelerindeki yoksulluğa kadar dönemin tüm gerçeklerini inceliyoruz. En önemlisi; Mustafa Kemal Paşa’nın Şişli’deki üç katlı pembe evde, İngiliz istihbaratının burnunun dibinde arkadaşlarıyla sabahlara kadar harita başında kurduğu gizli Anadolu planını ve direnişin perde arkasını anlatıyoruz. Videoyu beğendiyseniz beğen butonuna basmayı, bu döneme dair düşüncelerinizi yorumlarda paylaşmayı ve yeni tarih içeriklerinden haberdar olmak için kanala abone olmayı unutmayın!
1
dk.
17 Ekim 2026
Baron de Tott - İstanbul’u Rus İşgalinden Kurtaran Osmanlı’nın Çılgın Reformcusu
1770 Çeşme Baskını ile tüm donanması küle dönen Osmanlı İmparatorluğu, tarihinin en büyük şoklarından birini yaşadı. Rus donanması Çanakkale Boğazı’nı geçip payitaht İstanbul’u işgal etmek üzereyken, sarayın kapısını çalan sıra dışı bir yabancı tüm dengeleri değiştirdi: Macar asıllı Fransız subayı Baron François de Tott. Dinini ve adını değiştirmeyi reddeden, akıcı Türkçesiyle saray koridorlarında dolaşan bu subay; Çanakkale tabyalarını tahkim etti, Osmanlı ordusuna modern toplar döktürdü ve tarihe geçecek Sürat Topçuları Ocağı’nı kurdu. Ancak bu modernleşme hamlesi, yeniçerilerin isyanları, ulemanın direnci ve top patlatmaktan korkup hendeklere kaçan paşaların trajikomik hikâyeleriyle doluydu. Bu videoda; İstanbul’un işgalden nasıl kurtulduğunu, Baron de Tott’un sarayla yaşadığı akılalmaz sürtüşmeleri ve Osmanlı’nın ilk sancılı Batılılaşma adımlarını tüm detaylarıyla inceliyoruz. Videoyu beğenmeyi, yorumlarda görüşlerinizi paylaşmayı ve tarihin sıra dışı sayfalarını araladığımız yeni bölümleri kaçırmamak için kanala abone olmayı unutmayın!
1
dk.
17 Ekim 2026
Kanuni Sultan Süleyman Protestanlığı Nasıl Kurtardı? Martin Luther ve Reform
Martin Luther, Kanuni Sultan Süleyman ve Avrupa’yı Değiştiren Reform! Tarih 1517... Almanya'da Wittenberg Kilisesi'nin kapısına çakılan 95 maddelik bir bildiri, sadece din anlayışını değil; günümüz dünyasının ekonomisini, eğitim sistemini ve hatta modern devlet yapısını kökünden değiştirdi. Peki, yıldırımdan korkup keşiş olan Martin Luther nasıl oldu da Papa’ya meydan okuyan ve tarihin ilk viral içerik üreticisine dönüşen bir figür haline geldi? Daha da önemlisi Hristiyan dünyası birbirini yerken Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı İmparatorluğu bu sürecin tam olarak neresindeydi? Osmanlı'nın Viyana kapılarına dayanması Protestanlığın ezilmesini nasıl engelledi? Bu bölümde, Matbaanın gücünden Osmanlı’nın muazzam jeopolitik zekasına, Cennet tapularından (Endüljans) modern kapitalizmin doğuşuna kadar Reform hareketinin tüm bilinmeyenlerini inceliyoruz. Ayrılan mezhepler, jeopolitik hamleler ve tek bir insanın vicdani itirazıyla şekillenen modern dünya düzenine dair tüm detaylar Sanal Tarih’te!
1
dk.
20 Nisan 2026
Osmanlı’da Kahve Kültürü - İlk Kahvehaneler ve Yasaklar
Kahve, sadece bir içecek değil; bir kültürün, sohbetin ve toplumsal değişimin en önemli tanığıdır. Bu videomuzda, tarihçi Onur Şişman siyah incinin izini sürüyor ve Yemen’in sarp yamaçlarından İstanbul’un kalabalık sokaklarına uzanan o büyüleyici yolculuğu bize anlatıyor. Bu videoda: Yemen'den Anadolu'ya: Kahvenin ilk yolculuğu nasıl başladı? Saraya ve halka nasıl ulaştı? İlk Kahvehaneler: Sosyalleşme mekanlarının doğuşu. Tahtakale'den dünyaya yayılan bu yeni kültürün merkezi nerelerdi? Zarfsız Fincan Kültürü: Kahve sunumundaki incelikler, o meşhur zarfsız fincanlarla yapılan servisin hikayesi ve estetiği. Yasaklı Yıllar: Kahve neden tehlikeli görüldü? Kanuni’den IV. Murad’a, kahvehanelere getirilen sert yasakların ardındaki gerçek sebepler nelerdi? Kahve kokulu bu tarih yolculuğuna davetlisiniz. Onur Şişman'ın anlatımıyla, bir fincan kahvenin arkasındaki koca bir imparatorluk mirasını keşfedin.
1
dk.
17 Ekim 2026
Yehova'nın Şahitleri Kimdir, Neye İnanırlar?
Sokaklarda, meydanlarda sıkça stantlarını gördüğümüz ya da kapımızı çalan Yehova’nın Şahitleri gerçekte kimdir? İnanç sistemleri neye dayanır, Hristiyanlıktan farkları nelerdir ve Türkiye’deki faaliyetleri nasıl yürütülmektedir? Bu videoda, "Türkiye'de Yehova Şahitleri" kitabının yazarı Onur Şişman, grubun tarihini, teşkilat yapısını, temel öğretilerini ve Türkiye’deki serüvenini, hareketin ortaya çıkış kökenlerini, teolojik iddialarını, Türkiye'deki tarihsel gelişimini ve topluluk hakkında en çok merak edilen soruları nesnel bir bakış açısıyla ele alıyor. Hem dinler tarihi hem de sosyolojik açıdan merak edilen soruların yanıt bulduğu bu kapsamlı analizi sonuna kadar izlemeyi, düşüncelerinizi yorumlarda paylaşmayı ve videoyu beğenmeyi unutmayın!
1
dk.
17 Ekim 2026
Bir Köy Çocuğundan Sadrazam Yaratmak: Osmanlı’nın Devşirme Sistemi
Balkan köylerinden toplanan Hristiyan çocuklar nasıl bir cihan imparatorluğunun veziri, kaptan-ı deryası veya ordusunun bel kemiği Yeniçerisi haline geldi? Osmanlı Devleti’nin yüzyıllar boyunca askerî ve bürokratik omurgasını oluşturan Devşirme Sistemi; kökenleri, kanunları ve işleyişiyle tarihin en sıra dışı teşkilatlanmalarından biridir. Bu videoda devşirme kanununun kurallarından "Türk’e verilme" sürecine, Acemi Ocağı'ndan Enderun Mektebi'ne uzanan dönüşümü ve sistemin imparatorluğa kazandırdığı güç ile yol açtığı tartışmaları tüm yönleriyle inceliyoruz. Keyifli seyirler! Tarihin perde arkasını ve derinliklerini kaçırmamak için kanala abone olmayı, videoyu beğenmeyi ve düşüncelerinizi yorumlarda paylaşmayı unutmayın!
1
dk.
31 Temmuz 2026
II. Abdülhamid'in Gizli İstihbarat Teşkilatı
II. Abdülhamid denilince akla iki zıt kutup gelir: Kimilerine göre Kızıl Sultan, kimilerine göre ise Ulu Hakan. Ancak iki tarafın da üzerinde birleştiği ortak bir imaj var: Her yere yayılmış casuslar, bitmek bilmeyen takipler ve bir korku iklimi... Peki, Osmanlı tarihinin en çok konuşulan bu hafiye teşkilatı gerçekten söylenildiği gibi bir James Bond ağı mıydı, yoksa kontrolden çıkmış bir dedikodu mekanizması mı? Bu videomuzda: • II. Abdülhamid'i Yıldız Sarayı'na kapatan ve istihbarat ağı kurmaya iten olayları (Çırağan Vakası, tahttan indirilme korkusu vb.), • Yıldız İstihbarat Teşkilatı'nın nasıl çalıştığını ve sıradan insanların (berberler, kahveciler, kapıcılar) bu sisteme nasıl dahil olduğunu, • Jurnal sisteminin kişisel intikamlara ve iftira çukuruna nasıl dönüştüğünü, • Jön Türkler'e karşı yürütülen dış istihbarat faaliyetlerini, • Ve 1908 sonrası ortaya çıkan devasa jurnal arşivlerinin perde arkasını inceliyoruz. Keyifli seyirler!
1
dk.
17 Eylül 2025
İnönü’nün II. Dünya Savaşı Stratejisi
İsmet İnönü’yü 1938–1945 aralığında tanımlayan en belirgin politika, Cumhuriyet’in ikinci döneminin en zor sınavlarından biri olan İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’yi sahaya sürmemek için yürüttüğü titiz denge diplomasisidir. Bu yazıda amacım İnönü’nün kullandığı araçları, karşılaştığı imkan ve sınırlılıkları, aldığı riskleri ve bıraktığı mirası tarihçi bakışıyla anlatmaktır. 1939’da Türkiye, jeopolitik olarak iki blok arasında kıstırılmış durumdaydı: Balkanlar’da, Karadeniz’de ve Ege’de tarafların nüfuz alanları hızla değişiyordu. Cumhuriyet yeni kurulmuş, 1920’lerin ve 30’ların hatıraları — Lozan’ın korunması, toprak bütünlüğü, bağımsızlık ilkeleri — siyaset yapıcıların zihninde tazeydi. Savaşın ilk yıllarında özellikle Fransa’nın 1940’taki çöküşü ve Balkanlar’da Alman ilerleyişi, Türkiye’yi yalnız bırakma ihtimalini kuvvetle artırdı; bu durum Ankara’yı önce süreksiz bir ittifakla sonra aktif tarafsızlığa sürükledi. Türkiye’nin Ekim 1939’da Fransa ve İngiltere ile yaptığı ikili temaslar ve Haziran 1940’ta ilan edilen non-belligerency (savaş dışı kalma) kararının arka planı budur. İnönü, Cumhurbaşkanı sıfatıyla aldığı kararları ulusal varoluş çerçevesinde değerlendirdi. İlke basitti: ülke hayatta kalacak, devlet kurumları zarar görmeyecek; zafer ya da milli prestij uğruna ülke harap edilmeyecekti. Bu yaklaşım, hem askeri gerçekçilikten (ordu ve hava kuvvetlerinin donanım eksiklikleri) hem de yakın tarih tecrübesinden (I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele) kaynaklanıyordu. İnönü ve çevresi, Türkiye’nin askeri ve ekonomik araçlarının bir büyük savaşa tahammül edemeyeceğini, bu yüzden diplomasinin ilk ve birincil savunma aracı olması gerektiğini düşündü. Bu değerlendirme akademik literatürde de sıklıkla vurgulanır. İnönü dönemi dış politikasının paradokslarından biri, Almanlarla yazılı bir dostluk/saldırmazlık paktı imzalanmasıdır. 18 Haziran 1941’de Ankara’da Türkiye ile Almanya arasında imzalanan Alman-Türk Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması, Türkiye’nin resmi tarafsızlık pozisyonunun dışa vurumlarından biriydi. Bunun arka planı karmaşıktı: Balkanlar’daki Alman zaferleri ve Sovyetler ile Almanya arasındaki çatışma, Türkiye’yi iki yandan kuşatma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı; İnönü, açık cephelerden kaçınarak devletin korunmasını tercih etti. Bu antlaşmanın metni ve bağlamı dönem belgelerinde mevcuttur. Aynı yıllarda Ankara, ekonomiyi de bir tür savunma aracı gibi kullandı; yani ticaret ve maden satışlarını denge unsuru yaparak hem Almanya’yı hem de Müttefikleri idare eden bir tampon rolü üstlendi. Ekim 1941’de imzalanan ticari anlaşma çerçevesinde Almanya’ya krom gönderimleri ve karşılığında malzeme alma vaatleri ortaya çıktı. Buna mukabil Müttefikler, Almanya’nın stratejik ham maddelere erişimini engellemek için önleyici satın alma yoluna gittiler; İngiltere ve ABD, Türkiye’den krom ve öteki malları büyük meblağlarla satın alarak Almanya’ya gidebilecek kaynakları sınırlamaya çalıştı. Bu ekonomik diplomasinin politik amacı açıktı: Türkiye’yi hem zorlamadan uzak tutmak hem de Almanya’nın savaş kapasitesini sınırlamak. İnönü’nün siyaseti pasif bir bekleyiş değildi; aksine ordunun hazır tutulması, sınırlar boyunca birlik konuşlandırılması, savunma hatlarının güçlendirilmesi ve olağanüstü ekonomi tedbirleriyle desteklenen aktif bir savunma planıydı. Dönemin belgelerine göre Türkiye önemli bir askeri gücünü sahada tutmak için adımlar attı; Amerikan kaynakları, 1947 tarihli değerlendirmede Türkiye’nin savaş halinde yaklaşık 1.5 milyon kadar eğitimli erkeği kısa sürede cepheye sürme potansiyeline sahip olduğunu not eder — ama bu potansiyelin etkinliği ve donanımı tartışmalıydı. İnönü, dış yardım ve modern silah tedariki konusundaki teklifler karşısında ya kabul ya reddin sembolik anlam taşıdığını, dolayısıyla dikkatli hareket edilmesi gerektiğini biliyordu. Müttefik liderler özellikle 1941 sonrası Türkiye’yi savaşa çekmek için yoğun diplomasi yürüttüler. Winston Churchill, 1943 başında İnönü ile Adana/Yenice görüşmelerinde Türkiye’nin savaşa girmesi için ikna çabalarını bizzat üstlendi; karşılığında kapsamlı askeri yardım, üs kullanımı ve operasyonel kolaylıklar teklif etti. Buna rağmen İnönü, güvenlik garantileri olmadan böyle bir adımın çok riskli olduğunda ısrarcıydı. Bu görüşmeler İnönü’nün savaş dışı kalma kararlılığının en açık diplomatik göstergelerindendi. Churchill’in ısrarı, savaşın dönüm noktalarına bağlı olarak artıp azaldıysa da, Ankara’nın mesajı netti: Türkiye sadece kendi koşullarında ve ulusal çıkarlarına uyan bir biçimde hareket eder. Savaşın ağır ekonomik şartları içinde devlet, orduyu ayakta tutmak ve ülkenin savunmasını sürdürebilmek için Varlık Vergisi uygulamasına başvurdu. Bu vergi en çok gayrimüslim vatandaşları, özellikle de Yahudileri etkiledi; birçok kişi büyük mali kayıplar yaşadı ve ağır mağduriyetlere uğradı. Ancak bu noktada unutulmaması gereken bir gerçek vardır: Eğer Türkiye savaşa girseydi, Yahudi vatandaşlar çok daha büyük bir felaketle yüz yüze kalacaktı. Hitler’in Avrupa’da milyonlarca Yahudi’yi sistematik biçimde yok ettiği düşünüldüğünde, Türkiye’nin tarafsız kalması, Yahudi toplumunu topluca imhadan korumuş oldu. Varlık Vergisi acı ve belki adaletsizdi ama İnönü’nün tercihi, Yahudilerin mallarını kaybetmesi pahasına da olsa, onların canlarını Hitler’in ölüm kamplarından uzak tutmak anlamına geliyordu. Savaşın gidişatı 1944’te Almanya’nın moral ve askeri gerilemesiyle değişti; Türkiye, Ağustos 1944’te Almanya ile diplomatik ve ticari ilişkilerini kademeli olarak azalttı ve nihayetinde 23 Şubat 1945’te Almanya’ya karşı sembolik de olsa savaş ilan etti. Bu adımın amacı, fiilen çatışmaya katılmaktan çok, savaş sonrası düzen içinde tarafsız bir aktör olmaktan çıkarak Birleşmiş Milletler’e (ve dolayısıyla yeni uluslararası düzene) tam üye olma zeminini sağlamaktı. İnönü’nün bu manevrası, uzun süreli tarafsızlığın maliyetini azaltıp Türkiye’ye diplomatik getiriler sağladı. İsmet İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı boyunca sergilediği tutum, kimi zaman eleştirilen kimi zaman takdir edilen bir “denge siyaseti”ydi. Ancak uzun vadeli sonuçlara bakıldığında, bu tercihin Türkiye için hayati derecede olumlu olduğu tartışmasızdır. Evet, savaş yıllarında Varlık Vergisi gibi uygulamalar toplumun bazı kesimlerine ağır yük bindirdi, ciddi mağduriyetlere yol açtı. Ancak şu da unutulmamalıdır ki İnönü’nün ülkeyi savaştan uzak tutması, Yahudi ve diğer azınlık vatandaşların Hitler’in gaz odalarına gönderilmesini engelledi. Avrupa’da milyonlarca Yahudi sabun yapılırken, Türkiye’de her şeye rağmen hayat devam ediyordu. Varlık Vergisi ağırdı ama soykırımın parçası olmamak ve topluca yok edilmemek, paradan ve maldan çok daha kıymetliydi. Türkiye’nin savaşa girmesi halinde milyonlarca kayıp verilmesi, şehirlerin bombalanması, açlık ve yıkımın ülkeyi paramparça etmesi işten bile değildi. İnönü’nün devleti hayatta tutma önceliği, belki bazı kesimlerin ekonomik felakete uğramasıyla sonuçlandı; ama savaşın bedeli çok daha ağır, telafisi imkansız olacaktı. İsmet İnönü’nün savaş dışı kalma kararı, bir pasiflik değil bilakis en rasyonel, en cesur devlet aklıydı. Milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan bir savaştan uzak durmak, Cumhuriyet’in kurumlarını korumak ve Türk halkını felaketten sakınmak, tarihin en önemli kazanımlarından biridir. Bugün geriye bakıldığında, İnönü’nün tercihinin, savaşın bütün fırtınalarına rağmen Türkiye’yi sağ salim limana çıkardığı görülür. Mal ve servet yerine hayatın korunması, diplomasinin kılıçtan daha keskin olabileceğini kanıtlamıştır. Türkiye, bu sayede hem toprak bütünlüğünü hem de bağımsızlığını koruyarak savaş sonrası dünyaya güçlü bir devlet olarak adım atmıştır.
4
dk.
bottom of page
.png)











